Mevlit Kandili için servet ve fakirlik öyküsü...

Haberin Devamı

Hazreti Muhammed’in huzurunda yaşanan günlük olayları kaleme alanların anlattığına göre, günün birinde Halife Osman servetinin her geçen büyüdüğünden yakındı...

-”Hayır kurumlarına bağış yapıyorum... Fukaralara yardım ediyorum... Buna rağmen zenginliğim hiç azalmıyor... Eğer bu servet artmaya devam ederse, ben fukaralığın getirdiği iç huzura nasıl kavuşacağım... Çok fazla para insana huzur vermez...”

Denilene göre Hazreti Peygamber şu cevabı verdi:

-”Ey Osman, istersen git Allah’ın sana bahşettiklerine karşı kasten bencilce ve nankörce davran... Bak o zaman servetin nasıl da azalacak...”

***


Osman bunca zamandır bağış yapmaya ve insanlara yardım etmeye alıştığını, günlük yaşamında başka bir davranış biçimini benimsemesinin artık imkansız olduğunu söylüyordu ki Hazreti Peygamber Kuran’dan bir suret okudu...

Buna göre;

Allah’ın lütuflarına müteşekkir olan insana daha fazlası bahşedilir...

Nankörlük edenler ise cezalandırılır...

Kuran’a göre hayır işleri yapanlar hep ödüllendirilir...

Peygamberin sözlerine göre;

“Allah’ın lütfuna şükredenler daha da fazlasını elde ederler...”

***


Bunları çevresindekilere anlatan Mevlana arkasından şunları söyledi:

“Minnet duymayı bilmeyenin avucundan

Kayar gider serveti;

Fakat minnetkarlık daha fazlasını getirir sana,

Ve daha da fazlasını

Çünkü Allah’a en yakın durursun

Alnının toprağa dayadığın zaman,

Allah’ına şükrederken...

Ve sonra Peygamberimiz Osman’a dedi ki;

‘Ey Osman senin bu artmakta olan zenginliğinin artmaktan başka çaresi yoktur...

Çünkü sen hayırsever ve cömertsin...’

***


Bunun üzerine Osman minnetini göstermek için halka üçyüz deve bağışladı ve Peygamberimizin hayır duasını aldı...”

***


Bunları çevresindekilere söyleyen Mevlana, arkasından kendi devrine ve o günkü hükümdarın alışkanlıklarına değindi...

Hükümdarın adı Emir Muhiddin Süleyman’dı...

Mevlana onu Halife Osman’a benzetti...

O da dervişlere, gezginlere, bilginlere, fakru zarurete düşmüşlere yardım ediyordu ve halkın kalbine taht kurmuştu...

Onlar hükümdarlarına hayır duası ediyorlar...

Bunun sonunda hükümdar elini attığı işlerde başarılı oluyordu...

***


Hazreti Muhammed’in söylediklerini çevresine anlatan Mevlana öyküsünü İdries Shah’ın “Mevlana’dan 100 Bilgelik Hikayesi” kitabından aldım...

Şimdi size Hazreti Muhammed ve Mevlana ile uzaktan yakından ilgisi olmayan ve bu köşede sıkça görüşlerine yer verdiğim Deepak Chpora’nın “Başarının 7 Spiritüel Yasası” kitabında ne söylediklerini aktarayım:

“Elimizde tutma niyetiyle paranın dolaşımını engellersek, ki sonuçta bu bir hayat enerjisidir, paranın bize geri dönüşümünü de engellemiş oluruz... Bu enerjinin bize devamlı olarak geri dönüşünü sağlayabilmek için dolaşımına izin vermeliyiz... Para da nehir gibi akmalı...

Aksi halde kendi hayat enerjisinde tıkanıklık yaratır...

Bu durum enerji akışını engeller...

Dolaşım ise bu enerjiyi diri ve canlı tutar...

Her ilişki bir alma verme ilişkisidir...

Vermek almayı doğurur...

Alma da vermeyi...

Yukarı çıkan mutlaka aşağı inmeli, dışarıya giden de geri dönmelidir...

Gerçekte vermek almak ile aynıdır...

Çünkü vermek ve almak evrendeki enerji akışının farklı yüzleridir...

Herhangi birinin akışını engellerseniz evrenin ilahi zekasına müdahale etmiş olursunuz...

***


Eğer istemeyerek veriyorsanız bu vermenin arkasında bir enerji yoktur...

Eğer verme eylemi ile bir şey kaybetmiş hissediyorsanız verdiğiniz hediye gerçekten verilmiş olmaz...

Bu nedenle de herhangi bir şeyin artmasını sağlamaz...

En önemli nokta bir şeyi alırken veya verirkenki niyetinizdir...

Niyetiniz her zaman alan ve veren için mutluluk yaratmak olmalıdır...

Çünkü bu niyet hayatı destekler, devamını sağlar...

Ki bu da her şeyi çoğaltır...”

***


Hazreti Muhammed’den, Mevlana’ya...

Mevlana’dan Deepak Chopra’ya...

Ve şimdi de iki gün önce bu köşede yer alan, Microsoft’un kurucusu 63.4 milyar dolarla Amerika’nın en zengin adamı Bill Gates’e kulak verelim:

“Yemeğimi yiyorum...

Giyeceğimi giyiyorum...

Paranın bir noktadan sonra beni daha ileriye götürme ihtimali yok...

Bu da elbette paranın bir vakıf aracılığıyla muhtaçlara ulaşması anlamına geliyor...

Servetimin yüzde 95’i benim ve eşimin ölümünden 20 yıl sonra vakfa dağıtılacak...

Bunu dini bir inanış nedeniyle yapmıyorum...

İnsanların eşit olduğu bir dünyada herkesin eşit şartlardan faydalanması gerektiğine inanıyorum...”

Quantum fiziği...

Quantum fiziğinden, yaşam bilgeliğine...

Yaşam bilgeliğinden Deepak Chopra’ya ve evrenin 7 spiritüel yasasına...

Evrenin spiritüel yasalarından, Hazreti Muhammed’in ve Mevlana’nın söylediklerine...

Hiçbir dini inancı olmadan aynı şeyleri söyleyen Bill Gates’e...

Mevlid Kandiliniz mübarek olsun...

*****


UĞUR MUMCU’NUN KATİLLERİ YAKALANMADAN...

Hiçbir cinayetin faili yakalanmadan geride kalanlar rahata erişmez...

Ölenin ruhu huzur bulmaz...

Elbette bu 20 yıl önce hunharca katledilen Uğur Mumcu ve arkasında bıraktığı ailesi için de geçerlidir...

Fakat Uğur Mumcu’nun katledilmesiyle ilgili bir başka gerçek daha var...

Mumcu’nun katilleri, sadece bir insanı katletmekle kalmadılar...

Türkiye’nin demokrasisini, rejimini, barışını, hukukunu da öldürmeyi amaçladılar...

Her katilin bulunması, elzemdir...

Uğur Mumcu’nun gerçek katillerinin bulunması, sadece Mumcu ve ailesi için değil, tüm Türkiye’nin huzura kavuşması için gerekliliktir...

Uğur Mumcu’ların, Hrant Dink’lerin perde arkası katillerinin bulunmadığı bir ülkede demokrasi oturmaz...

Yirmi yıl sonra Uğur Mumcu’nun gerçek katillerinin kim olduklarının bilinmemesi, hala bulunmamış olması azap vericidir...

*****


8 YIL ÖNCE SİGARAYI BIRAKTIĞIMDA...

Sekiz yıl önce bugünlerde bir gece yattım ve kalktığım Cumartesi sabahı sigarayı bıraktım...

Bir önceki akşam, normal maç seyrederken karar vermiştim sigarayı bırakmaya ve o zamana kadar yaklaşık otuz yıl günde iki paket sigara içmiştim...

Hiçbir yardım almadım sigarayı bırakmak için...

Nikotin cikleti bile çiğnemedim...

***


Yaptığım, sigarayı bırakmadan önce yaklaşık 6 ay ile 1 yıl boyunca bilinçaltımı sigara konusunda temizlemekti...

Sigara bilinçaltımda, “karizmatik ve kaliteli bir yaşamı” sembolize ediyordu ve farkındaydım ki, bilinçaltımı temizlemeden bilinçüstündeki tazyiklerle sigarayı bırakmam mümkün olmayacaktı...

Bilinçaltıma, sigaranın karizmatik ve kaliteli bir yaşamı temsil etmediği mesajını gayet ustaca aylar boyu verdim...

Sonunda sigarayı bırakıyorum dediğimde, hiçbir şey olmamış gibi otuz yıl günde iki paket içtiğim sigaradan vazgeçtim...

***


Önceleri 1-2 yıl içinde 8-10 kilo aldım...

Ancak zaman içinde sporla aldığım o kiloları verdiğim gibi, bir on beş kilo daha verdim...

Şimdi sigarayı bıraktığım zamanlardan 14-15 kilo daha zayıfım...

Üstelik sigara da içmiyorum...

Yine de dün Memorial Hastanesi Onkoloji bölümü doktorlarından Profesör Dr. Gökhan Kandemir’i okurken bir tuhaf oldum...

Prof. Kandemir, “sigara içenlerin içmeyenlere göre akciğer kanserine yakalanma riskinin 20 kat daha fazla olduğunu söylüyor; sigaraya başlama yaşı, içim süresi ve içilen sigara sayısı kanser gelişimini etkiler...” diyordu...

Sekiz yıl öncesine kadar içmiş olduğum sigaraların, bundan sonrası için risk oluşturmamasına dua ederek yeni hayatıma şükrettim...

Dün iki çocukluk arkadaşımla konuşuyordum...

Restoranların sigara içilen yarı açık yarı kapalı bölümlerine gitmediklerini söylediler...

-”Başımıza ağrı giriyor, sigara içmiş gibi oluyoruz...”

-”Benim ise...” dedim, “Boğazımda bir kütle oluşuyor... Ve hissediyorum o kütleyi, kendim içmesem de...”

Nasıl içmişim 30 yıl...

Ve nasıl bırakmışım pat diye tam sekiz yıl önce...

Hayatı nasıl istersen öyle yaşıyorsun işte...

DİĞER YENİ YAZILAR