Haberin Devamı
Canhıraş bir şekilde bağırıyordu, etrafında kendisini linç etmeye çalışan gruba karşı...
“Merhamet edin” diyordu...
“Oğullarım beni öldürmeyin... Ben size ne yaptım ki?.. Her şeyi sizin için yaptım...” diye haykırıyordu...
İçim ezildi...
Linç ediliyordu...
Hem de en gaddar, en acımasız şekilde...
Linç edilirken deliler gibi bağırıyordu...
“Oğullarım ben size ne yaptım?.. Her şeyi sizin için yaptım...”
“Oğullar”ı ise onu dinlemiyorlardı...
Yerlerde üstü çıplak süründürdükleri adama vuruyor vuruyor vuruyorlardı...
Havaya ateş açarak...
Zafer çığlıkları atarak...
“Oğullarım her şeyi sizin için yaptım” nidası bir merhamet ricası mıydı?..
Sanmıyorum...
O, bütün diktatörler gibi “kendisini ulusuna armağan edilmiş, yüce bir varlık olarak görüyordu...”
Her ne yaptıysa, “ulusu için yapmıştı...”
Mısır’ın, bütün Ortadoğu’yu etkisi altına alan döneminin efsanevi lideri Cemal Abdul Nasır’dan etkilenmişti...
Onun Arap sosyalizmi ve Arap ulusçuluğuna dayalı idelojisine hayranlık duyardı...
Arkadaşlarıyla gizli Özgür Subaylar Hareketi’ni, Nasır’dan etktilenerek kurmuştu gencecik yaşında...
27 yaşında darbe yapıp, monarşiyi tahttan indirdiğinde, hep Mısır ve Suriye ile birlikte bir Arap Federasyonu kurmak istedi...
Öykündüğü ve idol olarak aldığı Nasır’ın ölümünden sonra Arap ulusalcılığını, Suriye ve Mısır’la ortak federasyon halinde hayata geçirmeye çalıştı, fakat yapamadı...
Kaddafi’nin yakalanmasından önce, Mısır’ın 30 yıllık diktatörü Mübarek yıkılmıştı...
Kaddafi’yi 42 yıl sonra kanlı bir şekilde iktidardan indirdiler ve linç ettiler dün...
Bir zamanlar Arap “Federatif karargahı” olacak, “Mısır, Suriye, Libya” üçgeninde, son sacayağı Suriye’nin diktatör liderinin üzerinde de kara bulutlar dolaşıyor bugünlerde...
Beşar Esad’ın tarihin sayfalarından düşmesi için, Amerika’nın inisiyatifinde, son rötuşlar yapılmakta...
Bellidir ki Suriye’de devir kapanacak...
Nasır’la başlayan “kendi sosyalizmini benimsemiş ulusalcı Arap liderler ve onların Cumhuriyetler ve Cemahiriyeler dönemi” bitmektedir...
Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor...
Bütün bölgede, karılan yeni kartlar ellere dağıtılıyor...
Ortadoğu’ya “başka rejimler” geliyor...
Bunu anlayabilmek için, tarihi, coğrafyayı bilmek, bir de siyasi perspektife sahip olmak gerekiyor...
“Kaddafi... Kanlı bir diktatörün acılı sonu...” ifadesi belki doğru ve çarpıcı bir başlık olarak gelebilir size...
Oysa gerçekleri anlatmakta çok yetersiz kalır...
Belki bir Genel Yetenek sorusunda gizlidir cevaplar ne dersiniz?..
İsterseniz...
“11 Eylül-İkiz Kulelere saldırı-İslam-Terör-Ortadoğu-Yeni bir Cumhuriyet-Yeni tip Demokrasi” gibi sözcüklerden anlamlı bir cümle oluşturmaya çalışın...
Oyuncaklı bir Cumartesi sabahı geçirirsiniz...
Kolay gelsin!..
HAYATTA İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ BİLMEDEN ÇAĞIRIRSINIZ... KİTABIMIN İSMİ KIZIMIN İSMİ OLDU!..
İki gün önce çalışma masamı didik didik eden küçük kızım Mina‘yı oyalamaya çalışırken, kitaplıkta gözüme son kitabım ilişti...
Kitabın ismi, “Mina’ya Mektuplar”dı...
İkizler olduktan sonra, soranlara hep kız çocukta Mina ismini çok sevdiğimi, onun için de Mina koyduğumuzu söylemiştim...
Ancak bu doğum sırasında ve sonrasında alınmış bir karardı...
Oysa 2006 yılında çıkartmış olduğum kitabı elime alıp, sayfalarını karıştırınca, “yazdığım kitaba koyduğum isimle, hayatta istediğim bir şeyi bilmeden çağırmış olduğumu” fark ettim...
Öyle ya...
Ben kitabı bastırdığım 2006 yazında, üç yıl sonra ikiz çocuklarım olacağını ve birinin adının Mina olacağını bilmiyordum ki...
Bilemezdim ki...
Çocukların annelerini bile tanımıyordum o sırada...
Nerede kaldı çocuk yapacağımı bileyim...
Sabah gazetesinde “kadınlar, aşk ve ilişkiler” üzerine yazdığım yazılardan toparlayıp üzerine birkaç yazı ekleyerek çıkarttığım bir kitaptı o kitap...
Sabah gazetesine ilk girdiğim günlerde, henüz oda yapılmadığından bana, Salih Memecan’ın 7. kattaki yazı işlerinin ortasındaki odasında oturuyordum...
Salih Amerika’daydı o zamanlar...
Ben de o gelene, odam da hazırlanana kadar orada çalışıyordum...
Bir gün Ahmet Çakar beni ziyarete geldi...
- “Bazı günler esrarengiz kadın erkek ilişkilerini ve olayları anlatan yazılar yazsana... Çok birikim var sende bu konuda... Kimliği belli olmayan bir isme yazmış ol...” dedi...
Bu yazıları yazmaya öyle başladım...
İçimden de düşündüm...
Ne koyayım, ne koyayım ismi diye...
Sonunda “Mina’ya mektuplar olsun” dedim içimden...
2005-2006 yılında yazılmaya ve yayınlanmaya başlayan o “Mina’ya Mektuplar”, ta 2009 yılında Mina ve Poyraz isimli iki dünya güzeli çocuğu getirdi benim hayatıma...
“Bir şeyi istediğinizde onu çekersiniz...” değişmez bir Secret yasasıdır bu...
“Mina’ya Mektuplar” kitabında kadın vardı, aşk vardı, ilişkiler, aldatmalar, sevişmeler, üzüntüler, ayrılıklar hepsi vardı...
Fakat bir “çocuk teması” yoktu...
Mina kimliği meçhul bırakılmış bir sevgilinin adıydı...
Üzerinden 3-4 yıl geçtikten sonra Mina ete ve kemiğe büründü...
Dünya güzeli bir bebek olarak dünyaya geldi...
Yanına Poyraz’ı da katarak...
BEŞ YIL ÖNCEKİ “MİNA’YA” YAZISI...
Kitabı baskıya vermeden “Mina’ya” diye bir yazı yazmışım 2006 yılında...
Okurken, o günlerde aşktan, kadın erkek ilişkilerindeki yalandan, riyadan ve sahteliklerden ne kadar usanmış olduğumu görüyorum...
Ne ilginç...
Hiç çocuk konusunun esansı bile yok yazıda...
Yazıdan girişi şöyle şöyle:
MİNA’YA...
“Şu an yeni yılın ilk gününün öğleden sonra saatleri...
Canım özel bir kişiye mektup yazmak istiyor...
O özel kişi gerçekten yaşıyor mu yoksa sanal mı onu söylemeyeceğim...
Kim olduğunu ya da gerçekte var olup olmadığını bilemeyeceksiniz...
Onun size yazacağım adı Mina...
Aşık olduğum ve sevdiğim kadındı o...”
Yazı böyle başlıyor...
Oysa benim o güne kadar sevdiğim ve aşık olduğum Mina isminde bir sevgilim yok ve olmadı...
Sanal bir isim koydum ve mektupları öyle yazmaya başladım...
2006 yazında da kitabı çıkarttım...
Üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Mina isminde bir kızım oldu...
Şimdi gerçekten Mina isminde bir sevgilim var...
Üç sevgilimden birisi o...
Poyraz ve Ayşe Nazlı’yla birlikte...
Şimdi Mina’ya yazılacak mektupların bir adresi var...
Ortada artık gerçek bir sevgili var...
Siz yazarken, ya da bir şeyi yaparken, sonunda ne çıkacağını bilmezsiniz...
Aklınıza bile getirmezsiniz...
Esasen aklınıza bile getirmediğiniz, hiç ummadığınız bir mucize çıkar bir süre sonra karşınıza...
Evrenin yasasıdır bu...
Kalbiniz iyiyse, iyilikle evrene mesajlar göndermişseniz, hiç tahmin etmediğiniz bir yerden o mesajın, sizi mutluluktan uçuracak cevabını alıverirsiniz...
Bunun için sadece iki şey gerekli...
İçinizden hesaplı davranmayacaksınız...
Ve tertemiz duygularınızla, evrene mesajlar göndereceksiniz...
Evrenin cevaplarının mucizesi sizi şaşırtacaktır...

