Haberin Devamı
Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim...
Raul Meireles’e 12 maçlık ceza ağır bir karar...
Meireles’e ceza 6-7 maçı geçmemeli...
Doğrudur Beşiktaş’ta Pascal Nouma Fenerbahçe maçında attığı gol sonrası elini şortuna soktuğu için 7 ay ceza aldı...
Galatasaray’da Engin Baytar hakeme saldırdığı için 11 maç ceza aldı...
Bunlara bakarak Raul Meireles’in de yaptığı gay hareketi nedeniyle 12 maç ceza alması normal...
Fakat “futbolun adaletini sağlayacağım” diye, futbolu katletmemek gerek...
Meireles sinirleniyor, maçta oluşan adrenalin fazlalığıyla, “hakeme sen gay’sin anlamında mı, yoksa korkuyorsun anlamında mı olduğu tartışılan parmağıyla yuvarlak şeklini hareket olarak yapıyor...”
Ağır bir ceza gerektirdiği kesindir...
Fakat ağır ceza, somut olarak hakeme saldırmamış ve hareketinin cinsel içerikli olduğu kesinleşmemiş bir futbolcuya sezonu kapattıracak kadar ağırsa, futbol bundan yara alır...
Fenerbahçe dört yıllık sözleşme karşılığı, 10 milyon euro bonservis bedeli ödeyerek transfer etti Meireles’i...
Sadece bu yıl için ödeyeceği garanti para 3 milyon euro Portekizli futbolcuya...
Basit bir hesapla Meireles’in bonservis parasının 1.250 bin eurosu, Portekizli’nin garanti parasının da 1.5 milyon euroya yakın kısmı gider bu kararla...
Fenerbahçe’nin futbolcunun henüz üstünde kesin kanaata varılmayan tek hareketle kaybedeceği para 2.5 ila 2.750 bin euro, yani yaklaşık 6 milyon Türk Lirası’nı bulacak...
Fenerbahçe ağır zarar görecek diye kararlar değişmeyecek elbette...
Fakat, açık saldırı olmadan tam olarak niye yapıldığı kesinleşmemiş bir hareketle 6 milyon lira zarar yüksek bir zarardır...
Meireles’e ceza caydırıcı olmalı...
Bir daha ne Meireles ne de herhangi bir futbolcu bunu yapmaya tevessül etmemeli...
Fakat ceza aynı zamanda futbolcunun hayatını tamamen söndürmemeli...
Çünkü söndürecek kadar ağır bir hareket olduğu tartışmalı...
Meireles’e 6-7 maç ceza yeterlidir...
HAZİNE BULAN GENÇ ADAMIN MUTSUZLUĞU...
Genç adam, yıllar boyunca dedesinden dinlediği hikayeyle büyümüştü...
Hikayede bir defineden bahsediyordu dedesi...
Define altınla dolu bir sandıktı...
Fakat bu sandığa ulaşmak öyle kolay değildi... Başka define hikayelerinden farklıydı bu hikaye...
Kağıtların üzerine çizilmiş esrarengiz haritalar yoktu ortada...
Altın sandığa ulaşmak için çok ilginç bir yol izlemesi gerektiğini söylemişti dedesi...
Kırk iyilik yapması gerekiyordu defineye ulaşmak için...
İyiliklerin her birinin de kırkar canlıya yönelik olması gerekiyordu...
Genç adam yıllar geçmiş olmasına, dedesi çoktan vefat etmesine rağmen bu olayın etkisini üzerinden atamamıştı...
Kararını verdi, dedesinin bahsettiği defineye ulaşmak zor da olsa deneyecekti...
Üç yıl boyunca her biri 40 kişiye yönelik 40 iyilik yapmak için didindi durdu...
Kırk fidan dikti...
Kırk çocuğu giydirdi...
Kırk hastaya baktı...
Kırk yaşlının işlerine koştu...
Yaptığı iyilikler sayesinde etrafında çok sevilen birisi olmuştu...
O da bu durumdan çok memnundu...
Tam otuzdokuz kez kırk kişiye iyilik etmişti...
Şimdi kırkıncısındaydı sıra...
Fakat bir türlü aklına yapmış olduklarının dışında bir iyilik gelmiyordu...
Haftalarca düşündü bulamadı...
Sonunda gidip bir yol kenarına oturdu...
Yoldan geçip giden insanlara soracaktı...
Kime yapması gereken son iyiliği sorduysa, cevap alamadı...
Ya onu deli sanıp cevap vermiyorlardı, ya da bugüne kadar yapmış oldukları iyiliklerden birini sıralıyorlardı...
Çaresizlik içinde kalmıştı genç adam...
O gece yine sıkıntıyla yola çıkıp bir kenara oturdu...
Yıldızlarla dolu gökyüzü, dolunayın da etkisiyle ortalığı aydınlatıyordu...
Düşüncelere daldı...
Uzaktan, köyün tek tük yanan ışıkları görünüyordu...
Arada sırada köpek havlamaları duyuluyordu...
Tam o sırada birisi seslendi;
-”Hey evlat gel bana yardım et...”
Genç adam sesin geldiği yöne irkilerek baktı... Oldukça yaşlı, saçı sakalı bembeyaz bir ihtiyar adam, orada durmaktaydı...
Sırtındaki çuvalı ağır ağır yere bırakıp yorgun sesiyle tekrar seslendi;
-”Evladım şu çuvalı tepedeki kulübeye çıkarmam gerek... Ama gücüm kalmadı... Uzun yoldan geliyorum... Hadi bir yardım et de çıkaralım...”
Genç adam aylardır düşündüğü iyilik için bir fırsat olabilir mi diye düşündü...
Fakat hemen bu düşüncesinden vazgeçti...
Nihayetinde karşısındaki tek bir kişiydi...
Oysa onun iyilikleri kırk kişiye yönelik olmalıydı...
Yine de;
-”Peki olur” dedi yaşlı adama; “Sana yardım edeceğim...”
Çuvalı sırtına aldı ve tepeye çıkmaya başladılar...
Yaşlı adam sordu:
-”Orada öylece oturmuş ne düşünüyordun evladım?..”
-”Ah ah bir bilseniz...” dedi ve hikayesini anlattı yaşlı adama...
Yaşlı adam gülümsedi:
-”Senin için çok mu önemli altınlar?..”
-”Elbette...” dedi genç adam, “Çocukluğumdan beri bu hikayedeki altınlara ulaşmanın hayaliyle büyüdüm ben... Fakat gel gör ki bir türlü yapmam gereken kırkıncı iyiliği bulamıyorum...”
-”Biraz değişik bir hikayen var...” dedi yaşlı adam... “Dedenin doğru söylediğinden emin misin?.. Nihayetinde bu sadece bir hikayedir belki...”
-”Dedem dediyse doğrudur...” dedi genç adam... “O hiç yalan söylemez... Mutlaka altın sandığı var... Ve ona ulaşmanın yolu da bu...”
Yaşlı adam gülümsedi:
-”Peki öyleyse... Yarın akşama kadar benimle kalırsan, sana bu kırkıncı iyiliğin için yardım ederim...”
Genç adam sevinçle kabul etti...
Kısa süren bir yolculuktan sonra tepedeki kulübeye vardılar...
Genç adam çuvalı yaşlı adama teslim etti... Adam da kapıyı açtı...
Ona yatacak yer ve biraz da yiyecek verdi...
-”Yarın...” dedi, “Erken kalkacağız... Biraz uyusan iyi olur...”
Genç adam söyleneni yaptı...
Ertesi sabah erkenden kalktılar... Yaşlı adam çuvalı genç adamın sırtına verdi, birlikte aşağıdaki köye indiler...
Ev ev dolaşmaya başladılar...
Sabahın bu saatinde ortalıkta kimseler yoktu...
Her evin kapısının önüne geldiklerinde yaşlı adam çuvaldan bir paket çıkartıp bırakıyordu...
Böylece tam kırk kapı dolaştılar...
Son kapıda da bir paket bırakınca yaşlı adam dönerek;
-”İşte istediğin oldu...” dedi...
Genç adam meraklandı:
-”Ne vardı ki o paketlerde?..”
-”Her pakette kitap vardı...” dedi yaşlı adam, “Her eve, o evde oturan kişinin ihtiyacı olan kitapları bıraktık... Mesela kalbi katılaşan bir adamın evinin önüne, merhametle ilgili, cimri bir kadınınkine cömertlikle ilgili, sakatlığı yüzünden hayata küsen bir çocuğunkine aslında ne çok şeye sahip olduğuyla ilgili kitaplar koyduk...
Böylece tam kırk kişiye iyilik yapmış olduk... Artık altın sandığa ulaşabilirsin... İşte sana dün gece kaldığımız kulübenin anahtarı... O kulübede masanın altını kaz... Sandık orada gömülü ve artık senindir...”
Genç adam kulaklarına inanamıyordu...
-”Nihayet hayalime kavuştum...” dedi...
Anahtarı aldığı gibi kulübeye koştu...
Bir kazma bulup denilen yeri kazdı... Gerçekten de altın dolu sandık oradaydı... Sevinçle sandığı çıkartıp altınları bir çuvala doldurdu... Altınlarla aşağı inince, yaşlı adamın onu beklediğini gördü...
-”Artık altınlarına kavştun...” dedi yaşlı adam, “Şimdi onlarla ne yapacaksın?..”
-”Ne mi yapacağım canım ne isterse onu yapacağım... Arabalar, evler, güzel giysiler daha neler neler krallar gibi yaşayıp mutlu olacağım...”
-”Demek böyle mutlu olacağını düşünüyorsun... Peki öyleyse sana yardım etmeme karşılık bir isteğimi yapar mısın?..”
-”Elbette...” dedi genç adam...
-”Tam bir yıl sonra buluşalım...”
Genç adam kabul etti... Altınlarına kavuşunca önce çok güzel ve büyük bir ev satın aldı... Sonra arabalar... Tatillere çıktı, dünyayı dolaştı... Güzel giysiler aldı...
Ancak tüm bunlar olur, ilk günlerin heyecanı geçmeye başlarken, genç adam bir şeyi fark etmeye başlamıştı... Aklına gelen her şeyi satın alıyordu ama mutlu olamıyordu... Bir türlü mutlu olamıyor etrafındaki şatafat onu mutlu etmeye yetmiyordu... Bir yıl böylece çabucak geçti...
Yaşlı adamla buluşacağı yere biraz mutsuz biraz sıkılmış bir havada geldi...
Yaşlı adam biraz daha bükülmüş beliyle onu bekliyordu...
-”Ne oldu evlat mutlu olabildin mi?..” dedi..
Genç adam, ”Hayır” dedi, “Canımın her istediğini aldım... Böyle mutlu olacağımı düşünmüştüm, ama şimdi anlıyordum ki yanılmışım...”
Yaşlı adam gülümsedi;
-”Evladım...” dedi; “Geçen yılki hayatını hatırla... Hani hep insanlara iyilik yapıyordun... Her iyilik yaptığında, her ağlayan yüz güldüğünde, her ihtiyaç sahibi sevindiğinde, sen bunlara vesile olduğunda kalbinde beliren duygu neydi bir düşün?..”
-”İnsanlara yardım ettikçe, onların yüzündeki gülümseme bana da geçerdi... Yüzüm ışıldardı...” dedi genç adam...
-”İşte buydu dedenin senin ulaşmanı istediği hazine evlat...” dedi... “Almak değil vermektir mutluluk...”
“KIYAMET SENİNLE KOPMAYA GELDİK!..”
Bütün dünya 21 Aralık’ta Mayalıların kıyametini konuştu...

Amerika’da, Kanada’da, İngiltere’de, Fransa’da, Norveç’te, Almanya’da, Danimarka’da, İsveç’te, Kuzey Kutbu’nda, Güney Kutbu’nda her yerde insanlar dün dünyada “kopacak kıyameti” konuştular...
Bunca lafı, tek bir laf bitirdi...
Başka söze hacet yok dedirtti...
Dün tüm dünyada söylenenlerin tek cümleyle ötesine geçen pankartı ÇARŞI grubu açtı:
-”KIYAMET SENİNLE KOPMAYA GELDİK...”
Gerçek şu ki;
Çarşı; Beşiktaş ve ötesidir...
Beşiktaş da; Çarşı ve ötesi...

