Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum...
Cumhuriyet ideolojisiyle büyüdüm...
Mustafa Kemal’in kurduğu Türk Eğitim Derneği’nin Kolej’inde ilkokulu, ortaokulu, liseyi okudum...
Oradan mezun oldum...
Çocuklarım da orada okuyor...
Cumhuriyet’in eleştirilecek, övülecek, kutsanacak, yerilecek her noktasına insani bir duruşla önyargısız yaklaşmaya çalışırım...
Ne var ki; ne kadar önyargısız olmaya çalışırsam çalışayım ben bir Cumhuriyet çocuğuyum...
Fakat benim Cumhuriyet çocuğu olmam, Cumhuriyet’i benimsemem, onunla övünmem, bu toprakların ve milletin tarihinin 19 Mayıs 1919 sabahı başladığını göstermez...
Türkiye Cumhuriyeti’nden önce bu topraklarda Osmanlı İmparatorluğu vardı...
Daha öncesinde Selçuklular’ın olduğu gibi...
Bu topraklarda tarih 19 Mayıs 1919’da başlamadı...
Osmanlı’nın yıkılışı elbette yapılan sonsuz hatalardan kaynaklandı...
İmparatorluğun yönetenlerin bu işlerde hatası, günahı inkar edilemez...
Ancak onlar hata yaptı, koskoca bir İmparatorluk yıkıldı diye, “Benim bir Osmanlı geçmişim yoktu...” diye saçmalamayacağım herhalde...
Onları yok farz etmeyeceğim elbette...
Osmanlı padişahlarının ailesini, kendimin ve ülkemin mazisi, geçmişimin ve genlerimin parçası saymaktan vazgeçmeyeceğim her halde...
Benim iki dedem de Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde yaşayıp, savaşlara gittiler...
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyım...
Kendi dedelerimden farklı bir “ülkem ve milliyetim” olamaz sanırım...
Rejimlerin değişmesi, geçmişimin ve ecdadımın değiştiği anlamına gelmiyor...
Osmanoğulları ailesi, bu ülkenin geçmişinde tahtta bulunan ailenin torunlarıdır...
Onların Türkiye Cumhuriyeti’nin Londra Büyükelçiliği’nde toplanması; Cumhuriyet için mutluluk vericidir...
İnsanlar öz dedelerini yok farz edemezler...
Toplumlar da mazisini ve ecdadını!..
FİKRET ORMAN’LA SON DAKİKA...
Trabzon-Beşiktaş maçının başlamasına bir kaç dakika kalmıştı...
Baktım bir saat önce beni aramışlar telefonla...
Beşiktaş yönetiminde heyecan dorukta...
Galatasaray puan kaybetmiş, Trabzon derbisinden çıkacak sonuç Beşiktaş’ın şampiyonluk şansını belirleyecek...
Maçtan önce konuştum Fikret Orman’la...
- “Beşiktaş ideal kadrosuna nihayet kavuştu... Bundan sonra merak etme Başkan... Bu takım ve kadro her şeyi yapacak...”
‘En zor maç’ dedikleri Trabzon maçında yenilmeyeceğinden emindim bu kadronun...
Yenmesi ihtimali bence daha fazlaydı...
Cenk’ten Olcay‘a kadar, kadro olabilecek en iyi kadro... Bu kadro şansızlık olmasın ve değişmesin neler yapacak göreceğiz...
Artık ruhum sizinle...
O yeter size...
İPUCU...
“Arayış içinde olan kişi, benliğinin nihai hedefine ulaşmadan önce bir sınava tabi tutulur...
Özlemini duyduğu hazineye ulaşmadan evvel bir testten geçer...
Bu hayatın işleyiş biçimidir...
Eğer kişisel uyanış yolculuğunu anlatan bir bilgelik kitabı okursanız, arayan kişinin ya da kahramının ödüle, yani arzu ettiği yaşama ulaşmadan önce, daima bir sınavla ya da zorlukla yüzleştiğini görürsünüz...”
ROBİN SHARMA...
BABANIN KIZINI EVLENDİRDİĞİ AN...
Internet Haber’in, Gazeteciler Com’un hayatı sıfırdan kurmuş patronu Hadi (Özışık) kardeşim sık aramaz beni telefonla...
Daha çok buluşur yüz yüze sohbet ederiz...
İşsiz bırakılmış bir gazeteciyken, bugün milyonlarca dolar eden dev haber portallarının sahibi oldu Hadi...
Azmin nelere kadir olduğunu “Hadi’nin hayatından daha iyi anlatabilecek ne vardır?..” acaba bu dünyada...
Telefonu açtım bana ne yaptığımı soruyor...
Ben de saf saf, çocukları, yazıları ve günlük rutini anlatıyorum...
Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra “kızımı evlendiriyorum...” dedi “Cumartesi gecesi...”
Hadi gibi hayatta sıfırı görmüş, işsizliği yaşamış, Bab-ı Ali’de gazetecilik gibi bir gayya kuyusundan kendi başına patron olarak çıkmış bir gazetecinin, kızını evlendirecek olmasındaki “gurur tablosunu” anlamaya çalıştım...
- “Mutlusun değil mi?..” dedim...
- “Çok...” dedi... Eskiden olsa sormazdım, şimdi büyümekte olan iki kız çocuğu aklımdan çıkmadığından “Hadiciğim” dedim, “Kız babasısın biraz burukluk oluyor mu evlendirirken?.. Yuvadan gidiyor çünkü...”
- “Hayır” dedi, “Hiç burukluk yok... Damadımı çok seviyorum... Evlilikleri boyunca her hafta sonu kahvaltıya onlara gideceğime söz verdim...”
Cuma canlı yayında; çocukları en nahif haliyle programda gösterip “Mina’ya Mektuplar kitabını okuyan küçük kızımın üç yıl sonra yanına erkek kardeşini de alıp dünyaya gelmeye karar verdiğini” söylediklerinde, içim bir garip olmuş yutkunup durmuştum... O zaman fark etmiştim ki eskiden çıktığım, sevdiğim, randevulaştığım kızların babalarını, onların duygularını hiç düşünmemiştim...
O kız çocuklarının babaları için taşıdığı önemi fark etmemiş, ne büyük hata etmiştim...
O zamanlar hayata ne kadar da eksik ve sakat baktığımı şimdi anlıyorum...
Hadi kardeşim; Nazlı‘sını evlendirirken, ne kadar mutlu olduğunu anlatmak için, tek bir cümleyi ekleme ihtiyacını hissediyordu:
- “Söz aldılar benden... Her hafta sonu kahvaltıya gideceğim evlerine...”
Bir baba kızını evlendirir ve yuvadan uçmasına tanıklık ederken içinde bulunduğu buruk mutluluğu bundan iyi anlatan bir söz olabilir mi?..
Dün ateşlenen küçük kızımın yanı başında duran Ayşe Nazlı’ya baktım... Hadi’nin Nazlı‘sı evleniyordu işte...
Ayşe Nazlı ya da Mina evlenirken ben ne yapacaktım acaba?..
Kahvaltıya evlerine gitmeye şimdiden söz mü alsam acaba?..

