Onları iyi çocuk yapan neydi ki; bizleri kötü çocuk yapmıştı?..

Haberin Devamı

Bugün dinlenen telefon kayıtlarından, yayınlanan tapelerden “çırılçıplak kalan hayatların mağduriyeti” gündemdedir...

Gerçek şu ki hepimizin telefon konuşmalarından, seçilmiş metinler, özel geyikler, dedikodular, alayına bindirmeler, gömmeler herkesin gözüne sokulacak şekilde kamuoyuna yansısa, kendimizi çırılçıplak hissedeceğiz...

Mağduriyetimizi seslendireceğiz...

Günah değil mi diye serzenişte bulunacağız...

Hukuk bir gün herkese lazım olmaz mı diye hayıflanacağız?..

Bu ne biçim demokrasi, insan hakları ve özgürlükler diye haykıracağız...

***


Bunların hepsini yaparken haklı olacağız...

Bunların hepsini bugün yapanlar, haykıranlar insan hakları ve bireysel hukuk açısından haklıdırlar...

Sonuna kadar onların yanlarındayım...

Laf olarak, torba dolsun niyetine değil, fiiliyatta ve vücudumla yanlarındayım, onlardan yana saf tutmaktayım...

***


Yalnız bir konu var ki;

Beni acayip derecede üzmekte...

Derin acılara sevketmekte...

Hislerimi bir türlü seslendiremediğimden, boğazımda düğümlenmekte...

Bugünün mağdurlarına laf gelmesin, mağduriyetleri katmerlenmesin, özgürlükleri dipsiz kuyularda kesilmesin diye, hep bir suskunluk, hep bir tevekkül, hep bir sukunet içinde durmaktayım...

Ne ki hep şunu sormaktayım kendi kendime...

Bizler ne günah işlemiştik de, gizli odakların kirli propagandaların hedefi olmuştuk?..

Günahsız çocuklarımız hangi suçun ve günahın bedeli en kirli ve katmerli, özel hayat tecavüzlerinin birer parçası olmuştu?..

***


Neden biz hedef seçilmiştik de yıllarca, o sıralarda sırça köşklerde yaşayanlar, her türlü muafiyetten yararlanmışlardı?..

Neydi bizim günahımnız?..

Ne yapmıştık biz onlardan daha kötü?..

Niye onlar bizden daha eşittiler?..

İtibarsızlaştırılmazlardı...

Korunurlardı...

Onları iyi çocuk yapan neydi ki; bizleri kötü çocuk yapmıştı?..

***


Yalnız bir adamdık hepimiz...

Gazetecilikten başka bir şey düşünmeyen...

Kimsenin “kuyusunu kazmaya uğraşmayan?..”

Ne yaptık sizden farklı olarak da bizler hedef olduk?..

Niye operasyonlarda bizlerin adları yazıldı hedef niyetine?..

Siz neden o hedeflere bir gün olsun karşı çıkmak ihtiyacı hissetmediniz?..

Niye o operasyonlara dur demediniz...

Çoğunda fiilen rol aldınız, benimsediniz, desteklediniz...

Tribünlerinin sesi, operasyonların nefesi oldunuz...

O zaman da çırılçıplak kalmıştı insanlar...

Bugün kalanlar gibi...

Hiç kimseye hiçbir şey yapmamıştı o insanlar, sinsi bir rövanşın vesilesi olmak için?..

Niye yapıldı bütün bunlar?..

Niye yaratıldı bunca mağdur?..

Niye çırılçıplak kaldı bunca insan?..

***


SEVGİLİ BALBAY...

Hayır mahkemeyi etkilemeye çalışmıyorum...

Mahkeme kararını veriyor ben onun ertesinde insani bir dayanışma arzusuyla yazıyorum...

Adalet kendi mekanizmasını ve sürecini işletiyor, ben de kendi dostani sürecimi devam etririyorum...

Mustafa Balbay kardeşime söylemek istiyorum ki;

“Umudu tükenmesin...

Bugünleri bitecek...

Güzel çocuklarına, sevdiği karısına, dostlarına hatta parlamentoda siyaset yapacağı sırasına kavuşacak...”

***


Bu sefer olmadı...

Çok uzak olmayan bir zaman diliminde mutlaka olacak...

Mustafa elbette tahliye olacak...

Çileli günleri son bulacak...

Üzülme arkadaş...

Kalbin kalbimizdedir...

Kalbimiz de kalbinde...

***


TUNCAY ŞANLI STOKE ŞEHRİNDE NE YAPIYORDU?..

İki gündür İngiltere’nin Stoke şehrine gidenler anlata anlata bitiremiyorlar...

Stoke dediğiniz küçücük bir kasaba...

Anadolu kasabalarını andırıyor...

“Burada insan sıkıntıdan çatlar...”

İlçenin tek eğlencesi futbol...

Maç başlayacağı sırada ilçede kimsecikler kalmamıştı...

Herkes stada gitmişti...

Kasaba tam anlamıyla bomboştu maç esnasında...

***


Şimdi böyle bir şehirde Tuncay Şanlı gibi bir genç adam, Fenerbahçe gibi bir takımı bırakıp gelip futbol oynuyor...

O günlerde Aziz Yıldırım durup durup Tuncay’ı yokluyor:

-”Gelmek istersen sana kapılarımız sonuna kadar açık... Gel Fenerbahçe’ye...”

Nuh diyor Peygamber demiyor Tuncay...

Fenerbahçe’ye gelmiyor...

Bu kasabayı terkedip, İstanbul’un parıltılı hayatına geçmiyor...

Orada, 1960’ların futbolunu oynayan orta sınıf bir İngiliz takımında, futbol oynamayı Fenerbahçe’de futbol oynamaya tercih ediyor...

***


Tevekkeli değil, o günlerde İngiltere’den bir sürü tanıdığım genç kız geceler boyu Tuncay Şanlı’nın kendilerine SMS mesajı gönderdiğini söylerlerdi...

“Allah Allah” derdim, “Adamın işi gücü yok, ta İngiltere’den İstanbul’a telefon mesajı mı atıyor?.. Orada kız mı kalmadı?..”

Stoke şehrini anlatanlar, Tuncay Şanlı’nın davranışının altında yatan saikleri de ortaya çıkartıyorlar...

Belli ki, Tuncay fazlaca sıkılmış Stoke City’deki kasaba hayatından...

Onun için SMS’e abanmış...

Arada bir de İstanbul’a geliyor, kurtlarını döküyordu...

Oynadığı yerin adı İngiltere...

Neden Almanya’ya gitti diye kendi kendime sorup duruyordum...

Şehrin topografyasını çıkarttıklarında anladım...

Hala anlayamadığım bir şey var ama Tuncay’da...

Bu çocuk Fenerbahçe’ye niye gelmiyor da, orta ölçekteki Avrupa kasaba ve şehirlerde futbol yaşamını sürdürüyor?..

DİĞER YENİ YAZILAR