Sabah haberlerini yapan Fatih Portakal’ın yeni dönemde Fox TV’nin Ana Haber yüzü olacağını öğrendiğimde, geçmiş ezberimden gelen bir tepkiyle karşıladım durumu;
- “Çocuk iyi bir anchorman olma yolunda...” dedim...
- “Nazlı Tolga’nın ayrılmasından sonra, başarılı sabah programcısını ana habere kaydırmaları doğal...”
Gazetecilik mecram birbirinden oldukça farklı iki döneme ayrılıyor benim...
İlk otuz yıl, gazetecilikle ilgili ezberimi, 80 yıllarının başında “Çetin Altan’ın Milliyet’teki köşesi Şeytan’ın Gör Dediği” sütunu belirlemişti...
Şöyle diyordu Çetin Altan;
- “Dünyada insanlar gerçekte ikiye ayrılırlar... Mesleği olanlar ve mesleksizler... Mesleksiz olanlar her işi yaparım diyenlerdir... Bir mesleği iyi yapabilmek ise, o meslekte evrensel standartları benimsemekle mümkün olur... Mesleğinizi dünyada iyi yapabilecek bir donanıma kavuştuysanız, çağdaş bir insansınız... Mesleğinizi iyi yapmak yerine ‘başka şeyleri iyi yapmayı’ tercih ediyorsanız çağdaşlıktan nasibinizi almamışsınız demektir...”
Terörün 78 kuşağını ezip geçtiği günlerden geliyordum...
Kendime hayata düzgün katkılar sağlayabileceğim bir yol, bir ışık bulmaya çabalıyordum...
Genç kalbime “usta”nın sözleri ilaç gibi gelmişti...
Hayatımı “gazeteciliğe adadığım” ve bütün hayatımı “delicesine bir habercilik üzerine inşa ettiğim” yıllar, o Çetin Altan’ın o yazıların yayınlandığı yıllardır...
Siyasi ve ticari etkilerden uzak, iyi yapılacak bir gazeteciliğin, çağdaşlığın, demokrasinin ve özgürlüğün mesleki kıstası olduğuna inanmıştım...
Otuz yıl, bu ezberle sürdürdüm meslek hayatımı...
Yaptığım hiçbir haberin arkasına bakmadım...
Kime yararmış bu haber o benim işim değildi...
Ben haberi yapar geçerdim...
Beni “haber” ilgilendirirdi, başka bir şey değil... Yapmadığım haberler ise “kurgu” olduğunu, özellikle servis edildiğini düşündüğüm haberlerdi...
Öyle haberler olduğunu hissedince, “irkilirdim...”
Gerisi “haber haberdi”, gazeteci kimseleri memnun edebilen bir meslek erbabı değildi...
Gazetecilikte “Siyasi duruşları hiç önemsemedim... Siyasi duruşları olanların da, gazetecilik duruşları benim için çok daha önemliydi... Benim görüşüme göre, siyaset de gazeteciliğin emrindeydi...
Gazeteciliğin türlü türlü siyasetlerin emrinde olduğunu anladığımda çok geç olmuştu...”
Fatih Portakal, iyi bir anchorman olma yolunda genç bir gazeteci...
Fox TV’nin sabah programlarını başarıyla yapıyor...
Onun ana haber bülteni yüzü olması doğal bir mesleki yükseliş...
30 yıllık gazetecilik ezberim böyle diyordu haberi duyduğumda...
Ancak konu gazetecilikse ve medyayı “ulusal ve uluslararası büyük sermaye yönetiyorsa,” ‘sermaye’nin politik duruşları çok önemlidir medya organlarındaki kararlarda...
Medya; “tiraj ve rating alınarak, karşılığında reklam pastasından aynı oranda pay sahibi olunarak, kazanç sağlayan bir mecra” olmaktan çok, “ulusal ve uluslararası büyük sermayenin politik duruşlarının anlamlı bir ifade tarzı bulduğu” siyasi bir mecradır...
Sadece Türkiye’de değil, uluslararası medya sermayeleri de, “bu politik duruşların bir yansımasıdır...”
Rupert Murdoch, Avustralya kökenli uluslararası bir medya patronu...
Amerika’da muhafazakar politikaların sesi olmakla biliniyor...
Irak’taki Amerikan müdahalesini, Amerikan FOX TV o kadar “çarpıcı bir yayıncılık”la destekledi ki, bir kesimin yoğun eleştirilerini aldı..
Ortalama Amerikalı’nın gözünde ise kahraman bir hüviyete büründü...
Murdoch’un dünya çapında 175 gazetesinin hepsi, Irak savaşının yanında bir politika izledi...
Murdoch’la ilgili çok değişik iddialar ve tartışmalar var, fakat konumuz onlar değil...
Önemli bir ayrıntı şudur;
Murdoch grubu 1981 yılında İngilizlerin ünlü gazetesi The Times’ı satın aldı...
The Times gazetesi tanıdık bir gazete...
Geçtiğimiz günlerde, “dünyadaki bazı ünlü sanatçıların gazeteye tam sayfa verilen bir ilanla” Gezi olaylarını eleştirdiği ve Başbakan’ı ağır biçimde suçladıkları gazete The Times gazetesi...
“Gezi olaylarındaki orantısız güç kullanımının” uluslararası yargıya gidebileceğinden söz eden bir ilan yayınladılar...
Bazı Oscar’lı sanatçılar da imzaladı bu ilanı ve Ankara’da büyük tepkiye yol açtı ilanın The Times gazetesinde yayınlanması...
Aynı gazeteye bir süre sonra, Türkiye’den bazı yazar ve sanatçılar, cevabi bir ilan verdiler...
FOX grubu The Times gazetesinin sahibi olan grup...
Amerika’daki “muhafazakar” çevrelerin de görüşmelerini temsil eden bir yayın organı...
Aynı zamanda Wall Street Journal’ı da aldı bu grup ve Amerikan sermayesi ile finans merkezlerini etkileyen en önemli gazetelerden birisinin sahibi oldu...
Fatih Portakal, genç ve umut vaat eden bir ahchorman...
Ancak Fox TV’deki tek özelliği bu değil Fatih Portakal’ın... Fox TV’nin “iktidarın uygulamalarına en muhalif sesi ve yüzü aynı zamanda Fatih Portakal...”
Bir halk adamı kimliğindeki anchorman’liğine karşın; eski spikerleri Nazlı Tolga gibi “rengini ve tavrını belli etmeyen bir sunucu” modunda hiç değil...
Çalar Saat programında “iktidarın uygulamalarına yönelik lafını sakınmayan eleştiriler getirmekle ünlü” bir sunucu...
Bir anchorman’in iktidar yanlısı veya muhalifi olması demokrasilerde bir sorun teşkil etmez... Her medya grubu, kendi durumuna, pozisyonuna ve tavrına göre, bir yayın politikası izler...
Ona uygun kimlikleri yayın politikasının ana unsuru yapar...
Bu haliyle “demokratik, hakkaniyetli ve medya müktesebatına tamamen uygun bir atamadır Fatih Portakal ataması...”
Umuyorum Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan da bu demokratik anlayışı görür, “Çalar Saat” programında başına çok geldiği gibi, “fazla uyarı” yemez...
Bu demokratik gerçekle birlikte, bizlerin de bilmesi gereken bazı olgular var ulusal ve uluslararası medyayla ilgili...
Amerika’da lobiler seçimler esnasında istedikleri siyasi partiyi desteklerler... Hangi partiye isterlerse o partiye para yardımında bulunurlar...
Bu yasaldır...
Tek bir şartla fakat...
Şeffaf olması koşuluyla...
Herkesin kimin kime yardım ettiğini, parasal destek sağladığını bilmesi şartıyla...
Bu yazının esas amacı kimin ne yaptığının bilinmesidir...
Demokrasilerde şeffaflık ilkesinin sağlanmasıdır...
Murdoch ve Fox grubu, medyada hareketli gireceğimiz Eylül ayına, sürpriz bir siyasi atakla başlıyor...
Bu atağın ne olduğunu açıklamak bir yazarın demokrasi borcudur...
Bunun “ulusal ve uluslararası medya grupları açısından” doğal olduğunu belirtmeyi unutmadan elbette...
Amerikan ve İngiliz medyasının muhafazakar (conservative) sermayesi, Türkiye’de kendisini Eylül için yeniden konumlandırıyor...
BU YAZIDAN SONRA...
Fox Haber’de geçmişte benimle çalışmış, haber müdürlüklerimi editörlüklerimi yapmış bir çok genç arkadaşım çalışıyor...
Bugün bu yazıyı okuduklarında çok şaşıracaklarını biliyorum...
Hiçbiriyle konuşmadan, hiçbirinden hiçbir bilgi kırıntısı almadan böyle bir yazı yazmamı hiç beklemezlerdi benden...
Muhtemelen şöyle diyecekler okuduklarında yazıyı;
- “Ne ilgisi var... Bizim haber politikamız aynı kalacak... Tarafsız, objektif ve herkese aynı uzaklıkta...”
Elbette benim yetiştirdiğim gazeteciler olarak gazeteciliğin ve yayıncılığın temel ilkelerinden vazgeçmeyecekler, bunu biliyorum...
Bu konuda bir kuşkum da yok...
Ne var ki; yazarlık günlerim ve görevim artık televizyon haberciliği günlerimin ötesindeki anlamları yazmamı gerekli kılıyor...
Ulusal ve uluslararası sermayeyi, onların konumlarını, pozisyonlamalarını ve tavırlarını okuyuculara aktarmak bir kamu görevi...
Otuz yıldan sonra bu meslekte “bilinmeyen ve anlatılmayan şifreleri” okuyucuya aktarmazsam, bütün bu yılları boşuna geçirmiş olurum... Bir dönem onların “usta”sı olma onuruna erişmiş mütevazı bir köşe yazarının böylesine bir zaafı bünyesinde barındıramayacağını onlar da bilirler...

