Gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda bütün olaylara “haber mi değil mi” diye bakardım...
Başkaca bir tasnifim olmazdı...
Bana öyle öğretmişlerdi çünkü...
Hangi haberin kimlerin çıkarına uygun düştüğünü anlar, ona göre nerelerden sızdırılmış olabileceğini az çok tahmin ederdim...
Habertürk’ü kuran rahmetli kardeşim Ufuk Güldemir; “Okuyucu manşetlere ne olmuş diye bakar?.. Ben manşetler niye atılmış; diye bakarım...” derdi...
Normal bir gazete okuyucusunun olayların gösteriliş biçimlerinden gerçekleri kavrayamadığını, gazetenin esas öğretici tarafının hangi gazetenin neyi neden büyüttüğü veya vermediğinde düğümlendiğini söylerdi...
- “Bizim gibi gazeteciler, haberin ne dediğinden çok, satır altında ne söylemek istediğini anlamalılar...” derdi...
İmralı görüşmeleri hakkında Apo’nun çevresine anlattıklarının tutanakları ortaya çıktığında, “O tutanaklarda ne yazıyor” sorusu önemliydi elbet...
Ancak Ufuk Güldemir kardeşimin söylediği gibi “O tutanaklar niye ve kimin tarafından sızdırıldı, hangi amaçla sızdırılıyor?..” sorusunu sormalıydı esasen bir gazeteci...
Neden?..
Çünkü o sorunun cevabı, o haberin içeriğinin de bir parçasıydı da ondan...
O notların kimin tarafından sızdırıldığı da “barış görüşmelerinin büyük haberlerinden birisiydi...”
Çünkü barış sadece görüşme yapanların ne konuştuğundan ibaret değil, esas görüşme yapmayanların ne yaptığını da kapsıyordu...
Bu noktada görüşmelerin kimin tarafından sızdırıldığı, niye sızdırıldığı, sızdırmanın arkasında hangi odağın olduğu sorusu tutanaklar kadar büyük haberdi...
Hatta Ufuk Güldemir kardeşim için, “Gazetecinin bakacağı haber esas oradaydı...”
Bu tartışmaların çıkmaz tarafı şu;
Mesele; “tutanaklar gazetede yayınlanmalı mı yayınlanmamalı mı sorusuna getirilip düğümlendiriliyor!..”
Oysa gazetede çıkan bir haber yayınlanmalı mı yayınlanmamalı mı tartışması abes bir tartışma...
Gazete yayınlamak istiyorsa yayınlar...
“Bunun bilinçli bir sabotaj olduğunu düşünüyorsa” görüşmeler sürerken yayınlamaz, görüşmeler bittikten ve bir sonuca erdikten sonras yayınlar...
Veya sonuca ermediği durumda yarıda kaldıktan sonra yayınlar...
Bilgi saklı kalmaz...
Mutlaka yayınlanır...
Ancak ne zaman ne şekilde yayınlanır; konu budur...
Bence tutanaklarla ilgili esas “büyük haber” bugün çıkacak...
Deyim yerindeyse kıyamet bugün kopacak...
Çünkü bugün, bu olayı kimin sızdırdığı, sızdırmanın arkasında kim olduğu açıklanacak...
Sızdırdığı söylenen kişi, kendi savunmasını yapacak...
Bizler; kimin söylediğinin gerçeğe daha yakın olduğunu bulmaya çalışacağız...
Bu barış sürdecinde kim ne yapmaya çalışıyor?..
AKP’nin tutumu belli...
Apo’nunki de üç aşağı beş yukarı...
Bilinmeyen başkalarının tutumları ve yaptıkları...
Haberin büyüğü bugün ortaya çıkıyor...
Azzz sonra...
KORKU VE CESARET DOLU ADIM!..
“En karanlık vakit, şafağın öncesidir...
Herkesin hayatında oyunu sınırda oynadığı ve büyük riskler aldığı bir zaman vardır...
Herkesin hayatında, riske girmezse yaşamı sıradan bir biçimde sürdüreceğini bildiği bir zaman vardır...
Ancak içinde korkunun da bulunduğu o cesareti göstermezseniz, o büyük yolculuğa çıkamazsınız...
O yolculuk sizi bambaşka bir yere seyahat ettirecek....
Potansiyellerin sınırsızca kullanıldığı, özgürlüğün ve mutluluğun olduğu bir yere...
Derinlere inin ve iç sesinizi dinleyin...
İçinizdeki rehbere güvenin...”
Robin Sharma...
OKULDA ÖĞRETİLMEYEN 50 KURAL...
Okuldayken sınıfın en çalışkanı olan arkadaşlarım, hayatta ne kadar başarılı oldular bilmem, fakat tembel görünenlerden çok ilginç “başarı öyküleri çıktı...”
O zamanlar çok merak ederdim, derslerde 9-10 çeken “inek” dediğimiz öğrenciler hayatta ne yapacaklar diye...
Ben özellikle lisede koyverdim dersleri...
Özellikle lise iki ve lise üçte tamamen ilgi alanımdan çıktı dersler...
Yeniden çalışkan öğrenci olmam, dersleri sevdiğim üniversite yılarına denk geldi...
Siyasal Basın Yayın’da dersleri geçmek için değil, öğrenmek için okuyordum...
Pazar günü kitapçıda gezinirken Charles Skyes’ın “Okulda Öğretilmeyen 50 Kural” kitabını görünce, hemen aldım...
Bir koşu eve gelip açtım kitabı...
Skyes okulda öğretilmeyen 50 kuralı şöyle sıralıyordu:
“1) Hayat adil değildir... Alışın...
2) Gerçek dünya, kendinize duyduğunuz saygıyı okulunuz kadar önemsemeyecek... Sizin kendinizi iyi hissetmeden önce, bir şeyler başarmanızı bekleyecek...
3) Kusura bakmayın; üniversiteden mezun olur olmaz ayda beş bin dolar kazanmayacaksınız... Başbakan da olmayacaksınız... Şirket arabanız olmayacak... Hatta üzerinizde ünlü bir markanın etiketi bulunmayan, sıradan bir takım elbiseniz olacak...
4) Henüz bir şeylere sahip olmanız gerekmiyor...
5) Babacığınız ne derse desin, siz bir prenses değilsiniz...
6) Hayır; hayal ettiğiniz bir şey olamazsınız...
7) Öğretmeninizin katı olduğunu düşünüyorsanız, henüz patronunuzla tanışmadınız demektir...
8) Göbeğiniz o kadar ilginç değil, hayatınızı onu inceleyerek geçirmeyin...
9) Okul kazanan ve kaybeden herkesi mezun etmiş olabilir... Hayat öyle yapmaz...
10) Yaşam, beden eğitimi öğretmeninizin inandığının aksine, daha çok bir yakan top oyunu gibidir...
11) Mezun olduktan sonra, oyun parkındaki sanal rakiplere karşı yarışmayacaksınız...
12) Küçük düşmek yaşamın bir parçasıdır... Alışın...
13) NBA’ye giremeyecesiniz... O yüzden para harcamayı bırakın ve şu egonuzdan kurtulun...
14) Sürtük gibi görünmek size yetki sağlamayacak...
15) Hamburgercide çalışmak saygınlığınızı yitirmenize neden olmaz...
16) Aileniz ve küçük kardeşiniz, düşündüğünüz kadar utanç verici değiller... Asıl utanç verici olan nankörlük, kabalık ve somurtkanlıktır...
17) Anne ve babanız siz doğmadan önce, şimdi oldukları kadar sıkıcı değillerdi... Sizin faturalarınızı ödeyerek, sizi etrafta gezdirerek, eğitiminiz için para biriktirerek, odanızı temizleyerek, sizin onlara ne kadar idealist olduğunuzu anlatmanızı dinleyerek böyle oldular...
18) Hayat dönemlere bölünmez ve siz yazları tatilde değilsiniz...
19) İşleri berbat ederseniz siz sorumlusunuz... Bu anne ve babanızın hatası değil...
20) Sigara içmek sizi havalı göstermez, garip gösterir...
21) Alındınız mı bu söze?..
22) Mağdur falan değilsiniz... Sızlanmayı bırakın...”
Okulda öğretilmeyen 50 kural böyle devam ediyor...
İkinci kısmını yarın vereceğim...

