Medya, tatlı su dayak olaylarıyla ve sosyete sansasyonlarıyla uğraşıyor; esasen kadına şiddeti işlemiyor

Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan

Haberin Devamı

Şiddet gören, dayak yiyen hatta öldürülen kadınlar...
Kadına şiddet kınanıyor, bir iki gün belki konuşuluyor sonra hayat devam ediyor, kadınlara yönelik şiddet devam ediyor... Habertürk’ün manşetten verdiği ve gören herkesin tüylerini diken diken eden, medyada vahşetin son noktası denilen fotoğrafla birlikte ortalık karıştı. Sosyal medyada yorum rekorları kırılıyor. Ama sonuç; kadınlar dövülüyor, öldürülüyor... Reha Muhtar’la her Pazar mümkün olduğunca haftasonu keyfine paralel konularda sohbet etmek istesek de bu kadar önemli bir konu ile ilgili soru sormamaya gönlüm el vermedi.

* Aylardır kadına şiddet haberlerinin ardı arkası kesilmiyor ama bir türlü yaptırım uygulanamıyor, şiddet hız kesmeden devam ediyor. En sonunda Habertürk gazetesinin en vahşisinden bir fotoğrafı gazeteciliğin çığırından çıktığı bir nokta denilecek şekilde vermesi ile ortalık karıştı. Bir gazeteci olarak böyle bir fotoğrafın kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hayatta sana yapılsa “mağdur” olacağını hissettiğin şeyi başkasına “haber” diye yapmayacaksın, fotoğraf diye basmayacaksın... Kadın, suç işlememiş, kendi suça muhatap olmuş... Kaldı ki suçlunun da “insan hakları” var... Mağdur olmuş, bir cinayete kurban gitmiş bir kadının yaşamında saçının telinin gözükmemesi için bunca çaba sarf ederken, sırtına saplanmış bıçakla yarı çıplak ölmüş görüntüsü gazeteye basılıyor. Onun çocuğu, kardeşi, annesi, yakını ne düşünecek ne hissedecek?.. Bizim bir yakınımızın resmi bu şekilde basılsa biz ne hissederiz? Artık gazeteciler, yaptıkları haberleri, bastıkları fotoğrafları kendilerine empati yaparak kullanmanın zamanının geldiğini öğrenmeliler. Medya, “yakınlarımın başına gelse nasıl davranırdım?..” sorusunun cevabına göre haber yapmaya başladığında, bir eşik atlanmış olur... Bence bu haberi yapanların “basireti bağlandı...” Kadına, şiddete, kadına yönelik vahşete karşı bir duyarsızlık var elbette o fotoğrafta. Yalnız kadına yönelik vahşetin kendisini bırakıp, sadece o fotoğrafı konuşmak da biraz abes. Evet o fotoğraf da kadına yönelik vahşetin bir parçası sayılabilir, fakat herhalde tartışılacak “kadını sırtından bıçaklayan bir vahşet de duruyor orta yerde” öyle değil mi?

* Habertürk böyle bir manşetle mideleri bulandırdı ama bu kadar zaman çıkan haberlerde kadına şiddet konusu bu kadar tartışılmadı. Konunun ciddiyeti ancak böyle bir fotoğraf sonunda mı anlaşılabiliyor bazı insanlar tarafından?

Kadına şiddet mi tartışıldı, yoksa o fotoğraf neden yayınlandı sorusu mu? Evet kadına şiddet gündem oldu ancak, bunun önleyici bir etkisi mi var bilmiyorum... Bir zamanlar Boğaz Köprüsü’nde intihar vakaları artmıştı. Haber merkezlerinin kameraları da boğaz köprüsündeki intiharlara yönleniyor, onları çekiyordu. O günlerde Fatih Altaylı kardeşim, “Boğaz Köprüsü’nden atlamaya teşebbüs görüntülerinin yayınlanması rezilce bir şey” diyordu.
Bu görüntülerin teşvik edici rol oynayabileceğini düşünerek, televizyon haber merkezleri bu görüntüleri yayınlamaktan toptan vazgeçtiler. Bu fotoğrafların yayınlanması, sapık şiddetleri önlüyor mu emin değilim...

* Nasıl son bulacak bu iç acıtıcı, insanlıktan utandırıcı tablolar?

Medya, dayak meselesine, dayak yiyen, gerçek şiddete maruz kalan kadının dramına doğru düzgün yaklaşmıyor ki sorun çözülsün. Türkiye’de kadına şiddet dendi mi, “sanat ve sosyete sayfalarında, okkalı bir nafaka ve tazminat almak amacıyla eşini suçlayan kadınlar” göz önüne geliyor. Kocası tarafından öldürülen, ağzı burnu kırılan, hastanelik olan, korkudan kocasından kaçarak yaşayan on binlerce kadın var Türkiye’de. Şenay diye bir kızcağız vardı. Reha Muhtar’a İtiraf programına katılmıştı... Koca dayağından bıkmış usanmış, evden kaçmıştı. Kocası annesiyle geldi “Çocuğumun annesi evden kaçtı onu bulun ne olur” dedi. Aradık taradık, televizyondan yayın yaptık. Kızcağız Antalya mı, Adana mı, Mersin mi şimdi tam hatırlamıyorum bir yakının evine saklanmıştı. Geldi kocayla barıştılar. Adam arlanmadı, kadını yeniden dövmeye başladı. Yıllar sonra bir gün haber aldık ki genç kadın yine bir dayak sonrası kocasını öldürmüş. Cezaevine göndermişler...

Bunlar üstüne gidilmesi gerekli gerçek dramlar. Fakat medya kadına dayağı magazinleştiriyor. Sulandırıyor... Süslü püslü hanımların, bir eli yağda bir eli balda sosyete dilberlerinin nafaka davalarının, tazminat cukkalamalarının altyapı malzemesi olarak dayak olayını gündeme getiriyor.
O ilişkilerde “taciz, şiddet, dayak” iddialarının ne olduğu gerçekte belli değil. Sulandırılmış, magazinleştirilmiş, avukatların milyonlarca liralık tazminat taleplerine meze olmuş iddialar onlar. Medya “tatlı su dayak olaylarıyla ve sosyete sansasyonlarıyla uğraştığından” esasen kadına şiddeti işlemiyor. Sosyete dedikodusunu kadına yönelik taciz ve şiddet diye veriyor.

* Bildiğim kadarıyla artık bir kadın şiddet şikâyetiyle karakola başvurduğu zaman polis mutlaka tutanak tutmak zorunda. Bu iyi bir gelişme fakat gidecek yeri, sığınacak limanı olmayan kaç kadın gidip şikayetçi olabiliyor, ya da kaçının can güvenliği sağlanabiliyor?

Güzel bir soru... Anlattığım olaya geri dönersek, o genç kadın kocasıyla birkaç kez denedi bir arada olmayı... Ancak adam ölesiye dövmeye devam etti kadını....
Ancak kadının gidecek hiçbir yeri yoktu. Sığınma evine gitse kocası buluyordu. Parası pulu olmadığından, ya ortalıkta kalıp fuhuş yapacak ya da kös kös evine geri dönecek, devam yemeğe devam edecekti...
Sonunda eve döndü ve adamı öldürdü...

DİĞER YENİ YAZILAR