Özdemir Asaf’ın sesinden; baba-kız aşkının akşam saatlerinde...

Haberin Devamı

“Mayıs ayının ilk günlerinde bir öğle üzeri Ortaköy’den başladık yürümeye...

Güneş solgun turuncu gökyüzü uçuk mavi, deniz çırpıntılı lacivert, Boğaziçi’nin iki yakası erguvan rengindeydi...

Denizin tarafındaki kaldırımda yan yana yürüyorduk...

Ben denize bakıyordum...

Dalgalar sahildeki tekneleri yavaşça sallıyordu...

Saçlarım uzun olsaydı onlar da rüzgarda sallanacaktı...

Bebek Koyu’na geldiğimizde elimi tutmak istedi...

Önce elimi çektim, sonra elini tuttum...

***


Ele ele Emirgan Korusu’na geldiğimizde bizi laler karşıladı...

Boğaz’ı gören bir banka oturduk...

Yan yana...

Konuşmuyorduk... Denize bakıyorduk...

Kendini bana yaklaştırdı... Elini omzuma attı...

- “Benimle evlenir misin?..” dedi...

Şaşırmıştım...

Yanaklarımın kızardığını biliyordum...

Yüzüne bakmadan “Anneme sormalıyım...” dedim...

Omzumu hafifçe okşadı...

***


Akşam anneme gelip olanları anlatınca; “Babana danışmalıyım...” dedi...

Beş sene olmuştu annemle babam ayrılalı...

Babam ikinci annem Yıldız Moran’la evliydi...

O akşam babam, annemin Caddebostan’daki evine geldi... Sofrada babamla karşılıklı oturduk... Annem ise başa oturdu...

Önce yemek yedik... Sonra annem konuyu açtı...

Sordu...

Benim yanaklarım yine kızarmıştı...

Cevabını bekliyordum ama vermiyordu...

***


- “Benim şiir kitaplarım nerde?..” diye sordu...

Annem kitapları sofraya getirdi...

Babam tabağını kenara itti...

Rakı bardağını kitaplardan uzaklaştırdı...

Sayfaları karıştırmaya başladı...

Şiirle cevap vereceğini anlamıştım...

Makaralı teybi, sehpanın üzerine koyup düğmesine bastım...

***


Şiirlerini sesi ile oynayarak bazen yavaş, bazen hızlı, bazen fısıldar gibi, bazen bağırır gibi okudu...

Hiç ara vermeden okuyordu şiirlerini... Gece uzun sürdü...

Vakit bir hayli geç olmuştu...

Kitaplarını kapattı, yerinden kalktı, kitapları rafa koydu, bizlere “Hoşçakalın” diyerek gitti...

Bunlar erguvanların İstanbul’u kuşattığı 1966 yılının Mayıs ayında yaşandı... Şimdi yine Mayıs ayındayız... Aradan 46 (şimdi 47) yıl geçti... İstanbul yine Erguvan renginde...

***


Düşünmeden bastığım o teybin düğmesiyle babam Özdemir Asaf’ın sesini kaydetmiş olmamın ne kadar önemli olduğunu çok sonraları anladım...

GİDEN isimli şiirinde;

“Geçen yaşadığındır, yaşarken anlamadan.

kalan bir gerçektir belki...” der... Yaşadığını anlamanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim...

Bodrum’da bahçedeki erguvan ağacına bakarak yazıyorum bu yazıyı... Çiçekler döküldü sadece yaprakları kaldı...

Bir sene beklemem gerekecek çiçeklerini görebilmem için... Seneye mayıs ayında kavuşmak üzere Erguvan Ağacı...”

***


Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun’un “evleneceğini babasına haber verdiği ve onun onayını beklediği akşam saatinde yaşadıklarını yazdığı” satırlar bunlar...

Özdemir Asaf’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Sen bana Bakma, Ben Senin Baktığın yönde Olurum...” kitabından...

Ünlü şairin o gece orada evleneceğini duyduğu kızına kendi sesinden okuduğu şiirlerin yer aldığı cd’iyle birlikte satılan kitabı okuyor Özdemir Asaf’ın o akşamını dinledim kendi sesinden...

Özdemir Asaf gibi bir babanın kızının evlendiğini öğrendiği gün, şiir kitaplarını masaya dizip ona şiirlerle cevap vermesi çok dokunaklı geldi bana...

Özdemir Asaf’ı dinlerken Boğaz’a baktım...

Yine bir mayıs günüydü...

Boğaz yine kıpırtılı bir lacivertlikte huzursuzdu...

Daldım gittim, şairin şiirlerinin dehlizlerinde, Boğaz’ın derinliklerine...

İNTİHAR VARSA, KORKUNÇ BİR CİNAYET GELECEĞİ İÇİNDİR!..

Ailesinin “cinayet şüphesi belirtmemesi, intihar olasılığını güçlendiriyor” yorumu yapılıyor...

Oysa Hayri Kozakçıoğlu kadar; “etkin derin bilgiler”in göbeğinde görev yapmış birinin “ailesinin” uluorta konuşması zaten beklenemez...

Ketumiyet bu ailelerin, omurgasından gelen bir reflekstir...

İntihar ettiği söylenen “derin adam”la ilgili bilgileri dün Sabah gazetesinin internet sitesinden alıyorum:

- “Hayri Kozakçıoğlu; Abdi İpekçi suikastının soruşturması sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevindedir...

12 Eylül darbesine zemin hazırlayan en önemli duraklardan birisidir Abdi İpekçi cinayeti...

Hala İpekçi cinayetinin tam olarak niye işlendiğiyle ilgili muallakta kalan sorular bulunuyor...

1987 yılında Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne atanıyor Hayri Kozakçıoğlu...

OHAL Valiliği döneminde ailesini Diyarbakır’a götürmek yerine; devletin aldığı özel bir uçakla her hafta görev yaptığı Diyarbakır’a gidip geliyor...

***


Bu dönemde ismi, Güneydoğu’da terörün tırmandığı, faili meçhullerin arttığı, köylerin boşaltıldığı manşetlerinin yanından hiç düşmüyor...

1991’de İstanbul Valisi olduğunda, kişisel hesabına 250 bin dolar aktardığı iddia ediliyor...

Bu parayı İçişleri Bakanı Kalemli’nin onayıyla geçirdiğini söylüyor...

Mustafa Kalemli bu iddiayı doğrulamıyor...

Çiller, Kozakçıoğlu’nun istifasını istiyor...

1993 yılında para geri gönderiliyor...

O günlerde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Paralar örtülü ödenekten teröre karşı mücadele için verilmiştir... Bu paraların nerede, hangi amaçla harcandığı kamuoyunda çarşaf çarşaf tartışılır açıklanırsa, devlet sıkıntıya düşer...” diyor...

***


İstanbul Valiliği görevini Tansu Çiller’in isteği üzerine noktalıyor Kozakçıoğlu...

DYP’den üçüncü bölge ikinci sıra milletvekili adayı olarak siyasete giriyor...

İki dönem milletvekilliği yapan Kozakçıoğlu, 4.5 yıl kaldığı OHAL Valiliği’nde bölgede yapılan operasyonlar, köy boşaltmalar ve faili meçhullerle ilgili bilgisinin olması nedeniyle, “Kara kutu” olarak adlandırılıyor...”

***


Türkiye’nin geçmiş 30 yıldaki kanlı siyasi tarihinin en etkin ve derin tanıklarından biri Hayri Kozakçıoğlu...

Bu derece derin bir “tanığın” aniden intihar ettiğine inanmak güç...

Bir gün önce eşiyle mobilya bakmaya çıkıyorlar...

Yaz için tatil rezervasyonu yaptırıyorlar...

Üç çocuğu ve torunları var...

Sarıyer’de bir villada eşi, koruması ve hizmetkarıyla yaşıyor...

Hayri Kozakçıoğlu’na ne olduğu yakında ortaya çıkacak...

Fakat “intihar” dediğiniz şey, psikolojikman derin bir depresyon halinin ertesinde ortaya çıkan obsesif bir ruh tezahürüdür...

İnsan kolay kolay intihar alternatifini seçmez...

Hele Kozakçıoğlu gibi, hayatın bunca badiresinden çok derin görevlerin ortasında geçmiş, hayata bu derece bağlı kalmış bir kişi, eğer “intihar” ediyorsa bunun sebebi, aynı zamanda bir “cinayet” nedenidir...

Bu noktada “intihar ve cinayet” birbirinden kopmaz bir ikilidir!..

İntihar varsa bile korkunç bir cinayetin gelmekte olduğunu gördüğü içindir...



O GECE...

O gece ben olmayacağım

Utancımdan bakamadığım aynalarda

Güldüğünüzü görecek

Anlayacaksınız.

HHH

Her gece birinin olmadığı gecedir.

Gecelerinizi karıştıracak gitgide

Olmayanlarınızın çoğalması.

Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece

Korkacaksınız.

HHH

Şimdiden düşünüyorum son kalanınızı

Son gideninizin bu gecesinde.

ama bir gece olacak, ortalarda bir gece...

İçinde siz de olmayacaksınız,

Ayrıca.

Özdemir Asaf

Özdemir Asaf’ın sesinden şiiri dinlemeniz için...

http://youtu.be/K9lohiq73yA

DİĞER YENİ YAZILAR