AKP hükümeti “ezberinden beklenmeyecek derecede hızlı bir manevra yapıyor...”
Türkiye üzerinde son aylarda yeni ve yoğun bir kampanya başlatılıyor...
AKP iktidarının “Sünni” bir iktidar olduğu, hayatın ve politikalarının merkezine “Sünni” bakış açısını yerleştirdiği söyleniyor...
Suriye’yle kavgasının temelinde “Sünni” bakış açısının yattığı, sistemli bir propaganda üzerinden adım adım işleniyor...
- “Türkiye, Suriye konusunda Amerika’dan daha radikal...
Çünkü şu andaki Suriye rejimi Nusayri (Arap Alevi)...
AKP iktidarı Esad’a değil, esasen Arap Aleviler’in Suriye yönetimde olmasına karşı...” diyorlar...
Bu çok tehlikeli bir “algı ve kampanya...”
Türkiye’nin Ortadoğu’da “Sünni eksenli” bir politika izlediği izlenimi, Amerika’da, Avrupa’da ve bölgede yayıldığında; Ortadoğu’nun grift coğrafyasından sağ salim çıkmak imkansızlaşıyor...
Bu “okuma”nın basit birkaç sonucu şöyle sıralanıyor:
Amerikan yönetimi, Suriye ve bölge dengelerinde Türkiye’ye kuşkuyla bakmaya başlıyor...
İngiltere, Almanya, Fransa gibi Avrupa’nın lokomotif ülkeleri sizin etkin olmadığınız dengeler kurmaya çalışıyor...
İran sizden kuşkulanıyor ve kendiliğinden mesafe koymayı düşünüyor...
Irak’ın merkezi yönetimiyle kopan ipler bir daha birleşmeyecek hale gelebiliyor...
Mısır’da Mursi’yle aranızdaki bağ, “darbelere karşı bir demokrasi mücadelesi” olmaktan çıkıyor, “Sünni dayanışmasına” çevriliyor...
Sıfır sorun diye başlattığınız politikalar, “Sünni eksenli bir mezhep çatışması” gibi gösteriliyor...
Bunlar Ortadoğu’da ilk akla gelenler...
En tehlikelisi ise Ortadoğu’da değil, bizzat Türkiye içinde...
Suriye’de “Arap Alevi (Nusayri) bir iktidar olduğu için” ona karşı mücadele ettiği söylenen bir iktidar, nasıl olup da kendi ülkesindeki Alevi unsurları kucaklayacak?..
Geçtik bölgedeki berbatlığı, kendi Alevilerimiz bile, bu okuma ve analizlerin bizzat kendisinden provoke olmayacaklar mı?..
Türkiye; bu yolla kirli ve yeni oyunlara açık hale geliyor...
Çok tehlikeli bir imaj Türkiye için...
“Sünni eksenli politika” yaptığınız anda bölgede kimsecikleri kucaklama şansınız kalmıyor...
Değil bölge, kendi ülkenizdeki
Aleviler’i en başta kucaklayamıyorsunuz...
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tam altı ay Bağdat’ta Maliki yönetimiyle ve onun Dışişleri Bakanı’yla gizli bir diplomasi yürütüyor...
Hükümet durumun ve yaratılan izlenimin vahametini kavrıyor...
AKP hükümeti kendi üzerinde adım adım yaratılmaya çalışılan çemberi, “yarma harekatına” girişiyor...
Aslında bu “okuma”nın üzerinden, Türkiye’yi sıkıştıranlar, bazı gerçekleri de es geçiyorlar...
Bazı ters emareler varmış görünse de; Türkiye “sadece Sünni eksenli bir politika izlese” neden, bütün dünya İran’a en ağır ambargoyu önerirken Brezilya’yla birlikte buna karşı çıkmıştı?..
İran bölgedeki Şii güçlerin en önemli dayanağı değil miydi?..
Keza MİT müsteşarı Hakan Fidan göreve geldiğinde hangi kampanyanın öznesi haline getirilmişti?..
- “Hakan Fidan aslında İran’la işbirliği yapıyor... Onlara yakın...” denmemiş miydi?..
Sünni eksenli politikayla çok uygun davranışlar değil bunlar...
Ancak yaratılan algı, gerçeğin yerine geçer çoğu zaman hayatta...
Kaldı ki, Gazi Mustafa Kemal’in laiklik ilkesine çok fazla vurgu yapmamışsanız...
“Yurtta ve cihanda sulh”ten önce laiklik ilkesine atıfta bulunmamışsanız... Türkiye’nin vatandaşları ve bölge halklarıyla ilişkilerinin temel şifresinin “laiklik” olduğunu tartışılmayacak şekilde açıklığa kavuşturmamışsanız...
Kirli oyunlara ve kalleşliğe müsait coğrafyada provokasyonlara açık hale gelebiliyorsunuz...
Hükümet şimdi Bağdat’la “yeniden oluşturduğu köprüyle” bu çemberi kırmaya çalışıyor...
Ne ilginç tesadüf ki aynı günlerde Alevi nüfusun yoğun olduğu, Azerbaycan ve Aliyev‘le aşırı sıklaştırılan ilişkilere tanık oluyor kamuoyu...
Bu Muharrem ayında hükümet üyelerinin “gösterdiği olağanüstü performans” da aynı çerçevede gözlerden kaçmıyor...
Bu politikaların adı;
Türkiye’nin içerde Alevi, bölgede ise Şii açılımıdır...
Hayat zaman içinde “olaylara laik ölçekten bakmanın” devletin tüm inançlara, mezheplere, dinlere eşit uzaklıkta kalmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor...
Türkiye’nin üzerinde yaratılan bu çemberi yarması hayati derecede önemli...
Tayyip Erdoğan’ın son grup konuşmasında;
- “Biz iktidar hırsı içindeki Yezid’in değil; Hazreti Hüseyin’in yanındayız...” demesi işte tam bu noktadan okunmalı...
Bunlar Türkiye’nin Alevi ve Şii açılımının kilometre taşları...
Çemberi yarmada en hayati katkıyı CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yapıyor...
- “Muharrem de bizim, Ramazan da, Alevi de bizim, Sünni de” diyerek...
İktidar ve muhalefetin bu konuda aynı sesi çıkarması mutlu bir tesadüf...
Laiklik güzel şey arkadaş!..
10 KASIM’DA ANITKABİR’E GİDECEK AKP’Lİ KİTLELER...
Bilincim yerinde ve aklım ermiş bir şekilde, neredeyse elli yıldır 10 Kasım törenlerini yaşıyor ve gözlemliyorum...
10 Kasım Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal’in ölümünün sene-i devriyesi...
Cumhuriyeti kuran iradeye herkesin kayıtsız şartsız “evet” demesini beklemiyorum...
Böyle bir uygulamayı demokratik de bulmuyorum...
Fakat bir konu var ki, son günlerde kafamı iyice meşgul ediyor...
10 Kasım’da milyonlarca insan “Cumhuriyet’in kurucusunu” anıyor...
Ancak Mustafa Kemal’i anmak, CHP’nin ya da herhangi bir partinin kitlesinin tek başına meselesi değil, öyle olmamalı...
Geçmişte böyle değildi...
Cumhuriyet’i kuran “liderle” her partinin tabanı ne kadar barışırsa, gönlünde onu milli değer kavramında tutmaktan ne kadar imtina etmezse, “millet” dediğimiz kavram o kadar birbirine kenetlenir...
Türbanlı milletvekillerini Meclis’e kavgasız gürültüsüz sokma becerisini gösteren Türkiye; önümüzdeki 10 Kasım’ı tüm partilerin seçmen kitlesinin katıldığı sivil törenlerle yaşamayı başarmalı...
Türkiye kendi içinde farklılıklarıyla barıştıkça, gücüne güç katacak...
Kutuplaşmaya değil; birleşmeye önem verirse... Ötekileştirmeyi değil, farklılıkları bir potada yaşamaya çaba gösterirse...
Mucizesini gerçekleştirecek...
Amerika’da Lincoln‘ün ölüm yıldönümünde bütün bir Amerika “Lincoln’ü ananlar anmayanlar diye ikiye bölünmez...”
Bu saatten sonra Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok...
Mucizesini yaşamaya bakalım...

