Savaş 9 Kasım öğleden sonra ölünce, sıcak gelişme, hayatıma egemen oluyor...
Savaş’ın ölümünün acısını yüreğimde hissederken, 10 Kasım’da Atatürk için bir şeyler yazmak yoğunluğuna erişemiyorum bir türlü...
30 yıla dayanan arkadaşlık böyle bir şey...
Savaş’ın ölümünü yaşarken, Atatürk‘ün ölüm yıldönümünü hemen kağıda kaleme dökemiyorum...
Savaş kısık gözleriyle bana gülümsüyor ve yüreğim acıyor...
Arada 1 milyon 90 bin kişi Anıtkabir’e Ata’sını ziyarete gidiyor...
Dolmabahçe Sarayı ve önü dolup taşıyor...
Kadıköy’den Maltepe’ye sahil şeridi, Gazi’ye sevgisini dile getirmeye çalışan onbinlerce insanın, oluşturduğu kordonla taçlanıyor...
İzmir kalabalıktan yıkılıyor...
Mustafa Kemal Atatürk; “Batılı bir yaşam biçimi, bir Cumhuriyet’in lideri, bir laiklik simgesi ve bir bağımsızlık sembolü olarak” milyonlarca insanın yüreğine kazınmış olduğunu tescil ettiriyor...
Bu toplumun çok önemli bir kesimi Atatürk‘ten hiçbir zaman vazgeçmeyecek...
Bu muhteşem coğrafyanın tarihi Atatürk’le başlamıyor bu doğru...
Selçuklu’dan üç kıtaya kadar yayılan Osmanlı’ya, Anadolu’nun işgaliyle bir çukur coğrafyaya mahkum edilmekten, Kurtuluş Savaşı’yla kazanılan Cumhuriyet’e, esareti yıkıp tam gerçekleşmesine ramak kalan Misak-ı Milli’den, yıkılmış imparatorlukların yüreğimizde yarattığı küllere kadar tarihi bir bütün olarak değerlendiriyorum...
Gazi Mustafa Kemal yok edilmek istenen bir milletin yıkılan Osmanlı’nın külleri üzerinden yeniden yaratılması ve tarih sahnesinden silinmesinin önüne geçen liderdir...
Tanzimat fermanıyla kuvvetli esen batılı bir yaşam tarzının önemli bir kesim üzerinde kökleşmesinin sembolüdür Mustafa Kemal...
Türkiye; şu anda Ortadoğu’da kurulmakta olan yeni düzenden, uluslararası yeni haritadan, coğrafyadan ve konjonktürden istifade etmeye çalışıyor...
Tarihinden aldığı güçle...
Genetiğinin kodlarını hatırlayarak...
Mustafa Kemal ve nice tarihe mal olmuş liderinin; ayakta ve haritada tutmaya çalıştığı bir milleti ve ülkeyi etkin ve bölgesel bir güç yapmaya çalışıyor...
Türkiye; anlamsız risklere girmeden, Ortadoğu’da oluşan yeni coğrafyada güçlü ve yeni bir pozisyon almak istiyorsa; “Gazi Mustafa Kemal’in” manevi desteğine muhtaçtır...
Bu milleti en elverişsiz koşullarda ayakta tutmasını bilen bir ‘irade’, o milletin bugün daha avantajlı koşullarda bölgede ışıldayan bir güç merkezi olmasının da ilhamını verecektir...
Fatih Sultan Mehmet kadar;
Muhteşem Süleyman kadar;
Önemlidir Mustafa Kemal’den ilham almak, yeni ve güçlü bir Türkiye için...
Türkiye Gazi Mustafa Kemal’in hayatından, manevi mirasından ve ebediyete intikal etmiş ruhundan güç almadan...
Onu rehber edinen milyonlarca insanın sinerjisini gücüne katmadan...
Bölgede “gerçek bir güç merkezi haline gelemez...”
Cumhuriyet dönemi; gelişme çizgisi esnasında ötekileştirilmiş bir Türkiye’nin geçmişte ülkenin şahlanmasına ket vurduğu, izlenen dar çerçeveli maziyle barışık olmayan politikaların Türkiye’nin muhteşemliğine ket vurduğu doğrudur...
Ancak ötekileştirilmiş olanlardan sinerji sağlanırken, milletin makus talihini değiştirmiş olanlardan;
Esareti galibiyeti çevirmiş bir iradeden “güç” almalı...
Bu iradenin milyonlarca destekçisi ötekileştirilemez...
Onların sinerjisi olmadan Türkiye büyümez...
Son günlerde bir kutuplaşma teorisyenleri kapladı ortalığı...
Kutuplaşmanın iyi olduğunu söylüyorlar...
Çok yakın dostlarım da var bunu söyleyenlerin arasında...
Fakat onlara belirtmeliyim ki;
Bu kutuplaşma işlerinden “büyümek isteyen bir millete yarar gelmez...”
Kutuplaşmadan fayda ummak; dialektik “zıtların birliği” teorisinin ürünü, hayatın merkezini ve gelişimini iki karşıt gücün savaşında gören materyalist bir bakışın tezahürüdür...
10 Kasım’da Anrıtkabir’de, Dolmabahçe’de, İzmir’de ve yurdun dört bir yanında toplanan milyonlara bakmalı o dostlar önce...
Onları yanınıza alırsanız Türkiye büyür...
Matah bir şey sandığınız kutuplaşmanın geldiği yer, 11 Eylül 1980’dir...
Tek sorumlu Kenan Evren ve arkadaşları görünüyor olsa da; söylemek zorundayım ki;
Tek müsebbibi şimdi yargılanan Kenan Evren değildi...
Kutuplaşma fikrinin bizzat kendisi, izleyen kadroları, ondan bir zafer bekleyen müritleri de derece derece sorumluydular 11 Eylül 1980’den...
Onun için, kutuplaşmadan bir hayır gelmez bu ülkeye...
Türkiye’yi büyütmek ve bölgede ışıldayan bir güç merkezi yapmak isteyenler, Gazi Mustafa Kemal ve onun milyonlarca destekçisini gözardı etmemeliler...
CHP’NİN TABANI VE CHP İKAME EDİLEMEZ...
Siyaset mühendisleri; yeni Türkiye’de alternatif ana muhalefet partisinin CHP olmaktan yavaş yavaş çıkacağını düşünüyorlar bir süredir...
Ya da öyle olmasını arzuluyorlar...
Onlara göre, Türkiye’ye bir bütün olarak hitap edebilecek HDP tipi bir parti, CHP’nin yapamadığı muhalefeti yapabilir...
Yanlış bir görüş bu...
Sosyolojik ayakları olmayan ve toplumsal sınıfları kaale almayan bir bakış açısı bu...
Öyle olmadığı Pazar günü bir kez daha görüldü...
Bu 10 Kasım’ın gösterdiği bir gerçek var...
Türkiye’nin Cumhuriyet’ten değil, Tanzimat’tan hatta daha da öncesinden gelen, güçlü bir “Batılı yaşam tarzı damarı” bulunuyor...
Bu ana damar milyonlarca insan için etkili bir kılavuz, hayatı anlamlandıran bir felsefe, insanları keyiflendiren bir mentalite özelliği taşıyor...
Alternatif yaşam tarzı etkinleştikçe, kendi içinde konsolide olan Batılı yaşam biçimi, değerleri ve kültürü 10 Kasım gibi günlerde Ata’sına yönelik derin bir özlem ve saygı olarak tezahür ediyor...
Bir milyondan fazla insanın 75 yıl önce ölen liderinin kabrini ziyaret etmesi, bir o kadarının da bulunduğu yerden “anma törenine iştirak etmesi” kolay tanık olunabilecek şeyler değil...
Türkiye’yi yönetenler, neyin normal seyrinde gitmediğini, neyin eksik olduğunu araştırıp bulmak durumundalar...
Türkiye’nin barış ve huzuru es geçmeden büyüyebilmesi için...

