Haberin Devamı
-”Madende yoğun karbonmonoksit gazına maruz kalan işçiler, yanlarındaki öksijen maskelerini takıp, ölüme direnmeye çalıştılar... Ancak o maskeler 45 dakikalıktı...” diyor haber;
-”Oksijen maskelerinin yetmeyeceğini anlayan 14 işçi ‘Revir‘ olarak adlandırdıkları yaklaşık 5 metrekarelik ‘Yaşam odası‘na sığındılar... Odaya girip kapıları kapatan işçiler, oksijen maskeleri ve oksijen tüpüyle hayatta kalmaya çalıştılar... Ancak karbonmonoksit gazı odaya doldu ve yardım gecikti...
14 işçi oksijen tüpündeki son havayı da sırayla soludular...
Yardım ekipleri onları bulduğunda cesetleri üst üsteydi...”
Zehirlenerek ölen madenci sayısının 283’ü bulduğu bir ‘felaket‘in hemen sonrasında, bütün faciayı birkaç sorumluya yükleyerek; “İşte sorumlular“ manşetiyle hayatı yanlış okuyup, geleceğe hiçbir katkısı olmayan bir bakış açısına sahip olamam ben...
Gerçek şudur;
Firmanın ne gibi sorumlulukları var, yakında ortaya çıkar...
Fakat Türkiye’deki; o madende veya başka madenlerle, o işyerinde veya başka işyerlerinde “Avrupa Birliği’nin insan hayatı standartları“ yok...
Düşünmemiz gereken şu;
“Türkiye neden depreme karşı Japonya’da alınan önlemlerin fersah fersah gerisinde kalıyor?..
Neden madencilik kazalarında Avrupa Birliği ülkelerinin standartının yanına bile yaklaşamıyor?..”
Niye bir Polonya kadar, bir Almanya kadar madenci yaşamına saygı duyan bir ülke olamıyor?..
Ursula 35 yıl önce, Paris’te tanıdığım, çok masum bir sevgi yaşadığım 19 yaşında Polonya’lı bir kızdı...
Kız arkadaşıyla Fransa’ya çalışma kampına gelmişlerdi...
Hiç paraları yoktu yanlarında...
Şaşırmıştım; beş parasız nasıl olup da,hangi cesaretle, Polonya’dan kalkıp Fransa’ya gelmişlerdi?..
O zamanlar sosyalist rejimle yönetilen ve Dayanışma’nın lideri Lech Walesa’nın “komünist partiye karşı mücadele başlattığı“ bir ülkeden geliyordu Ursula...
Günlerce haftalarca beraber olmuştuk...
Hayat standartlarını, yaşama bakışını, Polonya’daki ekonomik durumunu, geleceğe dair hayallerini, insana ve kadına ait özlemlerini, rüyalarını biliyordum...
O günlerin Ursula’sı ya da o günlerin Polonya’sı yaşam standartı açısından Türkiye’den çok daha kıt koşullarda mücadele ediyordu...
Heyhat!..
Ursula ve Polonya rejimi devirdiler...
Avrupa Birliği’ne müracaat ettiler...
Avrupa Birliği’ne kabul edildiler...
O standartları benimsediler...
İş adamlarına, sanayicilerine, madencilerine, siyasetçilerine, sendikalarına, insan hayatlarına, hukuklarına ve demokrasilerine bu standartı getirdiler...
Şimdi onlar yaşıyorlar...
Bizler ölüyoruz...
Soma’daki maden işçileri oksijen tüpündeki son havayı teker teker soluyor...
Ve sonra üst üste birbirlerinin üstüne düşerek ölüyorlar...
Avrupa Birlği’ni isteme nedenimizi; “demokrasi ve insan hakları standartlarını yükseltmek değil“, Paris kafelerinde şarap içme özlemimizden kaynaklandığını söyleyenler çıkıyordu...
Soma’da yaşananlar, daha doğrusu yaşayamayanlar, kaderin acı bir tokadıdır böyle düşünenlere...

