Mustafa Denizli olmaz Şansal abi, Abdullah Avcı olmalı!..

Haberin Devamı

Şansal Abi; futbol dünyasındaki sıfatıyla Baron “Fatih Terim, Mustafa Denizli ya da Şenol Güneş’ten başkası olmaz... Onlardan biri Milli Takım’ın başına gelsin...” diyor önceki gün...

Olmaz öyle şey Şansal Abi...

Belli ki bu teklifi Maraton programındaki partnerin Mustafa Denizli için ortaya atıyorsun...

Senin gibi kurt bir futbol adamı “Fatih Terim’in Galatasaray’ı, Şenol Güneş’in Trabzon’u çalıştırırken, sezon ortasında kendi takımlarını yarı yolda bırakıp Milli Takım’a geçmeyeceğini” bilir...

Öyleyse ne demek istiyorsun?..

Bellidir ne demek istediğin...

Mustafa Denizli Milli Takım’ın başına getirilsin...

Bunu da öyle bir yapıyorsun ki;

Tek başına Denizli’den bahsedersen, polemik konusu olacağını biliyorsun, yanlarına Milli Takım Teknik Diretörlüğü’ne gelmesi mümkün olmayan Fatih Terim’le, Şenol Güneş’i de monte ederek, program partnerine Milli Takım yolunu açmaya çalışıyorsun...

***


Bu olayın Maraton programının istikbaliyle, SKY Türk’e sessiz sedasız alınan, Sergen Yalçın’ın yayıncılık geleceği ile ve Lig TV’ye taze kan arama arzusuyla bir ilgisi var mı bilmiyorum, fakat sana şunu söyleyeyim ki, “Mustafa Hoca’nın Milli Takım’a gelmesi doğru bir karar değil Şansal Abi...”

***


Şöyle sorayım sana;

Hiddink’in hocalığı tartışılır mı Şansal Abi?..

Teknik bilgisi, taktik bilgisi, futbol ezberi, uluslararası tecrübesi, futbolcu yönetimi becerisi; ne ararsan var mı Hiddink’te Şansal Abi?..

Var dediğini duyar gibiyim...

Peki ne yok Hiddink’te Şansal Abi?..

Başarıya olan açlık, kendini dünya aleme ispat etmek için duyulan o yakıcı arzu, bu yok değil mi Hiddink’te?..

Ununu elemiş, eleğini asmıştı daha Milli Takım’a geldiğinde bile öyle değil mi?..

Oysa Türkiye artık milli takımından dünya çapında yeni bir zafer istiyor, bekliyor...

Bunun için hırslı, arzulu, başarı için deli gibi ter dökmeye arzulu genç bir teknik direktör arıyor...

Bir Dünya Kupası finali bir Avrupa Şampiyonası finali arzuluyor bu millet...

Futbolun bu kadar içinde olup, futbolla bu kadar yatıp kalkıp, 70 milyonun içinden dünyanın en iyi takımlarından birini nasıl çıkartamadığına hayıflanıyor bu ülke insanı...

***


Mustafa Denizli’nin teknik direktörlük kariyeri tartışılır mı?..

Tartışılmaz...

Peki Chelsea’yi, Rus milli takımını, Güney Kore’yi çalıştıran Hiddink’in teknik direktörlük kariyeri tartışılır mıydı?..

Elbette hayır!..

Diyeceksin ki Hiddink yabancıydı, Mustafa Hoca Türk...

Hoca, futbolcunun halinden anlar, onu motive eder...

Bu bir avantaj gibi görünse de Hiddink’in de Mustafa Hoca’ya göre avantajları yok muydu Şansal Abi?..

Hiddink Türk değildi, fakat milli takımlar konusunda çok tecrübeli değil miydi?.....

***


Fakat istenen başarının gelmemesindeki mesele o değildi ki?..

Bunu sen de biliyorsun...

Bu işin başına gelecek adam başarı için yakıcı bir arzu duymalı, dünyaya kendini ispatlayabilmek için, ateşin üzerinde yürüyecek bir ruh halinin fırtınasını taşımalı...

Tıpkı bir zamanlar senin, benim, Can Tanrıyar’an SHOW TV’yi başarıdan başarıya koşturma arzumuzda olduğu gibi?..

O günleri bir hatırla...

O günlerdeki gibi yakıcı bir arzu, enginleri fethetme ruhu gerekmiyor mu yeni bir milli takım inşaası için?..

Şansal Abi;

Bu fırtınayı şu anda taşıyacak gibi görünen bir hocalardan biri Abdullah Avcı...

48 yaşında, artık kendini tam ispatlayabileceği bir noktada...

2006’dan beri, beş yıldır İstanbul Büyükşehir Belediye’yi gayet başarılı ve istikrarlı bir şekilde yönetiyor...

Derbi maçlarda, tek maçlık kupa ayaklarında, takımı çok iyi motive ediyor, teknik ve taktik olarak futbolcusunu çok iyi hazırlıyor...

Hırslı, arzulu ve “bir yerlere damgasını vurmak için hevesli...”

Aklı hırsının önüne geçmiyor, Galatasaray’dan teklif geldiği halde, o sırada kendi takımını yarı yolda bırakacak kadar, gözü dönmüş bir ihtiras sahibi değil...

***


Kendisini yakından tanımıyorum...

Fakat Beşiktaş taraftarı Büyükşehir Belediye’nin Galatasaray maçlarının aksine, Beşiktaş maçlarındaki aşırı motivasyonundan dolayı Hoca’yı pek sevmez biliyorum...

Hatta Avcı’nın Galatasaray maçlarında aldığı sonuçlar Şifo Mehmet’le (Özdilek) aralarında ilginç bir tartışmaya da neden olmuştu...

Ancak bunların Milli Takım için hiçbir önemi yok...

Eğer Milli Takım’ın bir yerlere gelmesini istiyorsak, “Volkan’a Fenerbahçeli diye bağırmayacağız” Arena’da...

Abdullah Avcı Galatasaray’a yakın diye karşı çıkmayacağız...

Hepimiz Türk Milli Takımı’nın başarısı için kafa patlatacağız...

Mustafa Hoca elbette kariyeri, futbol bilgisi ve tecrübesi ile Abdullah Avcı’dan daha önde...

Fakat sağlık sorunlarını yavaş yavaş çözüyor ve Hoca artık dingin ve huzurlu bir hayat istiyor...

Ben de onun dostu olarak, onun dingin ve huzurlu bir hayat yaşamasını arzuluyorum...

Biliyorum ki; Milli Takım’la dünya kupası finali oynayacak bir yarışa girmeye kalkarsa, sağlığını kaybeder...

Girmezse bu sefer Milli Takım sağlığını kaybeder...

Genç, başarıya aç, kendini ispat şansı arayan kişilikli bir Türk antrenör, Milli Takım’a hoca olmalı ve yeni takımı teker teker, adım adım her yerden futbolcu seçerek, onları motive edip, şans vererek bir takım oluşturmaya başlamalı...

Biliyorum ki Türkiye’nin futbolda büyük başarılara imza atmasına Başbakan bile kafayı takmış durumda...

Genç Türk hocaların hepsinin şansı var...

Hepsi de çok isterlerse buna muktedirler...

Abdullah Avcı sanki eşitler arasında biraz daha eşit...

*****


ERKEKLER Mİ KADINLARI YÖNETİR, YOKSA KADINLAR MI ERKEKLERİ?..

Bu hafta Eylem (Doğan) Pazar Vatan’da beni en fazla provoke edecek kadın-erkek ilişkileri sorularını sordu...

Erkekleri kim yönetiyor, kadınların erkek üzerindeki etkileri gibi, benim tam beyin hücrelerimi harekete geçirecek sorular geldi...

Ben de “Elim uzanmaz, lafım gitmez” demedim, ne düşünüyorsam söyledim...

Ortada “Erkek egemen toplum” falan yok, ortada “Kadınlar tarafından yönetilen egemen olduğunu sanan erkekler topluluğu var...”

***


Bu gerçeği bilmezseniz, kadın erkek ilişkilerini de, sorunları da çözemezsiniz...

Bir erkeği her halükarda bir kadın yönetir...

Bu önce anne, sonra sevgili, daha sonra eş, daha sonra kız çocuk veya başka kadınlar olabilir...

Buna karşın hiçbir kadını, hiçbir halükarda bir erkek yönetemez... Bu iş şöyle başlar;

“Bir erkek çocuğunu, çocukluk yaşlarında hemen her zaman anne yönetir... Buna karşın bir kız çocuğunu çocukluk yaşlarında hiçbir zaman baba yönetmez...

Tersine çoğu zaman, kız çocuğu babayı yönetir...

İlk tecrübelerini de burada edinir... Gerisi kolay gelir...

Onun için “Erkek egemen toplum” gibi boş ve hiçbir anlam ifade etmeyen geçersiz klişelerin arkasından gitmek istemiyorsanız, Pazar Vatan’daki soru cevaplara bir göz atın...

Bu Pazar erkeklerin düşünmesini sağlar...

Kadınlar mı?..

Onlar biliyorlar bu gerçeği zaten...

Sadece söylemiyorlar...

*****


TAYYİP ERDOĞAN’DAKİ DEĞİŞİM!..

Yeni Anayasa tartışmalarıyla Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinde çok önemli “voltaj değişiklikleri” görülüyor...

Bir kere Tayyip Erdoğan’ın, son Genelkurmay atamalarından sonra, asker ve polise yönelik hitabetinde gözle görülür yaklaşım değişiklikleri var...

“Asker ve polisin birbirini tamamlayan iki unsur” olduğunun altını kuvvetle çizmeye başlıyor Erdoğan... Bunun nedeni, kendisini asker karşısında da emniyette olduğu bir Başbakan gibi hissetmesi...

Orada artık muktedir olduğunu görünce, “askere karşı olan mesafeli duruş yerini kavrayıcı bir yaklaşıma terkediyor...”

***


Sadece bununla sınırlı kalmıyor Tayyip Erdoğan’ın söylemindeki, frekans değişikliği...

Ona paralel bir örgütlenmenin olmayacağı tek bir devlet, Mustafa Kemal’e çok daha fazla vurgu, Anayasa hazırlanırken Gazi’nin sözlerinden hareket, millet tanımında, Atatürk’ü karşısına almadan günümüzle ortak bir dil tutturma çabası görülüyor...

Tayyip Erdoğan kurumlar üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırdıkça, söylemlerinde devletin “kırmızı çizgileri” yeniden belirginleşiyor...

Türkiye “Kürt meselesi, millet, anayasal vatandaşlık gibi konulardaki kırmızı çizgilerini” sivil hakimiyeti sağlamış bir Başbakan’ın ağzından yeniden görmeye hazırlanıyor...

DİĞER YENİ YAZILAR