Messi ve Kobe Bryant’ı getiren vizyon içki ve kıyafet tartışmasına saplanmaz...

Haberin Devamı

Messi vs Kobe... Legends on Board (Uçuştaki Efsaneler) yazıyordu reklam filminde...

Uçağın ilk sıralarına giren bir çocuk, uçakta önce Messi‘yi görüyor; “Messi” derken, hemen arkasında Kobe Bryant’ı fark ediyordu...

Dünyanın futbol ve basketbol efsaneleri olan iki adam, küçük çocuğa tüm hünerlerini sergiliyorlardı, ilgisini çekebilmek için...

Reklam filmini internette izlediğimde, gözümden bir parça yaş süzülüvermişti...

O çocuk bendim...

Türk Hava Yolları gibi kendi ülkemin hava yollarında Messi‘nin, Kobe Bryant’ın uçtuğunu, reklam filminde oynadığını görüyor, dünya coğrafyasında yılların ezilmişliğinin tezahürü bir damla yaş gözümden yanağıma doğru iniveriyordu...

***


Reklam filmini bir daha bir daha bir daha seyrettim...

Her seyrettiğimde yeni bir keyf alıyor bir türlü doymak bilmiyordum...

Sonunda bu da olmuştu işte...

Barcelona, Manchester United gibi dünya devleri yetmemiş, Messi ve Kobe Bryant gibi dünya efaseneleri tek başlarına Türk Hava Yolları’nın reklam filminde görünür olmuşlardı...

Bir hava yolları markasının dünya çapında olduğunu gösteren en önemli işaretlerdi bunlar...

Rakamları, reklamlar tescilliyor, efsaneleri Türk Hava Yolları’nın Avrupa ve dünya çapındaki başarısı tasdikliyordu...

***


Seyretmelere de, dünya çapındaki başarılara da doyamadım...

Türk Hava Yolları’nın genel müdürünü, yönetim kurulunu, basın müşaviri olan eski haber müdürüm Ali Genç’i gönülden tebrik etmeye doyamıyordum...

Bana gençliğimi geri getirdikleri, ezilmiş ve horlanmış bir hava yolu şirketinden dünya çapında bir mucize çıkarttıkları için...

Paris-İstanbul arası sık yolculuklar yaptığım günler gelmişti aklıma...

Paris’te Charles de Gaulle havaalanı yeni açılmış, dünyanın gözde bütün havayolları yeni havalanından kalkar ve inerken, Türk Hava Yolları eski havaalanı Orly’nin izbe bir köşesindeki kontuardan uçuş işlemlerini yapmaya devat etmek zorunda bırakılmıştı...

***


Lionel Messi’nin, Barcelona takımının, Kobe Bryant’ın, Manchester United’ın ve Kevin Costner’ın Türk Hava Yolları uçaklarındaki reklam filmi görüntülerinin, içimde yarattığı coşku seli, Avrupa’nın ve dünyanının sayılı markalarından biri olmanın verdiği hazzın duygusal patlamasıydı...

İçimden fışkıran bu gurur tablosunu bozmaya hiç niyetim yok...

Dünyada kimselerin yapamadığını başaran Türk Hava Yolları, dünya priması haline getirdiği bu markayı lokal güzergahların bazılarında “içki servisi vardı, yoktu, talep olmadığından iptal edildi” gibi tartışmalarla yok edemez...

***


Bunu yaratan vizyonun bizzat kendisi, bunu yok edecek bir tartışmayı ve uygulamayı getiremez...

Günlerdir, kendi ellerimizle dünya çapında yaptığımız bir markayı hiç gereği olmayan beş para etmez bir tartışmayla heba etmek üzereyiz...

Yok kıyafet tartışması, yok yemekten önce içki verilip verilmesi münakaşası...

***


Şaka mıdır bu?..

Dünyada içki ve din tartışmsası çok gerilerde kalmış, hiçbir geçerliliği ve ilginçliği olmayan de passe bir tartışmadır...

Sanılanın ya da geçmişte kalmışların göstermek istediğinin aksine bir kere alkollü içecekler artık dünyada trend ve moda değildir...

İçkiden muaazzam tat almaya devam eden arkadaşlar farkında değiller, o içkiyi idealize eden Al Pacino gibi film karakterleri artık yaşlandılar...

Yerlerine gelenler de, arka arkaya viski şatlar devirmiyorlar Amerikan barlara tüneyip...

En fazlasından uzun kadehlerde sağlık kontenjanından kırmızı şaraplı görüntüler var, Hollywood filmlerinde...

Ötesi yok...

***


Dünyadaki insanlar ister Müslüman, ister Hristiyan, ister Musevi, ister Budist ister ateist olsun, artık aklole eski rağbeti göstermiyorlar...

Mc Donald’s Big Mac’inin, King Burger Whopper’larının kaderine mahkumdur alkollü içkiler bir süre sonra...

İçki de sigaranın gittikçe ciğerlerden uzaklaşan dumanlı trajedisinin bir benzerini yaşayacak kısa bir gelecekte nasıl olsa...

Dinin ötesinde sağlık idealizasyonu zaten içkiye bir süre sonra, uyuştucu muamelesi çekecek...

Neyin tartışmasını yapıyoruz o zaman...

O güne kadar, insanların kişisel tüketim tercihlerine saygılı bir hava yolları markası olmak, Türk Hava Yolları’nın olmazsa olmazıdır...

Dünya; herkesin kendi tercihlerini özgürce yaşayabildiği, başkasını rahatsız etmediği sürece kendi özgürlüklerinden hoşnut bir hoşgörü ortamına gitmekte adım adım...

Dünyanın en büyük hava yolu markası olmaya ramak kalmış olan bir vizyon, bu kadar komik bir tartışmayla ömrünü tüketemez...

Bu tartışmalara son verdirin sayın Genel Müdür...

Messi’yi, Kobe Bryant’ı, Kevin Costner’ı, Barcelona’yı ve Manchester United’ı getiren vizyon, hosteslerin etek boyuyla veya Kayseri uçuşlarındaki aperitif viski tüketimiyle ilgilenmez...

Globalleşen dünyada muhafazakarlık moderniteye uzak olamaz...

Zaten modernlik de çoktandır alkolizmi ve keşliği matah bir şey olarak saymıyor...

*****


KALBİNİZİ KIRAN ŞEYLER...

“Eğer isterseniz yaralarınız bilgeliğe...

Sizi tökezleten engeller, birer atlama taşına dönüşebilir...

Zorlukların ve hatta trajedilerin sunduğu olağanüstü fırsatları kaçırmayın...

Kalbinizi kıran şeyler yaşamınızı daha da iyi hale getirebilir...”

Robin Sharma

*****


STEFAN ZWEIG’IN KALEMİNDEN İSTANBUL’UN FETHİYLE TARİHİN DEĞİŞTİĞİ AN...

“Tek bir evet, tek bir hayır, bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç hareket etme, bir anı yüzlerce kuşak geçse de, asla geri getiremez...

Yitirilen bu an, bireyin ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler...” diyor Stefan Zweig Bizans’ın fethini aralarında saydığı dünyanın tüm tarihini akışını değiştirdiği olayları yazdığı kitabında...

Kitabın ismi “On iki Tarihsel Minyatür-İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar...”

İstanbul’un fethini ve Bizans’ın yıkılışını şöyle anlatıyor son cümlelerinde;

“Gürültü kilisenin dışına da taşıyor yankılar bırakıyor...

Batı dünyası, bu gürültüyle uykusundan uyanıyor...

Korkunç haber, Roma, Venedik ve Floransa gibi kentlerde bir anda duyuluyor...

Şok etkisi bırakıyor...

Uyarıcı bir gök gürültüsü gibi hızla Fransa’ya ve Almanya’ya ulaşıyor...

Dehşete kapılan Avrupa kayıtsız kalması yüzünden, açık unutulan şu lanet olası kapı Kerkaporta’dan içeriye giren ve insanlık tarihinin akışını değiştiren yıkıcı bir gücün, yüzyıllar boyunca ellerini kollarını bağlayacağını ve hareketsiz bırakacağını anlıyor...

Fakat insan yaşamında olduğu gibi, tarihte de kaybolmuş bir anın yakınıp dövünmekle geri getirilebileceği hiç görülmemiştir...

Bir tek saatin kaybettirdiği şeyi bin yıl geri getiremez...”

***


Son sözlere iyi bakın;

“Bir tek saatin kaybettirdiği şeyi bin yıl geri getiremez...”

İstanbul’un fethi ve Bizans’ın yıkılışı 1453’teydi...

Stefan Zweig gibi ünlü bir düşünür, tarihi değiştiren bu anın, yüzyıllar boyunca Avrupa’nın elini kolunu bağlayacağını söylüyor...

Avrupa Birliği’ne 54 yıldır Türkiye’yi almakta ayak sürüyenlerin, tarihin yeniden yazıldığı andaki görüşlerini özetliyor Stefan Zweig...

***


“Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate ve çoğu kez yalnızca bir tek dakikaya sıkıştırıldığı kaderi belirleyen böylesine trajik anlara birey yaşamında ve tarihin akışında ender rastlanır...

Ben böyle anları yıldızın parladığı anlar diye adlandırdım...

Çünkü onlar tıpkı yıldızlar gibi hiç değişmeden geçmişin karanlığına ışık tutmaktadırlar...”

DİĞER YENİ YAZILAR