Orta yaşlı adamın ‘akıl sağlığı’ sorusu...

Haberin Devamı

Şu anda Türkiye’de yaşanmakta olan “adı konmamış global çaplı çok büyük bir savaş”...

Bu savaş seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte giderek şiddetlenecek, büyük kırılmalara yol açacak...

Bu savaşı, “bir ülkenin, normal demokratik hukuk düzeni, gelmiş geçmiş gelenekleri, oturmuş sistemi, muktesebatı eksenindeki tanımlamalarla anlatmaya çalışmak” okuyucuyu aptal yerine koymak anlamına gelir...

Kendimi aldatmayayım...

Boyutlarını ve içeriğini kimsenin tam olarak kestiremediği; genel anlamda AKP-Cemaat ittifakı olarak bilinen ittifak ayrışıyor...

İttifakın çatırdaması, ayrışması, parçalanması, büyük bir hesaplaşmaya neden oluyor...

***


Olaylar bu hesaplaşmadan ibaret değil...

Hesaplaşmanın ve ayrışmanın arkasında, başka ittifaklar ve saflaşmalar var...

Para var; ulusal ve uluslararası sermaye var, global güçler ve talepleri var...

Eksik kalan ve yeterince denetime açık olmayan bir demokratik sistem var...

Bu savaş ağırlaşarak seçimlere kadar devam edecek...

Yerel seçimlerde biteceğini sanıyorsanız yine aldanıyorsunuz...

Bitmeyecek, tersine artacak...

İlk seçimlerin sonuçlarına göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde etkisi, tahrip gücü ve boyutları büyüyecek...

Dün sabah bu hengamenin ortasında kafamı toplayabilmek, biraz da boşaltabilmek için spor yapıyordum...

Akl-ı selim sahibi olduğu her halinden belli orta yaşlı bir adamcağız yolumu çevirdi:

- “Size bir şey sorabilir miyim?..” dedi...

Ona cevap verebilecek durumda ve psikolojide değildim...

Yolda durup dururken karşıma çıkıp; aklına aniden gelen soruları rastlaştığı insana zorunluymuşçasına metazori soran kişilere pek yanıt vermekten de hoşnut olmazdım...

Orta yaşlı adamın ‘akıl sağlığı’ sorusu...



***


Muhatabımı kırmamaya özen göstererek, cevap verebilecek konumda olmadığımı anlatmaya çalıştım...

- “Spor yapıyorum...” dedim...

- “Kısaysa buyrun sorun...”

- “Bu ülkede akıl sağlığını yerinde tutarak yaşamak nasıl mümkün acaba?..” deyiverdi...

***


Soruyu soran orta yaşlı adamın siyasi görüşünü bilmiyordum...

Sormadım, konu uzayacaktı...

Hangi olaylara referans yaptığını da bilmiyordum...

Akıl sağlığını tehdit edecek noktaya getiren olayları anlatmasını istesem mevzu kim bilir nerelere kayacaktı?..

Fakat orta yaşlı adamın;

“Günlük olayların gelmiş olduğu durum” hasebiyle akıl sağlığını koruma konusunda benden tavsiye isteme noktasına gelmiş olması vahimdi...

O kadar içten, o kadar nahif, o kadar kısa, o kadar net ve yalın sormuştu ki soruyu...

- “Bu ülkede akıl sağlığımızı yerinde tutarak yaşamak nasıl mümkün acaba?..”

Kızamadım ona!..

- “Bu ne biçim sorudur” diyemedim...

- “Sen beni ne zannediyorsun deli doktoru falan mı” diye hakarete yeltenemedim...

***


Aynı tevekkülle, aynı sakinlikte, aynı nahiflik ve aynı yalınlıkta kısa ve tek cümlelik bir cevap verdim...

- “Bilmiyorum...”

Hafif bir gülümseme vardı; yüzümde cevabı verirken...

Sevecendi yüzüm...

Orta yaşlı adam sıcacık gelmişti bana... İçten, nahif, doğal bulmuştum sorusunu...

Kanım ısınmıştı adamacağızın doğallığı karşısında...

Aynı doğallıkla;

- “Bilmiyorum” demiştim...

Bana gülümsedi ve bilgece bir tavırla yanımdan süzüldü gitti...

Birbirimize başkaca bir şey sormadık artık...

“Müslümanlar savaşacak olsa savaşmayacak mısın Mmuhammed Ali?..”

Onbir yaşındaydım annem ve babamla sabahın kör karanlığında yataktan kalktığımızda...

Sabah 05’e kurmuştuk saatleri, annemler uyanmış beni de uyandırmıştı...

Muhammed Ali’nin Joe Fraizer’le Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonluğu ünvan maçını izleyecektik...

Bütün Türkiye ve tüm dünya delicesine Muhammed Ali’nin kazanmasını istiyordu...

Çünkü elinden zorla alınmıştı Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonluğu Muhammed Ali’nin...

Vietnam savaşına gitmediği için, ünvanı elinden alınmış, pasaportuna el konmuş, beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştı...

***


Cumartesi gecesi Muhammed Ali’nin En Büyük Dövüşü filmini Digitürk’te görünce, Ayşe Nazlı’ya “Aman seyredelim kızım bu filmi” dedim ve çocukluk anımı anlattım...

Muhammed Ali’nin beş yıllık hapis cezasının onanacağı, 70 yaşındaki yargıçlarla dolu, Amerikan Yargıtayı’nın Yüksek Mahkemesi’ne hukuk fakültesi mezunu bir gencin atanmasıyla başlıyordu olaylar...

İnanılmaz bir hukuk savaşı ve mücadelesi izliyorduk film boyunca, Yargıtay mensuplarının arasında...

Muhammed Ali; Amerikan’ın Vietnam savaşında; savaşmak istemiyordu, çünkü Müslümanlığı seçmişti ve savaşa inanmıyordu...

Savaşa karşı Amerikan Anayasası’nda bulunan “vicdani ret” hakkını kullanmak istiyordu...

Oysa yargıçlar ve ilk mahkeme, Muhammed Ali’nin “bütün savaşlara karşı olduğuna inanmıyordu...”

- “Müslümanlar savaşacak olsa savaşmayacak mısın Muhammed Ali?..” diye soruyorlardı...

- “Eğer savaşacaksan; o zaman savaşa bütünüyle karşı değilsin... Bu durumda vicdani ret hakkından yararlanamazsın... Sen ‘savaşa değil; Amerikan’ın Vietnam savaşına karşısın... Tek başına buna karşı olup savaşa katılmamak suç... Üstelik örnek teşkil edeceğin için, böyle bir hakkın olamaz... Adın Muhammed Ali olsa bile...” diyorlardı...

Orta yaşlı adamın ‘akıl sağlığı’ sorusu...



***


İnanılmaz film, gerçek olaylardan yola çıkan muhteşem bir hukuk savaşının yaşandığı kurguyla izleyiciye aktarılıyordu...

İnsan olmak, erdemli olmak, hukukun üstünlüğünün her şeyden önemli olduğuna inanmak iki buçuk saat boyunca beni aldı Muhammed Ali’nin dünya şampiyonu olduğu günlerin Amerika’sına götürdü...

Saat 05.30’da başlamıştı Joe Fraizer’le olan dünya Ağır Siklet ünvan maçı...

O sabah kaybetmişti Muhammed Ali...

Sonra Ken Norton’a yenilmişti...

Herkes artık onun bittiğini düşünüyordu...

Ancak “hukuk savaşını insanlık, erdem ve hukuk” kazandıktan bir süre sonra, Muhammed Ali bu kez ringlerde, Ken Norton’u, George Foreman’ı ve Joe Fraizer’i arka arkaya devirerek yeniden dünya ağır siklet boks şampiyonu oldu...

***


Hayatta kaybetmiş gibi göründüğünüz anlarda sakın ola pes etmeyin, henüz nihai olarak kaybetmiş sayılmazsınız...

Eğer gerçekten haklıysanız davanızda, insanlığınızda, adalet anlayışınızda ve insanlara olan davranışınızda, hayat ringde de hukuk savaşında da yüzünüzü güldürecektir...

Azmetmeniz, haklılığınıza inanmanız ve pes etmemeniz şarttır...

İlk gece sabaha karşı yenildiği halde, ondan sonraki bütün maçlarını seyrettim üç kişilik çekirdek aile efradının bir ferdi olarak...

Annemle babamın okul zamanı, sabahın 05’inde televizyon seyretmem için izin verdikleri yegane olay Muhammed Ali’nin maçlarıydı...

Kim bilir?..

Belki de onun için, “maç bitti sen de bittin” dediklerinde, pek aldırmadım etraftakilere...

Çocukluk kahramanımı dinledim içimin bir yerlerinde...

Muhammed Ali bitti dendiği bütün zamanlarda, bitmediğini göstermişti hep...

“Kelebek gibi uçar... Arı gibi sokan” bu adam, ringde iki kez dünya şampiyonluğunu geri aldı rakiplerinden...

Hukuk savaşını inanılmaz bir mücadeleyle kazandı, bütün yargıçları mat ederek...

Onun filmidir Muhammed Ali’nin En Büyük Dövüşü...

Digitürk’e girip, mutlaka izleyin filmi kanallarında...

Yeni bir film; ve Muhammed Ali’yle birlikte esasen “hukuk”u, ve hukuk adamlarını anlatan bir muhteşem film...

DİĞER YENİ YAZILAR