Fenerbahçe kulübüne veya Fenerbahçe’li futbolcuya ceza verilecekse; Galatasaray ve Beşiktaş’lı yazarların ne dediklerine pek bakmam...
Çoğu nasıl olsa durumdan vazife çıkartıp “en ağır cezayı“ isteyecektir...
Amaç ceza değil, esasen rakibe hasar vermektir...
Galatasaray kulübüne, veya Galatasaray’lı futbolcuya ceza verilecekse;
Fenerbahçe’li ve Beşiktaş’lı yazarların ne dediğine fazla bakmam...
Ceza konusunda alabildiğince cömert davranacaklar, derin hesaplarında Galatasaray’ı vurmayı hesaplayacaklardır...
Beşiktaş’lı futbolcuya ya da kulübe bir ceza verilecekse;
Fenerbahçe’li ve Galatasaray’lı yazarları fazla kaale almam...
Abalıya vurmakta hiçbir sakınca görmeyeceklerdir...
Derin bilinçaltlarında “nasıl olsa bizim takım değil“ diye düşünüp, alabildiğine fütursuz davranacaklardır...
Ceza gündeme geldiğinde hukukçular dışındakilerin ne dediğine pek bakmam ben...
Sadece taraftar yazarların bu sırat köprüsünde ne dediklerine bakıp, çifte standarttan mütevellit hafif eğlencelik notlar çıkartırım kendime...
Hülasa ceza alacak takımın taraftarları ilgimi çekerler böyle durumlarda...
Onlar nasıl davranacaklar diye merak peydahlanır ruhumda...
Meireles Galatasaray maçında; yıllar önce Pascal Nouma‘nın Fenerbahçe maçında yaptığı hareketin aynısını yaptı...
O tarihte bütün medya (haklı veya haksız), Pascal Nouma‘yı ‘ırz düşmanı’ ilan etti... “Adamın bir an önce pasaportu eline verilerek ülkesine gönderilmesini savundu...”
Tepkiler o kadar çoktu ki, Federasyon alelacele 7 ay ceza kesti Nouma‘ya ve futbol hayatını bitirdi...
Doğruydu yanlıştı ancak olay santimine kadar böyle oldu...
Sabah gazetesi dün görüş istiyor Fenerbahçe tandanslı ünlü spor yorumcusu arkadaşlardan:
Şöyle diyorlar arkadaşlar:
Rıdvan Dilmen:
“Meireles ceza alsa ne olur almasa ne?.. (Yani Rıdvan Kardeş‘in anladığım kadarıyla demek istediği; Ceza meselesine fazla girmeye gerek yok... Alsa ne olur almasa ne?..)
Ümit Özat kardeş; “Önce yönetici profili değişmeli“ diye buyurmuş...
O da Rıdvan kardeş gibi, “Verebiliyor musun Meireles’e bir milyon euro ceza?.. Veremiyorsan göndermek de çare değil!.. Yönetici profili değişmediği sürece ne Meirelesler ne de bu tür olaylar biter...” demiş... Mantığı pek çözebildiğimi söyleyemem!.. Anladığım kadarıyla Meireles‘e cezayı değil, yönetici profilini değiştirmeye bakalım diyor Ümit kardeş...
Yani bu durumda önerisi sanırım şu:
“Fenerbahçe kongresini toplayıp ‘Meireles’in hareketinden dolayı yönetici profilini değiştiriyoruz’ gündemiyle yeni bir genel kurul yapacağız...
Sonra bu genel kurulda yeni bir yönetci modeli belirleyip, Meireles’in elini orasına götürmesine olanak tanımayan bir yönetci silüeti çıkartacağız!..”
Oğuz Çetin kardeşim en dürüst yorumu yapan arkadaş: “Kocaman’ın yerinde olmak istemezdim...” diyor...
Gerekçesini de bütün çıplaklığıyla anlatarak;
“Şimdi Aykut Kocaman hem kulübü zarara uğratmamaya çalışacak, hem de ahlaka uygun hakeket edecek...
Bu hareketi yapan futbolcu en ağır cezayı almalı...
Fakat Meireles’i göndermek de kulübü zarara uğratacak...”
Samimi ol, canımı ye Oğuz kardeş... Tebrik ederim...
Eski Başkan Ali Şen, “beş kuruş tazminat verilmeden gönderilmeli“ diyor Meireles için...
Tebrike şayan bir açıklama...
Fakat Ali Şen dostumuz şu anda yönetimde olmadığı için, küçük bir miktar rezerv koymaktayım sözlerine...
En sona Yüksel Aytuğ kardeşimi bıraktım...
Zamanında, televizyon programı yaparken aynı anda televizyon eleştirmenliği yaptığını görmüş, “Olmaz“ demiştim, “Conflict of interest (yani çıkar çatışması) var...“
İyi Fenerbahçe’li olduğunu bildiğim Yüksel‘in Meireles’le ilgili açıklamalarına bakıyorum:
“Hemen gönderilsin... Böyle bir rezaleti yapan sporcuyu burada tutmanın hiçbir haklı tarafı yok...” diyor...
Helal olsun arkadaş!..
Gönderilmesini istemene değil, tavrına, dürüstlüğüne, Meireles‘e içten içe yüreğin yansa da çifte standart yapmayan tutumuna...
Türkiye’de futbol, eğer düzelecekse Yüksel gibi arkadaşların, Aykut gibi tavırların tarafsız ve ahlaklı tutumlarıyla yükselecek...
Bana gelince...
Ben Pascal Nouma‘ya 7 aylık cezayı zamanında çok görmüştüm...
Meireles‘e de aynı cezayı çok görürüm... Ancak bir kere bu hareketin standartını böyle oluşturdular bu ülkede...
Bundan standarttan dönmek; yeni olayları beraberinde getirir...
Kulüpler yabancı transferlerine bundan böyle anlaşılan şöyle söyleyecekler:
-”Bu ülkede oranızı tutup göstermenin cezası 7 ay... Tazminatsız gönderilme maddesi dahil!..“
DAN BROWN’DAN SONRA ROBİN SHARMA DA İSTANBUL’DA...
Bu köşede sürekli alıntıladığım dünyaca ünlü yaşam bilgesi Robin Sharma Türkiye’de bir söyleşiye katılmak üzere İstanbul’a geliyor... İlk kez gelecek ünlü yaşam bilgesi Türkiye’ye...
23 Mayıs’ta Etiler Meridien otelde bir seminer verecek sabah 9.30’dan öğlen 12.30’a kadar...
Dan Brown‘ın finali İstanbul’da geçen Cehennem romanından sonra, Robin Sharma‘nın İstanbul’a gelecek olması, şehrin dünyanın popüler kültür, yaşam ve edebiyat figürleri tarafından bir nevi işgal altına alındığını gösteriyor...
İstanbul başka bir “şehir” haline geliyor...
Robin Sharma‘yı önümüzdeki Perşembe günü vereceği seminer öncesi hayatımızı değiştirecek mucizevi sözlerinden biriyle alıntılamayı düşündüm...
“Her insanın kendi yaşam felsefesini oluşturmak için, kendine zaman ayırması gerekir... Bu kişinin yapabileceği en önemli şeylerden biridir...
Her insan, büyük ve içten bir yaşam sürebilmek öncelikle nasıl yaşamak istediğini ve o büyük yaşamın neye benzediğini tanımlamalıdır...
Hepimizin bir kağıdın üzerine yazılmış ve her sabah dünyanın geri kalanı uykudayken bakıp içselleştireceğimiz bir beyana ihtiyacımız vardır...
Böyle bir beyan gün içindeki tercihlerimizin yönünü belirleyecek, ahlaki bir pusula görevi görecektir...
Doğru hareketlerimizin tutunmasını sağlayacak bir çapa görevi üslenecektir... Bu felsefi beyan olmadan hayatımızı gün içinde karşımıza çıkacak olaylara göre, rastlantılara göre yaşamak zorunda kalırız...”
Şehr-i Stanbol, rastlantılar sonucu değil, tarihin zorunlu kıldığı mecrada, nihayet yeniden bütün dünyanın ilgi odağı metropollerin en tepesine yerleşmiş durumda...
İstanbul’un bugünlere gelmesinde, iktidarda olanların katkısını teslim ediyorum... Bu katkıyı bütün kalbimle teslim ederken, İstanbul’un gereksiz yere “alkollü içecek yerleri ve mekanları“ tartışmasına saplanıp kalmamasını diliyorum...
İSTANBUL DÜNYA BAŞKENTİ HALİNE GELİRKEN...
Aşağılık kompleksi değil bu duyduğumuz...
Konut fiyatlarının uluslararası standartları yakalamasından, yeme, içme, müzik, konser, müze, sergi, kültürel etkinlik aklınıza ne geliyorsa İstanbul o alanda dünyanın sayılı başkentlerini yakalamış ve geçmiş durumda...
Her etkinlik aynı zaman dilimlerinde İstanbul‘da sahne alıyor, İstanbul bölgede yıldızı sürekli yükselen bir yıldız olarak büyüyor...
Böylesine geometrik yükselişi son yıllarda sadece Londra örneğinde görmüştüm...
İstanbul hayallerimizin ötesinde bir dünya başkenti haline gelirken, toplumsal mutluluğu halen yakalaşamamış gözükmemiz garip bir dilemma... Bu dilemmadaki “düğüm“lerin bir an önce çözülüp, bütünüyle kanatlanacağımız günleri beklemekteyiz...
Umutla ve sabırla...

