Murat Karayılan'ın sözlerinden sonra PKK terörü...

Haberin Devamı

Tam bir şeyler olacak, akan kan duracak diye umutlanırken, her seferinde sivillerin veya evine gitmekte olan Mehmetçiğin katledildiği PKK saldırılarının olmasına alışmıştım...

“Gizli güçlerin provokasyonu”, veya “PKK’nın canavar yüzü” başlıklarının ötesinde, “terör örgütü”nün mantığıyla olaylara yaklaşıyordum...

Neydi olay?..

PKK terörü benimsemiş bir örgüttü...

“Terör yaparak bugünlere geldiğini” düşünüyordu...

***


Kürtçe yazılıp konuşulmasını, TRT’nin bile Kürtçe yayın yapmasını, kaset çıkmasını, şarkı söyleyip halay çekilmesini, BDP’nin yükselmesini kısaca Kürt sorununda Türkiye açısından “yeni” olarak ne varsa, bunun “yıllardır sürdürdüğü PKK terörünün karşı tarafı yıldırması” olarak görüyordu...

PKK’ya yakın çevrelerde çok sık duymuştum şu sözleri:

“Sizin terör dediğiniz mücadele olmasaydı, bugünlere gelinmezdi...”

Böyle gördüğü için, PKK görüşme yaparken, ateşkes kararı alırken bile, “terörden” vazgeçmiyordu...

Çünkü görüşmelerin, ateşkesin altında yatan nedenin bile kendi “terör gücü” olduğunu düşünüyordu...

***


Silahlı mücadeleyi bir yöntem olarak savunan, dünyadaki belli başlı örgütlerde, çok çarpıcı bir söylem vardır:

“Savaş zenginlerin terörüdür...

Terör fakirlerin savaşı...”

PKK, terörü de geçip kendini bizzat “savaşta” görüyordu...

Savaşırken, ateşkesin veya görüşmenin fazlaca bir anlamı yoktu...

Savaş savaştı, terör de terör...

Zaten öyle oldukları için “kabul görüyorlar”, en azından “kaale alınıyorlardı...”

Hiç olmadık zamanlarda, Bayram’da, kamuoyunun en hassas olduğu anlarda, “bu eylemleri gerçekleştiriyorlardı ki, karşı taraf dünyanın kaç bucak olduğunu” anlasın, onların “potansiyeli” hakkında bir kez daha bir fikir sahibi olsun, tavrını ona göre ayarlasın...

***


Terörist örgüt için, terör kullandığı araçların en belirgini ve vazgeçilmezidir...

“Her şeyi terör sonucu ya da silahlı şiddet” sonucu yaptığına inandığından, kendi “değerli” vasıtasından vazgeçmek istemez...

Onun için “PKK’nın son vahşeti”, “hangi gizli gücün provokasyonu” türü başlıklar, benim olayları anlamada ilgimi hiç çekmeyen başlıklardı...

Bu başlıklar “çocuk aldatır, vasatı oyalardı...”

***


Devlet temsilcileri ile örgüt görüşürken, İmralı’da Apo’yla temas edilirken, bir taraftan süren terörist eylemler onun için hiç sürpriz gelmedi bana...

“Terör örgütü, bizzat görüşmeler devam ederken, gücünü gösteriyordu...”

Bundan daha doğal bir şey olmazdı...

Çünkü gelinen noktayı “kendi terörist gücünden” ibaret sanıyordu...

Oysa dünya değişti...

Değerler değişti...

Etnisiteye verilen anlamlar değişti...

Hürriyet gazetesinin logosundan “Türkiye Türklerindir logosunun kaldırılıp kaldırılmayacağı” tartışması, PKK terörünün sonunda yapılmıyor...

Muhtemelen PKK terörüyle hiçbir alakası yok bu tartışmanın...

Ermeni terör ötgütü ASALA’nın Türk diplomatlarına yönelik terörist eylemleri çok uzun yıllar önce bitti...

Ancak “Ermeni soykırımı” tartışması bitmedi artarak devam etti...

PKK şunu bilmeliydi...

Terör bir olayın dünyada ilk kez duyulmasını sağlayabilir...

Ancak terör bir olayın legalleşmesini ve ulusal ya da uluslararası düzeyde kabul görmesini sağlayamaz...

***


Dün PKK’nın dışardaki lideri olarak bilinen, KCK’nın Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın şu sözleri önemlidir:

“Eylemi doğru görmüyoruz... TAK meselesiyle çok uğraştık... TAK bizimle ilişkisi olan bir örgüt değildir... Siirt’te dört kadının öldürülmesi acı verici... Kürt olsun olmasın sivilleri hedeflemeyiz...”

Elbette bu sözler, geçmişin üzerine sünger çekmiyor...

PKK’nın dışardaki liderinin bugüne kadar sivil hedefleri de içine alan eylemleri mahkum ettiği anlamına gelmiyor...

Bu kadar saf olmamak lazım elbette...

Fakat şu olabilir...

“Bir taraftan görüşmeler yaparken, diğer taraftan terörist gücünü göstererek mevzi kazanma” pozisyonunda bir değişiklik olabilir...

Neden mi öyle düşünüyorum?..

Karayılan’ın şu sözlerinden:

“Eğer TAK örgütü gerçekten halkın özgürlük mücadelesine hizmet etmek istiyorsa ve yine Önderlik (Apo) üzerindeki işkence sistemine karşı durmak istiyorsa, bu tür eylem biçimlerinden vazgeçmeli; daha meşru, daha doğru mücadele biçimlerini esas almalıdır...”

Her ne idiyse o süreç...

Sanki devam edecekmiş gibi geliyor bana...

PKK şunu hiçbir zaman unutmamalı...

Terör eğer bir savaş biçimiyse, en büyük terörist, savaş gücü en yüksek olandır...

Bir örgütün terör gücü, uluslararası değerleri değiştirmeye yetseydi, dünya çapındaki “savaşçı güçler ya da örgüt deyimiyle en büyük teröristler, bu gidişe niye dur demediler?..”

Bu mesele bu noktadan sonra terör yoluyla çözülmeyecek...

Öyle geliyor bana...

***


OĞLU İLE BABASI ARASINDAKİ FARK... “BABASI TÜRK BAŞBAKANI’NI ARAMAZDI...”

Hayatın baba ile oğul arasında nasıl değiştiğini görüyorum...

Şimdiki Yunan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun babası Andreas Papandreu da, ismini aldığı dedesi Yorgo Papandreu da Yunan Başbakanı’ydılar...

Ben Atina’da gazetecilik yaparken Yorgo’nun babası Andreas Papandreu Başbakan’dı...

Yorgo dün Tayyip Erdoğan’ı telefonla arıyor, “Aman itidal” diyor...

Niye?..

Çünkü Kıbrıslı Rumlar Amerikan şirketiyle, Doğu Akdeniz’de zengin yataklar bulmaya uğraşıyor ve sondaj yapıyorlar...

Piri Reis gemisi de “Bizde araştırma yapmaya çıkıyoruz deyip. Akdeniz’in sıcak sularına rota çevirdi...”

Yorgo da Tayyip Erdoğan’ı arıyor, “Aman itidal” diye...

***


1987’de Yorgo‘nun babası Andreas Papandreu, Ege’de bir Kanadalı şirketle ortak petrol aramalarına girmişti...

O zaman da Turgut Özal çıkmış “Piri Reis’i Ege’ye çıkartıyoruz... Aynı bölgede sondaj yapacak...” demişti...

Yorgo’nun babası Andreas Papandreu o sırada hiç Turgut Özal’ı arayıp, “Aman komşu itidal” demeyi düşünmemişti...

Televizyonlara çıkıp, “Gelecekleri varsa görecekleri de var... Onlara cevabımız sözlü olmayacak...” diye meydan okumuştu...

Piri Reis aynı Piri Reis...

Akdeniz aynı Akdeniz...

Petrol aynı petrol...

Sondaj aynı sondaj...

Arada iki temel fark var...

Birincisi Yorgo babası Andreas gibi, gelene geçene meydan okumuyor, daha yumuşak, daha esnek davranıyor...

İkincisi, Yunanistan eski Yunanistan değil...

Bir zamanlar zengin Avrupa Birliği’nin paraları yiyen şımarık çocuğu Yunanistan paraları yiyip bitirdikten sonra iflas etti...

Şimdi o eski karizmatik, yakışıklı, etrafa para dağıtıp, racon kesen hallerinden eser kalmadı...

Müflis bir işadamı konumunda...

Bu devirde paran ve gücün olmadı mı, karizman da çiziliveriyor böyle işte...

Onun için paraya ve güce bağlı karizmayı, karizmadan saymam ben; es geçerim...

Karizma, paradan ve arkadaki güçlerden bağımsız olan gücün adıdır...

Deepack Chpora’nın dediği gibi;

“Paraya ve dış refrenslara bağlı güçler, gerçekte güç değildirler... Gerçek güç benliğimizden fışkıran güçtür...”

Onu bulmak için dışarıya değil, içimize bakmamız gerekir...

İksir oradadır...

DİĞER YENİ YAZILAR