Haberin Devamı
Koalisyonsuz iktidarların, Türkiye’ye daha fazla yararlı olduğunu biliyorum... Tek parti iktidarlarında, daha fazla icraat yapıldığının da farkındayım...
Tayyip Erdoğan’ı önceki gece Show TV’de izlerken, “Ülkenin tarihine bakın... Koalisyon dönemlerinde geriye, tek parti iktidarlarında icraat açısından ileriye gittiğini görürsünüz...” sözlerini de yabana atmıyorum...
Tek parti iktidarlarının kazandırdıklarıyla kaybettirdiklerinin envanteri ayrıca yapılır, ancak koalisyon hükümetleri envanterinin sıfırın çok altında çıkacağı aşikardır bu ülkede...
Ancak bütün bu gerçekler;
Yüzde 10 barajının Türkiye’de ‘gerçek demokrasinin önündeki engel olduğu’ gerçeğini değiştirmiyor...
Tayyip Erdoğan’ın Türkiye milletvekilliği projesi belki bir miktar zararı hafifletir...
Ancak esas yapılması gereken yüzde 10 barajının yüzde 5-7 seviyesine düşürülmesidir...
Başbakan “Biz nasıl kurulduktan 16 ay sonra yüzde 10’u çoktan aşıp, yüzde 36’yla iktidar olduk” diyor...
AKP’nin böyle olması herkesin de böyle olabileceği anlamına gelmiyor...
Hadi bunları bir kalem geçtik...
Dün iki araştırma şirketinin sonuçları ortaya çıktı...
Konsensus şirketi MHP’yi yüzde 10.9 gösteriyor...
Barajın sadece bir gıdım üzerinde...
Peki MHP barajın altında kalırsa ne olur?..
Türkiye’de yeni anayasa yapılırken, yüzde 9 küsur oy almış MHP Meclis’te temsil edilemeyecek mi?..
Kürt sorunu, demokratikleşme, Apo’nun durumu, sivil Anayasa gibi temel konularda MHP’nin hiç temsil edilmediği bir Meclis’in kararlarının demokratik ve sağlıklı olabileceğine aklınız eriyor mu?..
Demokratik sistem kendi kendini tıkamayacak mı?..
Bu tıkaçlarla, siyasi yelpazesi güdük kalmış Meclis nasıl tüm toplumu kapsayan kararlar çıkartacak?..
Meclis’in dışına itilen güçler radikalleşirler...
Meclis’in dışına düşen muhalefet, sokağın ortasına düşer...
MHP’nin barajı aşması “demokrasi açısından elzemdir...”
Başbakan Tayyip Erdoğan, hem demokrasi hem de kendi siyasi stratejisi açısından MHP’nin Meclis’te olması için dua edecektir...
MHP’nin olmadığı bir Meclis’ten Tayyip Erdoğan’ın “Başkan” çıkması matematiksel açıdan mümkün olur mu bilmiyorum, ancak rahmetli Ufuk Güldemir’in deyimiyle “sosyal matematik” açısından pek mümkün değildir...
SABAH SABAH USAME İLE UYANMAK!..
Sabahın erken saatleri...
Pazartesi sendromunu aşabilmek için harıl harıl gazeteleri okuyorum...
Akşam “Çok Farklı” programı var...
Yazılacak yazılar, hafta başının bir sürü işi gücü, gerginliği...
Neye nasıl yetişeceğim, neyi nasıl planlayacağım derdinde, gazete okuyarak kendimi rehabilite etmekteyim...
Telefona mesaj düştü aniden NTV’den...
“Usame İslamabad yakınlarında öldürüldü!..”
Ölüm, hele dünyanın en ünlü terör örgütünün liderinin ölüm haberini sabah sabah almak böyle bir şey...
Kendini gerdiğin, nasıl yetiştireceğim diye hesap yaptığın onca işi bir kalemde siliyor ve anlamsızlaştırıyor...
Benden iki yaş büyükmüş Usame, 1957 doğumlu...
Oysa o sakallarının altındaki resmi, bana çok daha yaşlı görünüyordu...
Milyarder bir Suudi ailenin oğluyken, Amerikalılar’la yaşadığı anlaşmazlıktan sonra, Washington’a savaş açıyor...
Suudi vatandaşlığından atılıyor...
Milyarlarca dolar tutan servetiyle, yüzyıla damgasını vuracak üçbin kişinin öldüğü New York’taki saldırıyı gerçekleştiriyor...
Dağlardaki oyuklarda saklandığı tahmin edilirken İslamabad yakınlarında bir evde, oğlu, iki yaveri ve onların eşleriyle çoluk çocuk biraradayken yakalanıyor...
Ne internet ne de herhangi cep telefonu var evde...
Dünyanın en sofistike terör eylemini gerçekleştiren “adam”ın en sofistike biçimde saklanması doğal...
Ancak yine de “saklanamıyor” işte...
Nedense dün Saddam Hüseyin’in Irak’ta bir “delik”te yakalandığı an gözlerimin önüne geliyor...
En olmaz denilen delikte bulunup infaz edilivermişti Saddam Hüseyin de...
Nedense dünyayı altüst eden adamların “sıradan bir evde geliniyle ya da çalıların örttüğü bir delikte bulunmaları” beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor...
O kadar büyük bir eylemi gerçekleştirmiş ya da Amerika’ya bu denli kafa tutabilmiş adamların, daha “sofistike” ve donanımlı yerlerde daha teçhizatlı olarak saklanmış olacaklarını tahayyül ederdim...
Sen kalk Dünya Ticaret Merkezi’ni uçakla ortadan ikiye böl...
Sonra da oğlun, torunların, gelinin, iki yaverin ve aileleriyle İslamabad yakınlarında bir evde yakalanıver...
Başına 25 milyon dolar ödül konan dünyanın en ünlü teröristi böyle mi saklanacaktı?..
İletişim teknolojisindeki devrimler, “dünyayı küçük, açık ve şeffaf bir gezegen” yapmış...
Artık dünya, en ünlü teröristi bile saklayamaz hale geldi...
Yakında “klasik suç” kavramı da şekil değiştirecek...
Ben ise en çok şu sorunun cevabını merak ediyorum:
“Usame böyle bir sonla karşılaşacağını bilse, yine de böyle bir eyleme kalkışır mıydı?..”
HER OLAYA DALMA AHMET...
Arkadaş,
Senin mesleki geçmiş yılların mı, benden veya Mehmet Ali’den daha fazla...
Sana bu köşe “tartışmalarda hakemlik yapmak için mi verildi?..”
Nedir bu halin her tartışmamda atıyorsun kendini ortaya...
Hürriyet’ten bir kadın meslektaşla tartışıyorum, dalıyorsun “Haksızsın Reha” diye...
Mehmet Ali’yle her tartışmamda, “destek kuvvet olarak” bitiveriyorsun güya hakem rolünde...
Sana hakemlik görevi vermedim ben arkadaş...
Olur olmaz racon kesmeye kalkma...
Sen benim sana sorduğum soruma cevap ver eğer verebiliyorsan?..
Soru şu;
“Trafik kazasında aldığın darbe -Allah beterinden sakınsın- nasıl bir darbeydi de seni dalaksız bırakıverdi?..”
Sana sorulan soruya cevap versen de, her şeye olur olmaz burnunu sokmasan?..
Bırak şu feodaliteden mülhem “mahallenin racon kesen abisi” muhabbetlerini...
Ne yaşın uygun, ne müktesebatın...
Ayrıca, “dalağın var mı dalağın” sorusu, hala güncelliğini korumakta Ahmet...
Sevgiyle kal...

