Parasını alamadığım televizyon programı ve Şafak Pavey...

Haberin Devamı

STAR televizyonunun Uzan’ların elinde olduğu son seneydi... Elbette biz o zaman Star televizyonunun Uzan’ların elindeki son yılı olduğunu bilmiyorduk...

Şimdi ortalıkta büyük “vatansever” olarak geçinen o günlerin tetikçilerinden biri olmayı reddedip, namusumla “Benden televizyonda iş yapan program istiyorsanız, size yeni bir proje yapayım... Kanalın iyi bir televizyon programı olur... Ben de namusumla haberleri yapmamış olurum...” dedim...

2003’ün Şubat ayında bir ay eve kapanıp, “Hayatım Roman” diye bir program üzerinde çalıştım...

İlk programda Ferdi Tayfur’un hayatını konu olacaktım...

Üç bölümlük program dramalarla süsleniyor, stüdyodaki konuklardan bu gizemli ünlünün kim olduğunun bulunması isteniyordu...

Loş bir odada ünlüyü sesini değiştirerek yayında tutuyorduk...

***


Program çok tuttu üç bölümün üzerine iki bölüm daha ekledik...

İşin parasında değildim...

Dramacıların parası için kavga ediyor, kendi paramı sözkonusu bile etmiyordum...

Beş program yayınlandıktan sonra yaz geldi ve Faruk Bayhan “yeni yıldaki en önemli projemiz bu olacak... Yaza tatil verelim bu programa...” dedi...

Yazın Uzan’lara yönelik operasyonlar yapıldı ve Star televizyonunda artık böyle kapsamlı prodüksiyonlar yapacak para kalmadı...

O televizyon programları için, o anda almadığım paralar da TMSF’ye kaldı, ödenmedi gitti...

Üzerindeen yıllar geçti, Faruk Bayhan yeni bir televizyon kuruyordu...

Kanal 1 televizyonuna benden yıllar önce yarım kalan o projemizi istedi:

“Hayatım Roman...”

Birincisini iki bölüm çektiğimiz dramanın, sonra benim ikiz çocuklarıma sahip olacağım hayatımın öykülerinden, dramalarından biri olacağını o günlerde elbette bilmiyordum...

***


İkinci drama konum ise Şafak Pavey‘di...

Yıllar önce benim yanımda TRT’de Ateş Hattı programında çalışmıştı...

“İsviçre’ye gideceğim...” demişti, sevdiği gencin arkasından...

“Gitme” demiştim, “Kal burada... Televizyoncu olursun... Orada hamburgercide çalışacaksın yıllarca...”

Dinlemedi bile...

Sonra evlendiği genci seviyordu ve aşk sınır tanımazdı...

Bastı gitti...

Bir süre sonra o tren kazası oldu...

Gitti derken, öteki dünyadan geri getirdi doktorlar onu neredeyse iki parça...

***


Gayrettepe’deki Maci restoranda buluşmuş “Pizza ve İtalyan yemekleri eşliğinde çoğunu bildiğim hayat hikayesini dramayı kaleme alacak olan senariste anlatmaya başlamıştı...”

Şafak’ın hikayesini bitiremeden, yarım kaldı o proje...

Üniversiteden okul arkadaşım olan dramacının, bitmek tükenmek bilmez para talepleri karşısında sıkıldım “kendimi bir ekip çalışmasının elemanı olmaktan çok kullanılacak bir metaa” olarak görüldüğümü fark edip o kendi içime kapanmalara döndüm...

Sıtkım sıyrılmıştı ve beş kuruş para talep etmeden, Faruk Bayhan’ı arayıp, “Durduralım bu programı...” dedim...

Şafak’ın öyküsünü dramalaştıramadan kesmiştim programı...

Yarım kalan öyküsü içimde ukte olarak kaldı...

Geçenlerde onu “Reha Abiii” diye bağırırken gördüğümde, İçimden “iyi ki” demiştim, “Şafak’ı gördüm ve Şafak’la olan öykümüz yarım kalmadı...”

Birleşmiş Milletler’de çalışıyordu Cenevre’de...

Şimdi CHP’den milletvekili adayı...

Şafak milletvekili olmaya hazırlanıyor...

Dün o güzel gülen resminin bulunduğu Google’a girdim...

Şafak Pavey (Diplomat) yazıyordu...

Bizim kız büyümüş de diplomat olmuştu...

İstanbul birinci Bölge 5. sırada...

Olabilirse milletvekili olacak...

Yetiştirdiğim çocuklar televizyonlarda genel müdür oldular...

Umarım sırada bir de milletvekili vardır...

Yetiştirdiği bir de milletvekili olsun bari bu garibin...

***


MAHSUN MAHSUN GÜLÜMSEYEN MUSTAFA VE ZONGULDAK ADAYI HABERAL...

“Hayat siyasi değil insanidir” dedim ben her zaman... İyi insanları sevdim, iyi insanların dostluğunu önemsedim...

İyi insanlara “çok kötü şeyler olmasın” diye elimden geldiğince destek olmaya çalıştım...

Ergenekon Davası önemli bir dava...

Ciddi iddialar, suçlamalar var...

Buna karşın Ergenekon davasında hukukun geç işlemesi sonucu yıllardır içerde mağdur durumda kalan tutuklular var...

Her birinin tutukluluktan kaynaklanan mağduriyeti gözönüne serilmeliydi...

Buna karşın Ergenekon davasındaki suçlamaların ciddiyeti de gözardı edilmemeliydi...

***


Bıçak sırtı bir durumdu...

Ancak “kalbimi için için sızlatan bir sızı” vardı ki, o sızı Ergenekon’dan da öteydi...

Mustafa Balbay benim tanıdığım, dost gördüğüm bir meslektaşımdı...

Mustafa Balbay’ın suçsuz çıkması için dua ediyordum, ancak bir taraftan da “tutuklu kalmaması için” elimden geldiğince çabalıyordum...

Mahkemeyi etkilemeden, ancak dostuma el vermekten imtina etmeden...

***


Çünkü insanlık dostluktur...

İnsan dostuna, “mahsun mahsun gülümseyen arkadaşı Mustafa’ya” birşey yaptığında yapabildiğinde kendini bir parça tatmin olmuş hisseder...

Bir işe yaradığını farkeder...

Dostluk ve arkadaşlık insanlıktır...

Cennet ve cehennem hikayesinde geçenlerde anlattığım gibi, “yanındaki dostunu düşünmeyen insanın” cennette yeri yoktur...

Onun gerçek mekanı cehennemdir...

***


Siyaset falan iyi hoş da insan önce “iyi” olmalı...

Ben insanları “iyi insanlar” ve “kötü insanlar” olarak ikiye ayırırım...

İyi insanlardansanız suç da işleseniz “iyi insansınız”dır... İyi olma özelliğiniz değişmez...

Kötü insansanız, ne kadar iyi bir siyasi yolda olduğunuzu söylerseniz söyleyin, “kötü insan olma” özelliğiniz değişmez...

Kötü olanlar, iyi olan yolları da kötü yaparlar...

***


Mehmet Haberal’ı pek tanımam...

Ancak herkes, doktor olarak binlerce insanın hayatını kurtardığını anlatırlar...

Yaptığınız iyilikler size iyilik olarak dönüyor...

Yaptığınız kötülükler de kötülük olarak...

O kadar Ergenekon tutuklusu arasında Mustafa Balbay’la Mehmet Haberal’ın CHP milletvekili adayı olması tesadüf değil...

Yalnız bir şey var...

Mehmet Haberal’ı Zonguldak’tan aday gösterdi CHP yönetimi...

Ecevit’in Zonguldak’ından yani...

O Ecevit ki Haberal’ın Başkent hastanesinden çıktığında “pek iyi değildi, çıktıktan ve eve gittikten sonra durumu iyileşti...”

Belki tesadüftü bilemiyorum ancak bu konuda bir şaibe hafızalarda mevcut kaldı...

Haberal’ın Zonguldak’tan aday gösterilmesi “şaka gibi...”

***


İBRAHİM TATLISES’İN İSMİNİ TAYYİP ERDOĞAN ÇİZMEDİ!..

Bazı gazeteler, “İbrahim Tatlıses AKP’den adaylığını koydu... Ancak Tayyip Erdoğan Tatlıses’in adaylığını çizdi...” diye yazdılar dün...

Gerçek öyle değil...

İbrahim Tatlıses milletvekili olmak için AKP’ye başvurdu...

Önceleri ne olacağı pek belli değildi...

Sonra Tatlıses “kaleşnikofla” silahlı saldırıya uğradı...

“Kaleşnikof”la niye silahlı saldırıya uğradı bilinmez...

***


Ancak Tatlıses bu saldırıdan sonra, tedavi için Almanya’ya gitti ve AKP’den milletvekili adaylığı konusunda pek “ısrarcı” olmadı...

İlk günlerde onun sağlığını merak eden ve günde dört kez hastaneyi arayan Tayyip Erdoğan da, bu silahlı saldırıdan sonra, olayı belli bir miktar soğumaya bıraktı...

Tatlıses Urfa’dan bağımsız millevetkili adayı olarak seçime giriyor...

AKP’den listeye girmemesinin nedeni, Tayyip Erdoğan’ın isminin üstünü çizmesi değil...

Sanıyorum karşılıklı bir görüş birliği sonucunda “bağımsız adaylık” gündeme geldi...

Tayyip Erdoğan, İbrahim Tatlıses’in isminin üstünü çizmedi...

Kayıtlara yanlış geçirmeyelim...

DİĞER YENİ YAZILAR