Haberin Devamı
Bazen bu ülkede yaşanan çok önemli olaylar “kamera şakası”nı andırıyorlar... Hizbullah örgütünün elebaşları mahkemece müebbede mahkum oluyorlar...
Ortada belgeli görünen suçlar var...
Dosya hukuk ve yargılama prosedürü gereği Yargıtay 9. dairesine gidiyor...
Hemen hemen belli ki Yargıtay 9. dairesi de müebbet hapis cezasını onayacak...
Ne oluyorsa o arada oluyor ve tutukluların cezaevinde 10 yıllık tutulma süreleri bittiğinden, salıveriliyorlar...
Olacak iş değil, ama oluyor...
Kamera şakası gibi...
Ve dün Yargıtay 9. dairesi kararı onuyor...
16 Hizbullah tutuklusunun müebbetle cezalandırılmasına karar veriyor...
Ancak bu kararın pratikte 10 Hizbullah örgütü hükümlüsü için hiçbir kıymet-i harbiyesi yok...
Çünkü onlar tahliye olup kaçtılar...
Şu anda hiçbir yerde bulunamıyorlar ve yoklar...
Bu bir kamera şakası falan değil...
Türkiye’nin en hunharca işlenmiş cinayetlerinin hükümlüleri, bir şekilde geçtiğimiz günlerde serbest bırakıldılar...
Siyasilerin adliyeyi, adliyenin siyasileri suçlamasının hiçbir anlamı yok...
Müebbetler kaçtı...
Kamera şakası gerçek oldu...
SERGEN YALÇIN’A SEVGİM VE UYARIM!..
Kaç kez, NTV yöneticilerini uyardım... “Sergen Yalçın’ı mutlaka Rıdvan Dilmen’in yanına koyun... Hatta, Galatasaray’dan da Hakan Ünsal’ı bu ikilinin yanına verin ki üç büyük camia keyifle futbol yorumu dinleyebilsin...”
Hatta bir ara, Rıdvan’ın yanına kimseyi istemediğini söylediler, bu sefer Rıdvan’a yazdım...
“Sana Lig TV’de yapılanı sen başkasına yapma... Lig TV’de çalışırken, senden statta yorum alırlardı, stüdyoya sokmazlardı... Şimdi sen mükemmel futbol bilginle NTV stüdyolarındasın... Sergen’i arka plana atma, beraber programa çıkmaktan yüksünme...”
Hayat ilginç bir mecra...
İnsanlar güç bütünüyle ellerindeyken, “hayatı daha güzelleştirecek, son tahlilde kendisine de yarayacak işbirliklerine” burun kıvırıyorlar...
“Ben büyüğüm burada... Benim borum öter, başkasına gerek yok...” diyerek...
Oysa olaylar hep böyle devam etmiyor...
NTV yöneticilerine “Eğer tek başına Rıdvan saatlerce konuşursa, bir süre sonra ilginçliğini yitirir, kimse izlemez...” demiştim...
Fayda etmedi...
Sergen de ikinci yarı başında TRT’den teklif alınca hemen geçti...
Transfer nedeni ilginçti:
“Orada Rıdvan vardı... Ben kendim birinci adam olmak istiyordum... Kendi programım olsun istiyordum... Para önemli değil... Onun için TRT’yi seçtim...” dedi...
Sergen futbol bilgisini çok beğendiğim bir yorumcu...
Futbolculuktan gelme bilgileri taze...
Yeşil sahalardan daha kopmamış...
Yorumları, bilgi ve anlam yüklü...
Ancak futbolculuğunu da çok sevdiğim Sergen’e çok önemli bir uyarım var...
Son zamanlarda görüyorum ki, Guti başta olmak üzere Beşiktaş’ın İspanyol ve Portekizli yıldızlarında, sürekli bir hata ve yanlış arayan bir hali var...
“Guti’yi eleştiriyor, yıldız futbolcuysan şöyle yapacaksın” diyor, Quaresma’ya bindiriyor, “Bunlar geldi de Beşiktaş ne oldu” gibi laflar atıyor...
Sergen; kendi de Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli yıldız futbolculardan biri...
Yıldız futbolcu gün gelip yorumcu olmuşsa oynayan yıldız futbolcunun halinden en iyi o anlar...
Oysa Sergen, sanki Guti kendi yerine Beşiktaş’ta ilk 11’e girmiş gibi konuşuyor...
Guti, Sergen’in rakibi değil...
Beşiktaş, Sergen’in yerine Guti’yi veya Quaresma’yı transfer etmedi...
Sergen 4 büyük kulüpte futbolunu oynadı, çok sevdiği Beşiktaş’ın da sembolü oldu...
Beşiktaş’ın yabancı yıldızlarına sürekli “Böyle yıldız olunur mu?” diye sorarsa, bir süre sonra herkes “Sergen şimdikileri kıskanıyor da ondan böyle konuşuyor” der...
Sergen artık bir futbol yorumcusu...
Üstelik de eski bir yıldız futbolcu...
Şu anda sahada olan yıldızların halet-i ruhiyesini ne kadar iyi anlatırsa spor kamuoyuna o kadar yıldız bir yorumcu olur...
Aksi halde, “kendisiyle kıyaslıyor” diyerek insanlar ondan soğur...
Sergen’in böyle olmasını hiç arzu etmem...
O benim Beşiktaş’a ilk geldiği günden beri çok sevdiğim bir futbolcu...
Bu konuda Rıdvan’ı örnek alabilir Sergen...
Rıdvan mesela star futbolcuya karşı hep koruyucu bir tavır içinde...
Demek istiyor ki, “Star futbolcular, yani bizler böyleyizdir...”
Bilmem anlatabildim mi sevgili Sergen?..
BİUTİFUL’DA HAYATIN İÇİNDEN GERÇEK BİR KARAKTER JAVİER BARDEM...
O sonbahar günü Paris‘te Saint Micheal semtinin, dar sokakların hafif kasvet kokan ambiyansında gördüm o cep sinemasını...
Paris’te dar sokakların küçük kavşaklarına konuşlanmış sinemalar görürsünüz...
O sinemalar her şeyden daha fazla Parisyen’dirler...
Çokça Hollywood’un büyük bütçeli filmleri gösterilmez oralarda...
Ya eski bir klasik, ya ilerde olması beklenen bir klasik veya kendi çapında bir festival filmi vizyondadır...
İngilizce’deki yazılışıyla değil kendi orijinaliyle “Biutiful” biçiminde yazılmış filmin afişini gördüğümde şaşırmıştım...
Javier Bardem‘in koskocaman resmi afişte duruyordu ve ben Barcelano‘da çekilen bu Biutiful filmini hiç duymamıştım...
Yeni bir filmdi üstelik...
Benim aklıma Barcelona ve Javier Bardem dendi mi çok daha popüler olanı, üç muhteşem kadınla Vicky, Christina ve Maria Elena‘yla yaşanan Barcelona filmi geliyordu...
Javier Bardem’in popüler Amerikan filmlerinde çizdiği ve kadınların karşısında ‘yıkıldığı’ karakter belliydi...
“Ye, Dua Et, Sev” filminde Julia Roberts‘la, Barcelona’da ise Scralett Johnson ve Penelope Cruz‘la, Bardem hep hafif romantik, salaş, yakışıklı tutkulu ve delidolu karakterlerin adamıydı...
Bu yönleriyle, yeni kadın modernitesinin “hayallerini ve fantazyalarını süsleyen” karakterdir Bardem...
Oysa Biutiful filmine girdiğimde, filmin daha ilk repliğinden ve karlar üzerindeki sahnesinden, bu filmin popüler bir Bardem filmi olmadığını anlamıştım...
İspanyolcaydı filmi, Paris’te Fransız’ca alt yazıyla oynuyordu...
Amerikan filmlerinin çok da fazla repliklerin anlaşılmasına ihtiyaç duymayan tempolü, aksiyonlu filmlerinden değildi...
Yasadışı yollardan çinli göçmenleri Barcelona’ya getiren, onları izbe bir yerde barındıran, fason malları yollarda sattıran evli iki çocuk babası bir adamdı
Javier Bardem...
Karısı başkalarıyla beraber oluyordu ve sorumsuzdu, bir ayrılıp bir barışıyorlardı, iki çocuğun bütün yükü Javier Bardem’in üzerindeydi...
Ne güzel görüntüler, ne güzel kadınlar, ne güzel yemekler, ne de güzel şaraplar vardı filmi popüler kılacak... Hayatın ta içinden sıradan bir adamın, hayat macerasıydı filmden taşan...
En İyi Yabancı Film Oscar‘ına aday oldu şimdi hem film hem de oradaki oyunuyla Bardem...
Güzel görüntüler istediğiniz bir film ihtiyacınızı gidermez Biutiful...
Hayatın gerçek hikayesini ve yaşanan gerçek dramları, gerçek bir karakterden izlemek istiyorsanız Biutiful’u görün...
Oradaki Javier Bardem gerçek çünkü...
Filmdeki Barcelona’nın turistik değil, gerçek olduğu gibi...

