Mehmet Ali’yle aramızda bir 28 Şubat belgeseli...

Haberin Devamı

Ahmet Kaya’nın üzerine çatal bıçak fırlatılıyordu...

Tepkiler bir türlü dinmiyor, tam azaldı derken birileri yeniden sesini yükseltiyor, toplumsal histeri dalgası sil baştan başlatılıyordu...

Hiç unutamadım o anı...

Şakaklarımı iki elimin arasına almış, beynimi sıkarak, “ne yapacağımı düşünüyordum...”

Gelişigüzel bir masaya oturmuş, hızlı düşünebilmek istiyor ve bir formül arıyordum...

Loş ve boş bir masaydı...

Şansal Büyüka bir iki kişiyle oturmuş, olanları izliyordu...

Şakaklarım iki elimin tazyikiyle zonkluyor, hızlı bir formülü alelacele bulmak için çaba harcıyordu...

Ahmet Kaya bitmek bilmeyen bir fırtınanın hedefiydi...

Geceyi bizim televizyon yayınlayacağından kendimi ev sahibi hissediyordum...

Acilen bir şeyler yapmak zorundaydım fakat “ne” bir türlü bulamıyordum...

***


Ödül veren arkadaşlara sıram henüz gelmediği halde, ödül vermeleri için benim adımı anons etmelerini rica ettim...

Sahnedekiler inisayitif alamıyordu...

Her mikronofonu alan, daha beter edip gerilimi iyice artırıyordu...

Onuncu Yıl marşları, sahneden laf atmalar gırla gidiyordu...

Sunucular birkaç dakika sonra benim ödülüm için anons yaptılar...

Salon Türkiye’nin en ünlü sanatçılarıyla kaynıyordu...

İbrahim Tatlıses’ler, Mahsun’lar, Abacı’lar, Ersoy’lar, Sibel Can’lar, Ebru Gündeş’ler ve daha niceleri...

***


Konsantrasyonun Ahmet Kaya’nın üzerinden çekileceği o tek anı yakalamaya çalışıyordum ki...

Algıyı bir başka tarafa yönlendirebileyim diye...

Çocukluk şarkım aklıma gelmişti masada...

Ayten Alpman’ın “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısı...

Yumuşak, insana huzur ve sevecenlik veren bir parçaydı...

Memleket sevgisini kalplere işler, birilerine yönelik saldırıyı engeller tetiklemezdi...

Sevgisiyle “memleket ezgisi”, romantizmiyle “yumuşama hissi” verirdi...

İdeal parçaydı salondaki gerginliği alabilmek için “Memleketim” şarkısı...

Bütün salondaki ünlülere tek bir ağızdan sahnede söyleterek “Yunus’undan Emrah’a bir dostluk rüzgarı” estirebilirdim belki...

Sevgi ve memleket ezgisiyle sarmalanmış şarkı, ola ki Ahmet Kaya’ya yönelik öfke selini bir parça yumuşatabilir, algıyı başka dünyalara yöneltebilirdi...

***


O gecenin bantlarını bir buçuk yıl önce, liberal, Kürt, Alevi aktivist sayılabilecek üç ünlü gazeteciyle izlemiştik...

Biyolojik çocuklarım bir yaşındaydı ben 51 ve hayatımla hesaplaşıyordum...

Ne kadar uğraş verdiğimi görüp, tanıklık etmişlerdi hayatın kendisine...

Dün bir dostum, aniden söyledi...

“Birand çok tartışılan 28 Şubat belgeselinde geceden görüntüler yayınlamış... Senin görüntünü de çatal bıçak fırlatanların, sahneden atıp tutup bağıranların arkasına koyarak, sanki sen de onların bir parçasıymış gibi bir hava estirmiş...” dedi...

Hiçbir şey demedim...

Acı acı gülümsedim...

Hakkında, onu çok utandıracak bir iddiayı yazdığım günlerde, hastalanmıştı...

Akrabası olan Ali Karacan’a “Ona bu hastalığında hiçbir şey yazmayacağım... Sağılığına kavuşma dileği dışında...” demiştim...

Ali Karacan “Çok mutlu oldum, çok sevindim” demişti...

Sonra kendisiyle mesajlaşmış, bana, “Bir daha birbirimize kötü enerji vermeyelim” demişti...

Ben de “Çocukların ve ailenle mutlu ve çok uzun yaşa” demiştim...

Keşke hayat insanlara hastalıkları anında sunduğu o muhteşem bilgeliği sürdürttürebilse...

Akrepler yeniden hareketlenmese, yine bir yolunu bulup sokmaya yeltenmese...

***


28 Şubat Belgeseli’nde, Mehmet Ali, hakkında o günlerde sahte olduğu bile belli olmayan ve o günlerin kudretli paşalarının haber niyetine ‘sızdırdığı’ andıç belgesini, “Biz en iyisi bunu yayınlamayalım... Nasıl bir belge olduğu belli değil bunun... Başlarına bir bela gelir meslektaşların sonra...” diyen benim için yapıyor bunu...

Tam da 28 Şubat ismini taşıyan belgeselinde “teşekkür” niyetine...

O belgesel ki dikkatli gözlerden kaçmıyor; aslında “28 Şubat’ı açmaya değil, örtmeye yönelik bir belgeseldir...”

Sütre gerisindeki gerçek aktörlerin demokrasi kahramanı gibi gösterildiği, sahnede görünen birkaç yardımcı aktörün hedef yapılıp, meseleyi açar gibi yapıp kapatma operasyonudur...

Daha önce de belirttim...

Bunları bugün konuşmak entelektüel bir yüzleşmeye zemin olmaz...

Yargı takiplerine, fezlekelere neden olur...

Bu koşullarda bunları konuşmak bize yakışmaz...

Fakat bir gerçek var ki insanlık açısından bizim için bir bilgelik dersi...

Hastalık, yaşam, ölüm...

Hayat hiç değişmiyor değil mi Mehmet Ali?..

*****


ACUN’A, İZZET’E, SABA’YA ÖDÜL VEREMEDİĞİM GECE...

“Acun’a mı, İzzet’e (Çapa) mi, Saba’ya mı (Tümer) ödül vermek istersin?.. Yoksa ‘Medyada Vicdan Ödülü’ Ahmet Altan’ın... Onun ödülünü alacak kişiye mi sen verirsin?..” diye sordu Kubilay (Tümen)...

Medya Faresi’nin yıldönümü...

Kubilay benim haber merkezimin editörlerinden biri...

Hayta’ların her birinin birer medya sitesi var şimdilerde...

Medyatava, Süper Poligon, Haber Şov, ne ararsan var...

Hepsinin sahibi benim eski haber müdürlerim, editörlerim...

İnternet medayasını yönetiyor veletler...

Kristal Fare Ödülleri’nin gecesini Cahide’de düzenliyor Kubilay...

Eşi Hande’yle muhteşem bir gece yapmışlar...

İzzet’in Cahide’si de her zamanki gibi ev sahibi...

İzzet artık kendi mekanında “Yılın Röportajcısı Ödülü”nü alıyor...

Hayatın mucizesine bak...

***


- “Hiçbirine ödül veremem ki Kubilaycığım” dedim...

- “Neden abi?” diye sordu...

“Benim gazete yazılarım 21.30’dan önce bitmez, oraya gelişim en erken 22-22.30...

O saate ödül töreni falan kalmaz...

Ben sana gelirim, Medya Faresi’nin gecesine gelirim...

O benim kalbimde önemli...

Ödül vermek bahane...

Kameralara konuşmak zaten teferruat...”

İçine sinmiyor da, yapacak pek bir şeyi yok Kubilay’ın...

Sonunda isteksiz bir “Peki Abi” çıktı ağzından...

***


Uzun zamandır elimden geldiğince, bütün kameralardan kaçıyorum...

Önceleri “özel hayatım” diye kameralardan uzaklaştığımı zannediyordum...

Fark ettim ki öyle değil, mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyorum kameralardan, ne sorarlarsa sorsunlar, ne çekmeye çalışırlarsa çalışsınlar...

***


Evimdeki kitapların arasından dışarılara çıkıp, “görüntü vermek” istemiyorum...

Kitapların derinliği, yazıların ve yazdığım kitapların sürekliliği, hayatın mücadelelerle dolu beyinsel tazeliği, başka bir dünyaya taşıyor beni...

Ödül törenleri, ödül alanların tatminleri mutluluk verici ancak; kameralara ayaküstü demeçler, yeni polemikler, bitmeyen muhabbetler hiç çekmiyorlar beni...

Bir yorgunluk belirtisi mi?..

Hayır değil...

Tersine, çok dinamik ve dingin hissediyorum kendimi...

Meliha Varol’la konuştuk uzun uzun SHOW’da altı sene boyunca birlikte geçirdiğimiz her günü...

Çok güzel günlerdi...

Ancak biliyorum ki artık yepyeni bir dünya bekliyor hepimizi...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

“BİZ İNSANLAR ÇOK KÜSTAH YARATIKLARIZ”

“Kaderinizi kontrol altına alma ihtiyacınızdan kurtulun...

Çünkü ne kadar uğraşırsanız uğraşın bunu yapamazsınız...

Elbette akıllıca tercihlerde bulunabilirsiniz...

Yaptığınız tercihlerin de hayata bir etkisi olabilir...

Ancak nihayetinde kontrol sizde değildir...

Biz insanlar çok küstah varlıklarız...

Evrenden daha zeki olduğumuzu düşünürüz...

Günbatımını ve gökkuşağını yaratan bu evrenden...

Yıldızları ve ayı yaratan bu evrenden (ilahi güçten)...

Kendimiz için neyin daha iyi olduğunu, tüm bunları yaratan kaynaktan daha iyi bildiğimizi düşünürüz...

Robin Sharma...”

DİĞER YENİ YAZILAR