Lucescu niye Fenerbahçe’ye gelmiyor?..

Haberin Devamı

Türkiye’ye geldi...
Şampiyon yaptığı ve ertesi sezon 11 puan ilerdeyken “hala anlamadığı bir şekilde“ şampiyonluğu kaybettiği eski takımı Beşiktaş’la, hazırlık maçı oynadı...

10 yılda bir UEFA kupası, toplam 16 kupa kazandırdığı Shaktar Donetsk takımıyla, eski takımı Beşiktaş’a karşı oynuyordu...

Takımı ilk yarıda bir gol yedi, buna karşı tam dört gol attı...

Normal şartlarda Beşiktaş’ın yedekleri ikinci yarı, Shaktar’dan bir dört gol daha yerler kalelerinde “sekiz”i de görürlerdi...
Lucescu niye Fenerbahçe’ye gelmiyor..
Fakat belli ki centilmenliği tuttu, devre arasında futbolcularına “Fark yapmayın” dedi...

***


Ümraniye’deki son gününde yanındaydım... Beşiktaş’tan ve Türkiye’den ayrılırken ne kadar üzgün olduğunu görmüştüm...

Aslında birkaç gün önce beraberdik...

Silahlı saldırıya uğrayan Ahmet Çakar’ın yaralı yattığı evinde...

Orada bugün söylediği şeylerin altını dolduracak çok şeyler söylemiş, “şampiyonlukların nasıl gittiğiyle ilgili düşüncelerini anlatmıştı...”

- “Elimden hak ettiğim iki şampiyonluğu aldılar...” demişti...

11 puan ilerdeyken şampiyonluk gitmiş, bu yetmiyormuş gibi, “kendisi için 6 aylık sahaya men cezası çıksın diye Federasyon’da düğmeye basılmıştı...”

Sebebi; o günlerde adaletsizlik olarak nitelediği onca olaya karşı söylediği bir Rumen atasözüydü:

- “Köpekler istedi diye, atları öldürmezler...”

***


İki gündür İstanbul’da Lucescu...

- “11 puan ilerdeyken şampiyonluğu nasıl kaybettiğimiz konusunda hala anlayamadığım şeyler var...” diyor...

Ukrayna’da kulüp içindeki istikrardan bahsedince, gazeteciler soruyorlar.
- “Fenerbahçe’de 13 yıldır aynı Başkan varken niye Fenerbahçe’ye gelmediniz?..”

Orada şöyle çıtlatıyor düşündüklerini:

- “Fenerbahçe’de çalışmadım onun için fikirlerimi belirtemiyorum...

Ancak iki şampiyonluğu Fenerbahçe’ye karşı kaybettiğimizi biliyorum...

Bu konuyla ilgili kafamda birçok soru işareti var...”

***


Ben ve ziyareti sırasında hasta yatağında yatmakta olan Ahmet Çakar, Lucescu’nun kaçan şampiyonluklarla ilgili ne düşündüğü hakkında daha fazla şeyler biliyoruz...

Bunca olaydan sonra, Türkiye’de yeni bir adli mekanizmasının çalıştırılmasını isteyecek bir vicdansızlık içinde değiliz elbette...

Zaten ben; başka bir camianın daha fazla suçlanarak, Türk futbolunda yeni nefret tohumlarının ekilmesinden; kesinlikle yana değilim...

Ancak giden o şampiyonluğu Beşiktaş kendi içinde araştırmalı ve soruşturmalı...
Gerçeğin kendine dönük yüzünde neler yaşandığını anlamalı ve ortaya çıkarmalı...
Fail-i meçhul kalmamalı Beşiktaşlı’nın gözünde elinden kaçıp giden o şampiyonluk...
Yaradır çünkü gönüllerde o olay, usul usul kanamaya devam eden..

40 yıl sonra ABBA ve Waterloo...

14 yaşında gençliğime ilk adımları atmaktaydım...
Eurovision şarkı yarışması ilk kez TRT’de canlı yayınlanıyordu...
Avrupa’da pop müzik yapan grupları, ilk kez bir canlı yayında kendi görüntüleri, kendi sesleri ve performanslarıyla izleyecektim...

ABBA grubu çıkarken onları sunan moderatör İngilizce şöyle demişti:

- “Birazdan izleyeceğiniz, grup ve parça epey bir oy alacak... Neden öyle olacağını şimdi onları izlerken anlayacaksınız...”
Lucescu niye Fenerbahçe’ye gelmiyor..

İnanılmaz bir parçaydı Waterloo...

İnanılmaz bir gruptu ABBA grubu...

Sahnede ışıl ışıl ışıldıyorlardı...

2005 yılında o yarışmadan otuzbir yıl sonra aynı parçanın Eurovision’da yarışan en iyi parça seçileceğini o sırada bilmiyordum...
Ne de hayatımda unutamayacağım bir nokta olacağını, kişisel tarihimin en önemli takvim yapraklarından biri haline geleceğinin farkında değildim...

***


Grubun iki güzel kız solisti, grubun iki yakışıklı erkeğiyle beraberdiler...

ABBA grubu iki sevgili çiftti aslında...

Çiftlerden biri evliydi...

Diğer çift ise evli olmadan birlikte yaşıyordu...

Sanırım evli olmadan, aynı evde beraber yaşamının ilk canlı sembolü onlardı gözümde...
Bilinçaltıma batılı yaşam tarzının usulca girdiği anlardan biriydi o gece...

Günlerce aylarca ABBA‘yı ve Waterloo’yu dinledik...

45’liğini aldık...

ABBA’nın Fernando’yla başlayan ve devam eden bütün parçalarının tiryakisi olduk...

Grubun üyeleri 40 yıl sonra 2014’te Waterloo‘yu söylemek için tek bir defaya mahsus biraraya geleceklerini açıkladılar birkaç gün önce...

Hemen youtube’dan ABBA’yı ve Waterloo‘yu indirdim...

Defalarca izledim...

Dinledim ve o günleri bir daha yaşadım...

***


Ne anlam ifade ediyordu o günlerde o sahne ve o grup gözümde?..
Erkek solistler gibi havalı mı olmak istemiştim?..

O cazibeli iki kadın soliste benzeyen sevgililerim mi olsun diye içimden geçirmiştim?..
Sahne ışıklarının altındaki sonsuz albeniden, “hala bir türlü içine giremediğimiz Avrupa macerasının, ilk kilometre taşını mı ruhuma kazımıştım?..”

“Öyle sevgililerim olsun, öyle müzikler yapalım, öyle müzikleri dinleyelim, öyle konserlerde coşalım” diye mi ruhuma ilhamlar gelmişti?..

Avrupalı olma maceram ilk o gece mi ruhumda bir yaşam biçimiyle harmanlanarak şekillenmişti?..
Kim bilir?..

***


Bugünden bakınca;

ABBA’yı dinlerken hala 14 yaşındaki heyecanımı duyuyorum...

Hala aynı şiddetle çarpıyor kalbim...

Hala aynı ölçüde terliyor ellerim ve avuçlarım...

Tek bir fark var...

O da eksiklik değil fazlalık anlamında...

Bugün onları izlerken gözlerimde beliren yaşlar; o günlerde ortada yoktular...

Onlar bugünün eseriler...

O günlerdeki duygulardan yadigar...



Şivan Perwer-İbrahim Tatlıses...
Lucescu niye Fenerbahçe’ye gelmiyor..
Acaba bizim çocuklarımız da Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses’in bugün Diyarbakır’da yapacakları barış düetini hatırlayıp, 40 yıl sonra içleri titreyerek nostalji yapacaklar mı?..

Acaba, bugün beraberce şarkı söyleyen iki dev sanatçı, “bir daha geri gelmeyecek bir savaşın ve önümüzde uzanacak upuzun bir barışın habercisi midirler?..”

Sadece umut edelim ve bekleyelim...Bugün başka bir şey söylemeyelim... “Sükut” bazen yüksek sesle konuşmanın bizzat kendisidir...

DİĞER YENİ YAZILAR