Önceki gün öğleden sonra saatlerinde Ankara’ya indim...
Beni alan arabaya, “Akşam trafiğine kalmadan beni otele yetiştirebilir misin?..” diye sordum...
“Yetiştiririm abi” dedi...
Saat beşbuçuğa doğru Rixos Otel’e vardık...
Ödül törenleri için gide gele kırk yıllık Büyük Ankara Oteli’ne Rixos demeye alıştım artık...
Girişte bir de baktım lobi ortaokul öğrencisi kaynıyor...
-”Bir ortaokulun mezuniyet kutlaması var otelde...” dediler...
11 yaşlarında çocuklar, gülüyor, oynuyor, şakalaşıyorlardı lüks otelin lobisinde...
“40 yıl önce biz de ortaokul mezuniyet törenini bu otelde yapmıştık” dedim...
Ankara...
Odamdan TRT’deki Ateş Hattı’nı yaptığım odanın yanıbaşında geceleri sigara içmek için durduğum yangın merdivenini görüyorum...
Her Pazar gecesi saat 02-03 sularında yangın merdiveninde sigara tüttürürdüm Ankara’yı seyrederek...
Ertesi akşamki yayının metinlerini yazardım, montajına girerdim gecenin o saatinde...
Sabaha karşı beş gibi biterdi...
Bazı genç arkadaşlar kıvrılırdı geniş odadaki kanepenin üzerine...
Bazıları da sandalyeleri birleştirip kendilerine yatak yapardı...
Ben iki saat uyuyup duş alıp dönmek için Oran’da tuttuğum eve giderdim sabahın o saatinde...
Ertesi günkü yayına bir parçacık da olsa dinlenerek çıkmak için...
“Bir saat yüzeyim de kendime geleyim” dedim tören öncesi...
Sanki bütün İstanbul Ankara’ya toplanmış...
Bütün sanatçılar orada...
Herkes ödül almaya gelmiş...
Siyasiler var, bakanlar, üst düzey bürokratlar, büyükelçiler...
Törenin hanım sunucusu Seray Sever, “her şarkıcıya ödül esnasında bir hit parçasını okutacağını” söylüyor...
Belli ki tören bir cümbüş olacak...
Sahneye oldukça uzak bir masaya ilişiyorum...
Dostların olduğu, pek protokolün olmadığı bir masa bu...
Uzaktan seyredeceğim sahneyi, biraz da içselleştirmeden ‘seyirci ve gözlemci’ gibi izlemek istiyorum ödül törenini...
Siyaset Dergisi’nin önceki geceki ödül töreni tam 18 yıldır yapılıyor...
Kendi aralarında bir ironi yapıyorlar:
“Bu yıl reşit oluyoruz” diye...
Hayrettir ben bu törenlerin, ne bebekliğini, ne çocukluğunu, ne gençliğini biliyorum...
18 yıldır ilk kez çağrılıyorum ödül almak için törenine...
Nice başarı ödülü aldığım yıllarda ödül alamadığım yere, bu yıl “medya onur ödülü” almak üzere davet ediliyorum...
Kafamda binbir soru var...
Zaferler ve başarılarla geçen televizyon yılları boyunca gelmemiş ödülün, dingin yazarlık yıllarında “medya onur ödülü” olarak gelmesinin ardındaki sırrı keşfetmeye çalışıyorum...
Ne söylesem acaba?..
“Başarılı ile değerli arasındaki farkı” anlatıp sonrasını getirmeye karar veriyorum...
“Eskiden” diyorum, “Yılın başarılısı ödülünü almayı çok önemli bulurdum... Oysa geçen yıllar bana başarılı olanın değil, değerli olanın önemli olduğunu öğretti... Tesadüfe bakın ki, 18 yıldır yapılan bu ödül töreninde bir kez olsun ödül almamışım Türkiye’yi kasıp kavurduğum yıllarda...
Bugün 18 yıl sonra ‘medya onur ödülüne’ layık görülüyorum...
Onur ödülü almak çok güzel ve çok değerli bir şey...
Ancak insan üzerinde yarattığı ağırlık bir başka oluyor...
Medya onur ödülünü aldınız mı, başarılı olmanız yetmiyor, onurlu bir meslek hayatı sürmeniz gerekiyor...
Medya onur ödülünü alırken, o onura layık olmak gerekiyor...
Tutuklu gazetecilerin tutuksuz yargılanacakları bir toplumu hayal etmek, ekonomide büyük başarılara imza atan Türkiye’nin demokraside de çağ atlamasını beklemek ve istemek gerekiyor...
Meslek onurum bunu gerektiriyor...”
Son sözleri söylememle birlikte salonda bir alkış koptu...
Bir ödül alkışı değildi bu...
Sürekli ve bitmeksizin devam ediyordu...
Ben slogan merkezli konuşan birisi değildim...
Söylediklerim, söyleyiş biçimim ve vücut dilim hiç de öyle iddialı bir tonda değildi sahnede...
Tersine olabildiğince tevekkül ve sakinlikle söylemiştim o sözleri...
Ancak alkış bitmiyordu...
Bir üniversite kampüsü değildi Rixos Oteli...
Davetliler, kampüsü doldurmuş muhalif öğrenciler, pankart açan gençler, slogan atan militanlar hiç değildiler...
Tersine, muhafazakar bir kitle hakimdi salona...
İstanbul’dan gelen sanatçılar, müzisyenler, televizyoncular, gazeteciler ve çevreleri de cabasıydı...
Alkış bir muhalefeti değil, değişmesini istedikleri ısrarlı bir talebi dillendirmekteydi...
Gazetecilerin tutuklanması, uzun süredir hapiste kalması toplumu rahatsız ediyordu bu belliydi...
Alkışın gösterdiği gerçek buydu...
Konuşmayı uzatmadım, davetlilere hürmetlerimi sundum...
“Medya Onur Ödülü”ydü aldığım ve başarıyı değil onurun ne olduğunu anlatmalıydım...
“Değerli”yle başarılı arasındaki fark o an önemli hale geldi...
Başarı kişisel olabilirdi...
Fakat “değerli” ancak başka insanların hayatlarına katkı sağlayan bir davranış modeli olursa anlam kazanıyordu...
Alkış, böyle durumlarda başkalarının hayatlarına dokunduğun “değerlilikte” sürüyordu...
Başarılıdan değerliye geçmek ya da başarı ödülünden onur ödülü sahipliğine dönüşmek bir terfi miydi bilinmez, fakat asalet doluydu...
Özenilesi bir asalet...
“EŞSİZ YETENEKLERİNİZLE İNSANLIĞA HİZMET EDİN!..”
“Bugün ruhumun derinliklerinde yatan bebek Tanrı ve Tanrıçayı sevgiyle besleyeceğim... Bedenimde “hayat” bulan içimdeki “Öz”e ilgi göstereceğim...
Kendimi kalbimin içindeki bu derin durgunluğa uyandıracağım...
Ebediyet ve ölümsüzlük bilinci hep benimle olacak...
Eşsiz yeteneklerimin birer listesini yapacağım...
Eşsiz yeteneklerimi ortaya koyarken, yapmayı istediğim şeylerin de bir listesini yapacağım...
Eşsiz yeteneklerimi gösterirken, onları insanlığın hizmeti için kullandığımda zaman kavramı ortadan kalkacak...
Böylece kendi hayatımda olduğu kadar, diğer insanlarınkinde de bolluk ve bereket yaratabileceğim...
Her gün “nasıl hizmet edebilirim” ve “nasıl yardım edebilirim?..” diye kendime soracağım...
Bu soruların cevapları diğer insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmemi sağlayacak...
Spiritüel çalışmalarla egomun ötesindeki yüksek benliğimi arayacağım...
Eşsiz yeteneklerimi keşfedeceğim ve eşsiz yeteneklerimi bulduğumda hayatın keyfine varmaya başlayacağım...
Çünkü bu keyif süreci ancak ebedi bir farkındalığa girdiğimde gerçekleşecektir...
Böylece sonsuz mutluluk halini yaşayabileceğim...
Eşsiz yeteneklerinizle insanlığa hizmet edin...
İstediğiniz her türlü zenginliği ancak böyle yaratabilirsiniz...
Yaratıcı ifadeniz diğer insanların ihtiyaçlarıyla eşleştiğinde, bolluk bereket kendiliğinden ortaya çıkacak, görülmeyenler görülmeye “Öz”ün dünyasından fiziksel dünyadaki foruma akacaktır...
Hayatınızı ilahi gücün mucizevi ifadesi olarak arada sırada değil, her an yaşamaya başlayacaksınız...
Gerçek mutluluğu ve başarının gerçek anlamını, kendi benliğinizin coşku ve sevincini bu şekilde tadacaksınız...

