Haberin Devamı
Tarihi öğrenirsin ki ders alasın... Geçmişi irdelersin ki nerelerden geçerek bugüne gelmişsin anlayasın...
Tarihin büyük önderlerini her yönüyle tanırsın ki, “olayları ve bugüne yerli yerine oturtabilesin, geçmişle gelecek arasında anlamlı bir bütünlük kurabilesin...”
Can Dündar, Mustafa filminde Atatürk’ün “İçkili Çankaya sofralarına” referans yaptığında, bir kesim ayağa kalkmıştı...
O günlerde, “Can Dündar’ın kendi dünyasından baktığı bir film bu... Bu kadar büyütüp, Can’ı linç edemezsiniz...” diyordum...
Dikkat ediyorum; “Mustafa” filminde Atatürk’ün içki sahnelerine hiç itiraz etmeyip, “Gerçekler niye bazılarını bu kadar rahatsız ediyor” diyenler, bugün Kanuni dizisinin yasaklanmasından, Osmanlı’nın ve Kanuni’nin aşağılanmasından, bunun kabul edilmez olduğundan söz ediyorlar...
Ne acı bir çelişkidir bu...
Yaşamlarında sadece kendi değerleri için “standart” oluşturanlar, hayatları boyunca böyle çifte standartlı ve çelişkili olacaklar...
Oysa “tarih” kendimize bugünkü pozisyonu güçlendirmek için, uydurduğumuz bir hurafeler manzumesi değil...
Osmanlı’da Harem vardıysa vardı...
Zahmet edip Topkapı Sarayı’na giderseniz, Harem’in nerede olduğunu görürsünüz...
Harem de Osmanlı padişahı içindi, Roma İmparatoruna hizmet etmek için değil...
Osmanlı’da bazı padişahların içki içtiği sır değil...
Kanuni’nin oğlu İkinci Selim, arada bir değil, alışkanlık derecesinde içki içerdi...
Atatürk’ün Çankaya sofrasında beyaz leblebi arada bir de fava eşliğinde rakı içtiği de sır değil...
Bunlardan bahsetmek, Kanuni gibi üç kıtaya hakim olmuş 46 yıllık bir hükümdarın etkisini azaltmaz, karizmasını çizmez...
Atatürk gibi Cumhuriyet kurmuş, Türkiye’yi yeniden dünya sahnesine çıkarmış bir liderin değerini azaltmaz...
Olsa olsa, bize hayatın gökten zembille inmediğini, her kahramanlığın arkasında aslında etten ve kemikten insanın varolduğunu gösterir...
Fikriye olayını araştırmakla, Hürrem Sultan’ı anlatmak arasında bir fark yok...
Bu insanlar yaşadılar...
Yaşadıkları gerçekler anlatılıyorlar...
Atatürk’ün “sofralarını ve kadınlarını” işleyen filmlere ses çıkarmayıp, Kanuni’nin hayatı sözkonusu olduğunda “hop demek” biraz ayıp...
Tersi de geçerli elbette!..
MOZART’IN KUMARI, NAPOLEON’UN KARISINDAN KORKUSU YOK MU EDİLECEK?...
Viyana’daydım...
Bilenler bilir Viyana demek Mozart demektir...
Her tarafta Mozart kılıklı adamlar dolaşır, adım başı bir Mozart kafe vardır...
Mozart’la yatılır, Mozart’la kalkılır Viyana’da...
Turistlerden Mozart üzerinden inanılmaz paralar kazanır Viyana...
Klasik müziğin dahisi, Viyana’nın medar-ı iftiharıdır Mozart...
Viyana’nın göbeğinde “müze” olarak yaşayan evinde kulaklığı takmış, ünlü bestecinin hayatını dinliyor ve fondan verilen müziğiyle hayatının labirentlerinde dolaşıyordum...
Bir saatten fazla olmuştu evinin içinde geziyor, onun hayatını dinliyordum...
35 yıllık kısa yaşamında Mozart’ın müzikteki dehasının ortaya çıkmasından sonra, yıllık kazancının 4000 (dörtbin) Gulden olduğu söyleniyor ve “kumar oynadığı için” parasız kaldığı, herkesten para istediği söyleniyordu...
Bugünkü rakamlarla 60 bin dolar kazanıyordu ama Mozart nüfuzlu dostlarından arkadaşlarına mektuplar yazarak onlardan para ve kredi talep ediyordu...
Mozart’ın “kumar” tutkusuna, epey bir yer ayırmıştılar kendi evinde, Mozart kutsadıkları müzede...
Fransızlar, tarihlerinin en önemli askeri dehalarından ve komutanlarından biri olan Napoleon‘un, karısı Josephine‘e duyduğu ezikliği anlatırlar...
Fransız tarihçiler, Napoloen’un zaferlerinin altında, cinsel uzvunun boyutlarından, karısı Josephine’e kendini ispat etme çabasına kadar, bir sürü faktörün yer aldığını açıktan söylerler...
Kumar tutkusunun dünyanın en büyük müzik dehası Mozart’ı küçülttüğünü görmedim ben...
Tıpkı Napoleon’un, karısı Josephine karşısında duyduğu kompleksin, onun tarihi karizmasını zedelemediği gibi...
Yeterince gelişmemiş toplumlar insanlardan “kutsal”lar yaratırlar...
O “kutsal”lar sevişmezler, içki içmezler, harem görmezler, kadınlara bakmazlar, zaaf göstermezler, insan gibi olmazlar...
Onlar insan değil, gökten indirilmiş, kutsanmış varlıklardır...
Onun için ölümlüler onların sadece kutsallığını konuşabilirler...
Gerisi yasaktır ve yasaklanmalıdır...
Hürrem Sultan‘ı bilmeden Kanuni Süleyman‘ı anlatabilmek mümkün değildir...
Harem’i göstermeden Kanuni’nin yanına Hürrem Sultan’ı monte etmenin mümkün olmadığı gibi...
Nereden geldi yani Hürrem Sultan?..
Haremden değil mi?..
Bu gerçek değil mi?..
Veziri öldürttüğü, Şehzadeyi öldürttüğü, kendi oğlunu tahta getirebilmek uğruna tehlikeli oyunlara kalkıştığı?..
Bütün bunların sonunda tahta çıkan içki düşkünü Sarı Selim lakaplı İkinci Selim’in Osmanlı’yı Duraklama Devri’ne soktuğu?..
Yalan mı bunlar?..
Ne var bunların anlatılmasında?..
Muhteşem Yüzyıl dizisi hiçbir şey yapmadıysa bunları konuşmamıza, yazmamıza, toplumun bu gerçekleri hatırlamasına ya da öğrenmesine neden oluyor...
Bu dizi Sultan Süleyman’ı küçültmüyor...
Bu diziyi engellemek antidemokratiktir, tarihe karşı günahtır...
İNÖNÜ’NÜN TEPESİNDE GERÇEK KARTAL UÇACAK...
Birkaç ay önceydi...
Londra’da yaşayan sıkı Galatasaraylı can dostum Sabri Çarmıklı “Reha abi” dedi, “Portekiz’in ünlü Benfica takımının amblemi de Beşiktaş gibi Kartal...
Her maçtan önce, eğitimli kartalı 65 bin kişilik Estadio de Luz stadının tepesinde uçuruyorlar... Bütün tribünleri dolaşan Kartal en sonunda yeşil çimlerin üzerine konuyor... Bunu Beşiktaş Kulübü’ne söyle... Muhteşem bir şov bu... Her maçtan önce yapılır...”
Gel zaman git zaman bir türlü fırsat bulup da söylmeyemedim...
Dün öğrendim ki, Beşiktaş Simao’nun alınışı sırasında durumdan haberdar olmuş ve “Eğitimli Kartal’ı” Türkcell’in sponsorluğunda transfer etmiş...
Maçtan önce Kartal’ın ne yaptığını görmek istiyorsanız Kartal Haber sitesine girin, orada görüntüleri var...
İnönü’de Beşiktaş maçları öncesi muhteşem bir “Kartal Şov” başlıyor...
Bu şov maç başlamadan yıkar İnönü’yü...
Futbol böyle güzelleşecek, marka değeri böyle gelişecek... Getirenlere alkış...

