Mısır'daki kanlı olaylardan Türkiye'ye dersler!..

Haberin Devamı

Ne acı Türkiye’nin de bir parçası olduğu Ortadoğu’nun durumu...

Suikastler, diktatörlükler, baskılar, isyanlar, yakmalar, yıkmalar, şiddet kullanarak iktidarı almalar, yeni diktatörlükler, yeni suikastler...

Yeni bir fasit daire...

Mısır...

1981 Ekim’inde Enver Sedat‘ın Bağımsızlık Günü törenleri sırasında suikaste uğrayıp öldürüldüğü an gözümün önünde şimdi...

Askeri tören esnasında öldürmüşlerdi onu...

Dünya televizyonları İsrail’le anlaşma yapan Nobel Barış Ödülü sahibi Sedat’ın öldürülmesini flaş flaş diye veriyorlardı..

Yerine asker kökenli yardımcısı Hüsnü Mübarek‘in geldiğini duyurmuşlardı...

Gençten bir adamdı...

***


Enver Sedat’ın öldürülmesinden sonra Mısır’la ilgimi uzun zaman kestim...

81’de Sedat’ın yerine gelen bu genç adamın, 1987’de, 1993’te, 1999’da ve nihayet 2005’te kısıtlanarak yapılan seçimlerde arka arkaya 5 kez seçildiğini gözardı etmişim...

Her biri altı yıldan toplam 5 dönemdir, yani 30 yıldır Cumhurbaşkanı o genç adam...

Benim, Ankara’da muhabirlik, İstanbul’da editörlük, Berlin’de, Tokyo’da öğrencilik, Atina’da temsilcilik, İstanbul’da yazarlık, Ankara’da programcılık, İstanbul’da yayın yönetmenliği ve ertesinde gazetelerde köşe yazarlığı yaptığım, “bütün gazetecilik hayatım boyunca Cumhurbaşkanı’ymış Hüsnü Mübarek...”

Artık 2011’de yapılacak 6’ncısına “olmaz” diyor, parti binasını ve Dışişleri Bakanlığını dün gece yakan günlerdir Mısır’ı yerle bir eden göstericiler...

Görünen o ki, kısıtlı demokratik katılımın olduğu Mısır’daki bu seçimi de Mübarek ailesi kazanacak ve altı yıl daha ülkeyi yönetecek...

***


“Türkiye, ne yapıp edip Avrupa Birliği’ne girmeli...

Ortadoğu coğrfyasından gelen makus talihini değiştirmeli” diye dilimizde tüy bitene kadar niye konuştuğumuzu şimdi anlayabiliyorlar mı acaba?..

“Laik düzen korunmalı gerekiyorsa darbe olsun” diye içinden geçirenler...

Ya da “Halkın çoğunluğu şeriat istiyorsa şeriat da gelir...

Dinin uygulanmasını istiyorsa o da uygulanır” diye iç geçirenler Mısır’dan gerekli mesajları alabiliyorlar mı?..

***


Mısır olayı Türkiye’deki “iki cenaha” da çok önemli mesajlar veriyor:

Radikal laikçi cenaha:

Mübarek de laikti... Arkasında yüzde 90’ın üzerinde oy olduğunu söylüyordu... 30 yıllık diktatörlüğün geldiği nokta budur...

28 Şubat yüzyıl sürecek diyenler belki Mübarek’in durumundan sonra bir kez daha düşünürler...

Radikal dinci cenaha:

“Halkın çoğunluğu ne istiyorsa o olur... Muhalefet iktidara, azınlık çoğunluğa tabidir...” diyenler, Mübarek’in durumundan ders çıkartırlar mı?..

Mübarek’in arkasında halk var gözüküyor...

Üstelik Mübarek Amerika tarafından sınırsız ve koşulsuz destekleniyor...

Ancak olmadı mı olmuyor...

Halk kim olursa olsun, 30 yıldan sonra bir 6 yıl daha aynı liderle devam etmek istemiyor...

***


Yolsuzluk, işsizlik, pahalılık elbette bu isyanı tektikleyen patlamalar...

Ancak isyanın temelinde, Ortadoğu’nun “bir türlü demokratikleşmeyen rejimlerinin diktatoryel gerçeği” yatmakta...

Enver Sedat suikasti...

Sedat’ın yerine gelen yardımcısı Mübarek’in 6 yıllık diktatörlüğü...

Sonra kısıtlı katılımla yapılabilen seçimler ve yüzde 97’yle kazanan Mübarek...

Sonra yeniden, yeniden, yeniden Başkan seçilen bir lider...

Bir Ortadoğu coğrafyası macerasıdır bu...

Suikastler, diktatörlükler, baskılar, isyanlar, yıkmalar, yağmalar, yangınlar, iktidara el koymalar, yeni diktatörlükler, yeni baskılar, yeni suikastler...

Ortadoğu rejimlerinin fasit dairesidir bu...

Türkiye “demokrasiyle, Avrupa Birliği’yle” Ortadoğu’nun bu fasit dairesinden kurtulacaktır...

Kurtulmalıdır...

Darbeci laikçilere de, dinci radikallere de inat...

Türkiye’de Batılı anlamda çağdaş demokrasi ve laiklik kazanmalıdır...

*****


ASKER, POLİS AYRIŞMASI VE MISIR’DAN NOTLAR...

Dikkatinizi çekti mi?..

Mısır’da ordu kontrolü sağlamaya çalışıyor...

Polise ise isyancılar güvenmiyor...

Anlaşılıyor ki polis ile asker arasında bir farklılaşma, bir ayrışma mevcut Mısır’da...

Bir ülkenin ordusuyla güvenlik biriminin ayrışması, çağdaş bir Avrupa demokrasisinde mümkün olur mu?..

1998 yılında çekilen The Siege (Kuşatma) isimli bir Hollywood filmi vardı...

Denzel Washington FBI görevlisini, Bruce Willis ise Amerikalı bir generali oynuyordu...

Amerika’daki terörist saldırı bütün yaşamı tehdit edince, Amerikan Başkanı’nı ordunun görev yapmasına ikna ediyorlardı...

Başlarındaki general Bruce Willis ise ilk iş olarak Brooklyn’deki ne kadar sivil Amerikalı Arap varsa stadyuma topluyordu...

Denzel Wasington FBI görevlisiydi, generalin bir Amerikalı Arabı işkenceyle konuşturmaya çalışmasına karşı çıkıyor ve suç işlediğini söylüyordu...

Filmin finalinde, müthiş bir sahne vardı...

Amerikalı general Bruce Willis ile FBI görevlisi Denzel Washington ve maiyetindeki asker ve polisler birbirlerine karşı silah çekiyorlardı...

***


İki taraf da elleri tetikte birbirini vurmak üzereyken, ikilinin arasında geçen bir demokrasi ve hukuk dersi niteliği taşıyan muhteşem bir diyalog vardı...

“Bana kanunu sen mi öğreteceksin... Ben kanunun üzerindeyim” diyordu generali oynayan Bruce Willis...

“Sen, senden önceki generallerin, kazandığı prestiji yok eden birisisin... Kanunun falan üzerinde değilsin...

İşkence yapmaktan tutuklanacaksın...” diyordu FBI görevlisini oynayan Denzel Washington...

“Beni bu sözlerinle ikna edeceğini mi sanıyorsun” diye soruyordu general...

“Seni değil, şu anda elleri tetikteki askerlerini, katil olmamaya ikna etmeye çalışıyorum” cevabını veriyordu FBI görevlisi...

Bruce Willis’in bu sözler üzerine, emrindeki erlere silahları indirmesi emrini verdiği an inanılmazdı...

***


Bunlar Amerikan sinemasının, biraz da fantazya ve hayalle süslü senaryoları...

Ne acı ki Ortadoğu’da bu senaryolar günlük gerçek hayatın her an olabilecek birer parçası...

Amerikan sinema endüstrisinde bunlar bir film senaryosu...

Mısır’da ise hayatın gerçek senaryosu...

Türkiye acaba hangisine benzemek üzere?..

Amerikan demokrasisine mi, Mısır’daki asker-polis ayrışmasına mı?..

Mübarek’i sınırsız destekleyen Amerika’nın tutumundan anlıyoruz ki, ABD’nin derdi ne Mısır’da ne başka yerde pek demokrasi falan değil...

Demokrasi olsa 30 yıldır bir diktatörü desteklemezdi Amerika...

Türkiye’deki demokrasiyi Amerika değil, biz geliştireceğiz...

Bu da Mısır deneyinden öğreneceğimiz bir başka gerçek...

DİĞER YENİ YAZILAR