Oscar kanalı niye sürekli yayın yapmıyor?..

Haberin Devamı

İlk günden beri, ne terbiyelerini ne saygılarını bozuyorlar...

İyi yazdın mı teşekkür ediyorlar...

Eleştirdin mi yine teşekkür ediyor, kendilerine göre cevaplarını yazıyorlar...

Bir iletişim ‘guru’su gibi, iletişim nasıl sağlanır onu gösteriyorlar; Digitürk Oscar kanalındakiler...

- “Tercümanın sesinden izlemek zorunda mıyım ses ve görsel efekt olmadan Oscar törenini?..” diye yazdığım yazıya cevap vermişler:

- “Demek duyuramadık sesimizi... Sunucumuz Osmantan Erkır birkaç defa söylediği halde yeterince duyuramadığımız anlaşılıyor” demişler;

- “Yayın filmlerdeki gibi orijinal dildeki düğmesine basınca, tercümesiz geliyordu...” diye eklemişler...

***


Osmantan’ın bunu ne zaman söylediğini bilmiyorum...

Ben sabah 5.40’tan, yayının sonu olan 07’ye kadar Oscar törenlerini izledim, bu anonsu duymadım...

Fakat sorun zaten bunu Osmantan’ın söylemesi veya söylememesi değil...


***


Demek ki sorun “tanıtım” sorunu...

Ve elbette yine “şeytanın ve medeniyetin gizli olduğu ayrıntı sorunu...”

İletişim gurusu oldukları için, Oscar kanalının iletişimcilerine teşekkürler...

Tanıtım meselesini de çözerlerse, kanal kanatlanır...

Fakat kanatlanabilmesi için esas şimdi gelelim söylemek istediğim meseleye...

Bu Oscar kanalının kapanmasını istemiyorum...

Bu kanal kapandığında büyük bir eksiklik oluşacağını hissediyorum bünyemde...

Niye Digitürk’çüler bunu bu senenin Oscar törenleriyle sınırlı tutuyorlar?..

Ellerinde bunca film paketi var...

Bunca film arşivi...

İyi bir taramayla, 1940’lardan başlayarak Oscar alan ve aday olan filmlerin taramasını yapıp, niye Oscar kanalından izletmeyi düşünmezler izleyicilerine?..

***


Oscar başlı başına bir konsept...

Oscar kanalı çıktığından beri, diğer kanallar üzerimdeki etkilerini bir miktar yitirdiler...

Önce Oscar kanalına bakıyorum...

Oradaki filmi üçüncü dördüncü kez izlemek istemiyorsam, diğer film kanallarına geçiyorum...

Öncelik Oscar kanalında...

Çünkü her şeye rağmen Oscar ödüllerini sinemada önemsiyorum...

Bu filmler istense de istenmese de bir süre sonra benim için izlenip tükenecekler...

O zaman diğer kanallar yeniden önemli olacak...

Ancak sinema izleyicisi için, Oscar’lı filmleri içerecek özel bir Oscar kanalı, sinemasevere büyük bir hizmet...

Sinemayı ve Oscar’ı sevdirecek bir hizmet...

***


Böyle bir kanal; bu ülkeden ileride Oscar’lar çıkmasına olanak sağlayacak bir vizyon...

En iyi yabancı film Oscar’ını arka arkaya İtalyan’ların elinden Türk sinemacıların almasına olanak sağlayacak bir perspektif...

Ertan Özertem kardeşim, bir zamanlar Beyaz Gölge dizisinin bu ülkede basketbolu nasıl patlattığının canlı şahididir eski bir TED Kolej’li olarak...

Avrupa ve Dünya şampiyonalarına adını yazdıran 12 Dev Adam‘lar, Beyaz Gölge dizisinden ilham alarak zirvelere ulaştılar...

Sinemada Oscar’lık başarılar için Oscar kanalı şart...

Ertan kardeşim bunu bir daha düşünmeli...

*****


“ANCHOR OLSAYDINIZ 17 ARALIK’I NASIL VERİRDİNİZ?..”

Uzun zamandır aynı saatlerde spor yaptığım bir kişiydi...

Sabahları zaman zaman karşılaşıyorduk...

Eşi ve eşinin erkek kardeşi benimle aynı Kolej’dendi...

Dün nihayet yanımdan geçerken dayanamadı; sordu:

- “Hala anchorman olsaydınız, 17 Aralık ve sonrasında yaşananları nasıl verirdiniz?..”

- “Bire bir vermeye gayret ederdim...

Pek bir yorumda da bulunmazdım...” dedim...

***


Sonra ekledim;

- “17 Aralık’ta da öncesinde de sonrasında, aktif gazetecilik yaptığımı zannedip kendimi aldatmamak ve anchorman olmamak benim tercihimdi... Esas tercihim, olayları nasıl vereceğim değil, anchorman olmamaktı... Bu tercihimi uyguladım... Huzurluyum...”

Artık aktif gazetecilik yapmıyorum...

Tarafsız, objektif, kimselere bağlı olmadan, tamamen kendi vicdanımla ve doğrularımla, aktif gazetecilik yapabileceğimin şartlarını görmüyorum...

Objektif, tarafsız, hem nalına hem mıhına vuracak şekilde gazetecilik yaptığıma kendimi inandıracak kadar şizofren değilim...

Kendimi aldatmayacağım...

***


Yine de, 34 yıllık genetiğimin beni rahat bırakmadığı bir gazetecilik sezgisini bugün okuyucularımla paylaşmazsam rahat etmeyeceğim...

Türkiye’deki olayları anlamak istiyorsanız, son bir yıl içinde iki ülkeyi çok iyi etüd edin...

Ülkelerden biri Mısır...

Diğeri Ukrayna...

Mısır ve Ukrayna’yı iyi anlarsanız; Türkiye’de olup bitenleri de iyi anlarsınız...

Hem olumlu hem olumsuz anlamda...

Kim haklı kim haksız, onu değerlendirme sizin subjektif görüşünüz...

Ama Türkiye’de ne oldu ne oluyor diye soruyorsanız;

Mısır ve Ukrayna’ya bakın...

Olanlar, olmayanlar, beklenenler ve beklenilmesi istenmeyenler...

Her şey var o iki ülkenin yaşadıklarında...

Ve yaşayacaklarında...

Umarım Türkiye onların halen bitmeyen kederli kader çizgilerinde sürüklenmez...

Duam budur...

DİĞER YENİ YAZILAR