Ankara’nın esintili bir yaz gecesinde, açık havada oturup uzun uzun sohbet ettiğimi hatırlıyorum şimdi Uğur Mumcu‘yla...
“Rabıta örgütünden” giriyor, İslami sermayenin dünya çapındaki karanlık ve gizli ilişkilerinden başlıyor, MİT’e ve PKK’ya sıçrıyor, oradan yeraltı dünyasının ünlü kabadayılarının akçeli ilişkilerinin seceresini ortaya çıkarıyordu...
Bu adam, bu kadar çok gizli kapaklı ilişkiyi, bağlantıyı, ismi, örgütü nereden biliyor diye düşünüyordum...
O konuştukça, yaz gecesinin Ankara’sında, isimleri ve bağlantıları aklımda tutmaya çalışıyordum...
O kadar hızlı ve ezberlemiş bir şekilde üstünden geçiyordu ki, takip etmekte zorlanıyordum...
Atladığım bir kısmı da sormaktan utanıyordum...
“Bunu da mı bilmiyorsun?..” diye bakmasından ürküyordum...
O kadar çok ismi ve bağlantıyı biliyordu ki, bir başkasının onun bu araştırmacı gazeteci dünyasının içindeki olayları ezbere bilemeyeceğini aklından bile geçirmediğini düşünmüştüm...
Onun için soru sormadan, mümkün olduğunca söylediklerini aklıma yerleştirmeye çalışmıştım...
Bildiğim bir gerçek vardı Uğur Mumcu’yla ilgili...
Uğur Mumcu yaptığı işe adını ilk koyan gazeteciydi...
“Araştırmacı gazeteci...”
İslami yayılma için dünya çapında çalışan Rabıta örgütünü de araştırırdı, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciyken, nişanlısı üzerinden MİT’le bağlantılarını da...
Gazetecilikteki araştırmayı bir örgüt stratejisiyle değil, araştırmacı gazeteci sorumluluğu ve özgürlüğüyle yapardı...
Mumcu için MİT’le PKK ilişkisi de haberdi...
Rabıta örgütünün İslami yayılış öyküsü de...
Haber, bilgi ve araştırma ayırmazdı...
Bir örgüt stratejisinin ulaşmak istediği bir hedef için değil, araştırmacı gazeteciliği hedeflediği için araştırırdı...
Öldürüldükten yıllar sonra oğlunun ve kızının röportajlarından, öğrendim ki oturdukları dairelerinin karşısında tuttuğu bir başka dairede, sabahtan akşama kadar kitaplar arasında çalışıyor, bağlantıları ve karanlık ilişkileri çözmeye çalışıyordu...
Uğur Mumcu, çalışması, haberleri, yazıları ve kitaplarıyla Türkiye’de birçok gazeteciye örnek oldu...
Dün gözaltına alındıklarında Nedim Şener‘i ve Ahmet Şık‘ı izledim...
Ne kadar da Uğur Mumcu’nun stiline ve silüetine benziyorlardı...
Onun gibi her konuyu araştırmaktan çekinmeyen bir araştırmacı gazetecilik ruhu...
Darbe günlüklerini yazmaktan çekinmeyen bir gazetecilik sevdası...
Arkasından İmam’ın Ordusu‘nu kitap yapabilmeye cesaret eden bir gazetecilik nosyonu...
Hrant Dink‘i öldüren gerçekleri ortaya çıkartacak kadar namuslu bir gazetecilik çabası...
Hanefi Avcı‘yla çalışacak kadar önyargısız bir gazetecilik ruhu...
Ne kadar da çok Uğur Mumcu’ya benziyorlardı Nedim Şener’le, Ahmet Şık...
Bilmiyorum elbette, savcının mahkemenin elindeki belgeleri...
Ne ki gözaltına alındıkları andaki görüntüleri, vicdanımda ağır sızıntılar yarattı...
Ne kadar da “yalnız”, ne kadar da “tek başınaydılar...”
Bilmiyorum elbette mahkemedeki belgeleri ve bilgileri...
Ne ki vicdanım sızlamakta işte, araştırmacı gazetecilerin “yapayalnız” götürülüşlerine...
BU BİR VİCDAN YAZISIDIR!..
Savcının bildiklerini bilemem...
Nedim Şener‘i de Ahmet Şık‘ı da pek yakından tanımam...
Ne ki kitaplarını bilirim...
Kitap yazma biçimlerini sezerim...
Kitaplarından ve kitap yazma biçimlerinden...
Hayattaki duruşlarından...
Son olaylarda adları telaffuz edilince, kabaran isyan biçimlerinden...
Hatta gözaltına alındıklarında gösterdikleri tavır ve davranıştan...
Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında vicdanım bana tek bir şey söylüyor...
Onlar Uğur Mumcu gibi olmak isteyen gazetecilerdir...
Savcının bildiklerini bilemem...
Mahkemeye sunulan belgeleri de okuyamam...
Ne ki ben gazeteciliği bilirim...
Gazeteciliğin yapılış şekillerini de...
Hangi ürün bir gazetecinin elinden çıkma üründür?..
Hangi ürün gazetecilik dışı faaliyetleri kapsayacaktır?..
Bunları tahmin ederim...
İnsiyaki olarak sezerim...
Altıncı hissimle hissederim...
Sezgilerimle gözlerim...
Nedim Şener ve Ahmet Şık türü gazeteciler, “Uğur Mumcu’nun araştırmacı gazetecilik” ilkelerini idealize ederler...
Nedim Şener, Hrant Dink cinayetindeki ihmalleri ortaya çıkartmış gazetecidir...
Ahmet Şık, Nokta dergisinde Darbe Günlükleri haberini yazmış gazetecidir...
O gün Darbe Günlüklerini yazan bir gazetecinin, bugün İmam’ın Ordusu diye kitap hazırlaması, araştırmacı gazeteciliğine örnektir...
Elbette savcının elindeki bilgileri bilemem...
Fakat, adının karışmasıyla birlikte “Beni Ergenekon çemberine sokmak istiyorlar” diye feryat edip, reaksiyon gösteren, dava açan Nedim Şener örgütsel değil, “yalnız” bir gazetecidir vicdanımda...
Tavrından, reaksiyonundan, yazdıklarından, yazacaklarından, hatta gözaltına alınışından, hissettiklerim ve sezdiklerim bunlardır...
Bu arkadaşları gözaltına alan belgeler ve kanıtlar nedir çıkacak elbet...
Vicdanım çıkacak belgelerden önce bir kanaat oluşturdu bile...
Bir gazeteci çoğu zaman sadece bir gazetecidir... Gizli kapaklı şeyleri sadece gazeteci olduğu için ortaya çıkartmak ister...
Arkasında hiçbir örgüt ya da gizli bir amaç yoktur...
Bir gazeteci çoğu zaman sadece gazetecidir...
Biliyorum böylesine kirli bir dünyada, para, iktidar ve güç savaşlarının egemen olduğu bu kirli düzende...
Manipülasyonun peynir ekmek gibi satıldığı, her haberin ve yazının arkasında gizli emellerin köpürtüldüğü çıkarlar dünyasının rezilliğinde, bir gazetecinin sadece gazeteci olduğuna inanmak çok kişiye zor geliyor...
Kimse böyle bir saflığı ve temizliği inandırıcı bulmuyor...
Oysa gazetecilerin bazıları sadece gazetecidirler ve böyle olmaktan onur duyarlar...
Onlar idealize ettikleri yaşam biçimlerinden gizli bir gurur duyarlar...
Orhan Veli‘nin şiirlerinden duyduğu gibi;
“Eskiler alıyorum,
Eskiler alıp yıldız yapıyorum...
Musiki ruhun gıdasıdır...
Musikiye bayılıyorum...
Şiir yazıyorum,
Şiir yazıp eskiler alıyorum...
Eskiler verip musikiler alıyorum...
Bir de rakı şişesinde balık olsam...”
Gün namusuyla sadece gazetecilik yapmaya çalışanların Nedim’e, Ahmet’e ve onun gibilere şiirler yazması gereken gündür...

