Haberin Devamı
Önce Bebek’te astılar...
Sonra Anravutköy’de...
Dün nihayet Rumelihisarı’nda da bir direkten bir direğe asılmış gördüm Fenerbahçe bayrağını...
Sanıyorum Trabzon hariç, Türkiye’de bu yıl yaz boyu Fenerbahçe bayrağı asılı kalacak...
Semtlerde oturan Beşiktaş ve Galatasaraylılar ile Anadolu’daki takımların taraftarları, evlerine girer ve çıkarken Fenerbahçe bayrağıyla karşılaşacaklar...
Futbolun sportif ruhuyla haşır neşir olacaklar...
Mahallede kimse Fenerbahçe bayrağını yakmaya teşebbüs etmeyecek...
Bilecek ki bugün şampiyon olan Fenerbahçe’nin bayrağını yakarsa, yarın şampiyon olacak kendi takımının bayrağı da yakılır...
Öğrenecek ki, bugün Fenerbahçe’nin bayrağını indirirse, yarın kendi takımı şampiyon olduğunda kendi takımının bayrağı da indirilecek...
Onun için kimse mahallelere boy boy asılan Fenerbahçe bayraklarına dokunmaycak...
Mahremine girer çıkarken sevmese de, tutmasa da Fenerbahçe bayrağıyla karşılaşacak...
Tölerans gösterecek, hoşgörülü davranacak...
Rakibinin bayrağıyla kendi mahreminde ve mahallesinde yan yana yaşamayı öğrenecek...
Rakiple barış içinde birarada yaşamasını içine sindirecek...
Dün evden çıktım Rumelihisarı’nda boydan boya bir Fenerbahçe bayrağıyla karşılaştım...
Bayrağın üzerine “Efsane şampiyon Fenerbahçe” yazmışlardı...
Kabul bir Beşiktaş veya Galatasaray taraftarı için İstanbul’un boydan boya Fenerbahçe bayraklarıyla süslenmesi, çok da arzu edilecek bir durum değildir...
Ancak ben, Rumelihisarı’nda, Bebek’te, Arnavutköy’de arka arkaya üç büyük boy Fenerbahçe bayrağını görünce içimden gülümsedim...
“Herkes nasıl da inceden inceye rakip takımın bayrağıyla birarada yaşamasını öğreniyor” diye demokrasiye dua ettim...
Beşiktaş ve Galatasaraylıların hayat boyu görmek istemeyecekleri tablo, şu anda evlerinin yanı başındadır...
Muhtemelen gelecek sezonlarda Fenerbahçeliler’in görmek istemeyecekleri bayraklar evlerinin yanıbaşını süsleyecektir...
Demokrasiye dua ettim...
En hoşgörüsüz olduğumuzu sandığımız şeylerle bizi barış içinde birarada yaşatmayı öğrettiği için...
Beraber, birbirimizi sindirerek yaşayabilmek yolunda, nefsimizi terbiye ettiği için...
Şampiyon olan Fenerbahçe bayrağının her semtte dalgalanması, sporun rekabetçi birlikteliğinin başarısıdır...
Yarın şampiyon Beşiktaş’ın, şampiyon Galatasaray’ın, Bursa’nın, Trabzon’un, muhtemelen bir başka Anadolu kaplanının bayrağı dalgalanacak o semtlerde...
Şampiyon olan bütün bayraklarla birarada en mahremimizde yaşamanın hiç de keyifsiz bir şey olmadığını öğreneceğiz...
Kendi mutluluğumuzu yaşayabilmenin, başkalarının mutluluklarını yaşayabilme hakkına saygı göstermekten geçtiğini ta içimizde hissederek...
KAVAK AĞACI İLE SARMAŞIK...
Ulu bir kavak ağacının yanında bir sarmaşık filizi boy göstermiş...
Bahar ilerledikçe sarmaşık kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış...
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş...
Bu hali ile o kadar gurur duymuş ki; gurur duyma hali kibire dönüşmeye başlamış...
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa;
-”Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?..”
-”On yılda” demiş kavak
-”On yılda mı?..” diye gülmüş; yapraklarını sallamış sarmaşık...
-”Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim, bak!”
-Doğru demiş ağaç, “doğru” ve başka da bir yorum yapmamış...
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında sarmaşık önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış...
Endişeye kapılmış ve sormuş kavağa;
-”Neler oluyor bana ağaç?..”
-”Ölüyorsun” demiş kavak.
-”Niçin?..”
-”Benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda geldiğin için...”
Bu öyküyü bana gönderen Burçin Alpacar öykünün sonunda, “Sabır; bir olgunlaşma, bir pişme dönemidir...
Sabır bir kök salma ve özümseme sürecidir...
Sabır, kaybetmeden hayatı kazanabilmenin ve acı çekmeden tecrübe sahibi olmanın diğer bir yoludur...
Bu nedenle, adım adım ve hazmedilmiş bir hayat her zaman hızlı bir hayattan daha doygun ve daha uzundur...” demiş...
Hayatta çocuklarınıza bırakacağınız en kıymetli şey para değil...
Kurduğunuz ve sürdürülmesini istediğiniz iş de değil...
Yaşamın gerekli şifreleri yoksa, o çocuklar o parayı bir anda bitirirler...
Sağlam temellere dayanmıyorlarsa, kurduğunuz işi de o çocuklar bir günde batırabilirler...
Çocuklarınıza yapabileceğiniz en değerli yatırım onlara, yaşamın anahtarlarını sunan, yaşam mühendisliğinin sanatı öğreten değerleri aktarabilmenizdir...
Hiç istemem çocuklarımın başladıkları bir işte iki günde ukalalık edip ahkam kesmelerini...
Hiç arzu etmem yeni başladıkları bir dünyada, yıllarını bu işe vermiş kişileri hor görmelerini, değersiz saymalarını...
Çabuk yükselmesinler...
Güçlü yükselsinler...
Hemen her şeye sahip olmasınlar...
Sahip olduklarının değerini bilecek kadar beklesinler, uğraş versinler...
“Hayatta kendimi geliştirdim, kişiliğimi tekamül ettirdim, başladığım yerden kişilik, ruh ve beyin olarak çok çok ilerilere gittim...” diyebilecekleri noktalara gelebilmeliler...
O noktalarda eriştikleri bilgelikten mutluluk yaratabilmeliler...
Hayata ve evrene katkı sunabilmeliler...
Katkı sunarlarsa, hayatın ve evrenin katkısı da onların üzerinde olacaktır...
İyi hafta sonları...

