Nasıl bir hayatın olsun istersin?..

Haberin Devamı

Yaşam koçlarından biri, geçen haftaların birinde bir soru sordu bana:

-”Elinde her türlü güç olsa nasıl bir hayatın olsun istersin?.. Gözünün önüne getirebilir misin?.. Bunu benimle paylaşmak ister misin?..”

Üzerinde bu kadar çalıştığım konularda, ani ve beklenmedik gelen bu soru şaşırttı beni...

Düşünmeye başladım...

Yaşam koçu dostum “Bana söylemek istemiyorsan önemi yok” dedi...

“Sana söylemekle ilgisi yok... Hayatta herşeyi yapabilecek gücüm olsa nasıl bir hayata sahip olurdun sorusu karşısında gözümün önüne hemen bir hayat gelmiyor... Parça parça ve kolayından resim çıkmıyor...”

***


Bana bakıyordu...

Benim ise o sırada beynimde arka arkaya şimşekler çakıyordu...

Bundan 10 yıl önce bana bu soruyu sorsa, düşünecek ve hayal edecek binlerce şeyim olurdu...

Düşünmek ve hayal edeceğim şeyleri söylemek saatlerce sürerdi...

Şimdi, hayal edecek ve söyleyecek çok fazla şey bulamıyordum...

***


Hayal edebilmek demek, dünyaları değiştirecek güce sahip olabilmek demekti ve onun için, ilham gerekiyordu...

Bana yıllar yılı “yapılamaz denilen şeyleri yaptırtan”, olmaz denen şeyleri oldurtan, imkansızı imkanlı yapan şey “ilham”dı...

İçimden fışkıran, ruhumun derinliklerinden kaynak alan, beynimi, kalbimi ve vücudumu saran o mucizevi duygu “ilham”dı beni tetikleyen...

Hiçbir güç bendeki o “ilham”ı alamaz sanırdım yıllar önce...

Kim ne yaparsa yapsın içimdeki ilham gitmez diye düşünürdüm...

***


Sabah gazetesine yazı yazıyordum...

Çok duyarlı ve besbelli beni iyi incelemiş bir kadın gazeteci benimle röportaj yapmaya geldi...

Geçmişin renkli anekdotlarından “güzel bir röportaj” çıkarmayı hedefliyordu...

Bense “Üzerime bir tül örtülmüş” gibiydim...

Sessiz ve diaframdan konuşuyordum...

“Bir gün size bir soru sorulmuştu” dedi kadın gazeteci;

“Ne yapıyorsunuz da ratinglerde hep zirvede kalıyorsunuz?.. diye sormuşlardı size...

Ne cevap vermiştiniz hatırlıyor musunuz?..”

“Hayır” dedim...

“Ben ratingim diye cevap vermiştiniz...” dedi gazeteci, “bir insan hangi özgüvenle bunu söyleyebilir?..”

***


Utanmıştım...

Kadın gazeteci doğru hatırlıyordu...

Gerçekten bu sözü söylemiştim ve söylediğim o an o sırada gözümün önündeydi...

“Ben ratingim...”

Hangi duygu ve ne söyletmişti bana sözü?..

Bir kibir mi?..

Hayır kibirli olamayacak kadar yaşama ürkerek bakardım ben...

Bir zafer anının önüne geçilemeyen sarhoşluğu mu?..

Hayır, o sözü söylediğimde adrenalin yükselmesine yol açacak anlık bir zafer sarhoşluğum yoktu ve çok sakindim bunu söylerken...

Öyleyse neydi “ben ratingim” diyecek kadar patlayan bir özgüven...

“İlham”dı onun adı, “ilham...”

Ruhumun derinliklerindeki kaynaklardan gürül gürül akan, yaşamımı anlamlandıran, amaçlandıran, varlığımın nedenselliğini bilincime taşıyan “ilham”dı bana o sözü söylettiren...

***


Sonra bir gün hiç beklemediğim bir anda o “ilham” gitti...

Ben gittiğini bile farketmedim...

Bir anda yaptığım işlere yabancılaşmaya başladım...

“Ben bu işleri nasıl yapıyormuşum” duygusu gelip içime yerleşmeye başladı...

Yerleştikçe hayretim artıyor, hayretim arttıkça kendi yaptıklarıma yabancılaşmam çoğalıyordu...

Gazetecilikte bana yönelik operasyonlar yapıldı yapılmasına...

O gizli ve derin operasyonların, bu “ilham”ın gitmesine neden olduğu düşünülebilirdi...

Oysa o operasyonlar neden olmamıştı benim “ilham”ımın gitmesine...

Bende o “ilham” gittiği için bana o operasyonlar yapılabilmişti...

Hiç tahmin etmediğim bir yerde, hiç tahmin etmediğim bir insandan “hayatın bütün çerçevesini yıkıp geçen bir kırılma yaşamıştım” ben...

O kırılma, bana can veren hayat iksirimi “ilham”ımı alıp götürmüştü benden...

***


2000 yılının yılbaşına yakın günlerinden biriydi...

Hayatı anlamlandıran “çerçeveyi” kaybettiğim, bir olaydı...

Ancak ben o olayın, hayatımda bu denli derin bir iz bıraktığını anlamamıştım...

Geçmiş gitmiş sanmıştım...

Ne ki hayattaki mutluluk ve mutsuzluklarımız, olaylara verdiğimiz anlamlarla bağlantılıdır...

Olaylara verdiğimiz anlamlar değişmedikçe mutluluklar ve mutsuzluklar değişmez...

İletişim sihirbazlığının temel kurallarından biridir bu...

***


Bir diğeri de “ilham”dır...

“İlham”ınız üzerindeki örtüyü kaldırmazsanız, ilhamınıza kavuşmazsanız, hayatta “tutku”yu yaşayamazsınız...

Tutkuyu yaşayamadığınızda, hayatınız anlamlı olmaz...

Anlamsızlık sıkıntı ve huzursuzluk verir...

“Hayatta her şeyin olsa neyin nasıl olmasını istersin?..” diye sorduklarında çok da fazla bir şey söyleyemezsiniz...

Elbette “Dünyayı gezerim... Yer içer keyfime bakarım...” türü çöp düşüncelerden ve belirsiz zevk ve hedeflerden söz etmiyorum...

***


Hani araba çarpar ve “insan” hafızasını yitirir...

Ne yapsalar etseler “hafıza yerine gelmez, geçmiş olayları hatırlamaz...”

Bir gün bir yerde başka bir şiddetli “çarpma” meydana gelir, insanın hayatında...

Bir de bakarsınız ki yıllardır hafızası kayıp olan o insan bir anda herşeyi hatırlamaya başlamış...

Aynı tipte bir şiddetli çarpma, hafızayı geri getirmiş...

Benim “ilham”ım da böyle bir olay sonunda yeniden geliverdi...

Bir başka “şiddetli çarpma” kaybolan ilhamımı yerine getirdi...

On yıldan fazla bir zaman geçmiş üzerinden...

O on yıl içinde, iç huzurun sesini duyduğum köşe yazılarına başladım...

Hayatımın en büyük mutluluğu olan üç tane dünyalar güzeli yavru sahibi oldum...

Bugün onlarla oyunlar oynayacağız, birbirimize sarılacağız, güleceğiz, kahkahalar atacağız...

Dedeleri ve babaanneleriyle birlikte...

***


“İlham”ımı kaybettiğim yıllar bana dünyanın en anlamlı hediyelerini verdiler...

Üç tane dünya güzeli yavru...

İlham’ımı kaybettiren olaya ve kişiye teşekkür ederim...

Elbette “ilham”ımı yeniden bulduran kişi ve olaya da...

DİĞER YENİ YAZILAR