Kurban Bayramı’nda çocukları yaşatmak...

-“Bana herkes LÖSEV’i neden, nasıl kurdunuz diye soruyor...” Dr. Üstün Ezer;

-“Nedeni çok basit... Çocuk hematoloji uzmanı olduğum 1990’lı yıllarda, tedavisine başlanan 100 lösemili çocuktan 80’ini kaybediyorduk...

Daha acısı, her iki çocuktan birinin tedavisi devam edemiyor...

Umutsuz ve çaresiz babaları tarafından evlerine geri götürülüyordu...

Halbuki ben çocukluğumdan beri doktor olmayı ve ölüme çare bulmayı kafama koymuştum...

Uzatmayayım...

Bir teneke masa ve bir sandalye ile kurulan LÖSEV bugün yüzde 90 tedavi başarısını yakaladı...

Birleşmiş Milletler danışmanı, onbinlerce çocuğa hayat bağı olan bir sivil toplum kuruluşu...

***

Peki ben ve biz ne yapabiliriz diye soracak olursanız?..

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı var...

Vekaleten Kurban kesiminizi veya Kurban Bayramı bağışınızı lösemili çocuklarımız için yapabilirsiniz...”

Maili okuyunca aklım SHOW Haber’deki günlerimize gitti...

Bu tür bir bir haber geldi mi;

Yaşam ekibinden Aslı’yı, Havva’yı veya Küçük Aslı’yı çağırır;

-“Dernekle temas edin... En çarpıcı örneklerden birisini alıp röportaj yapın...

Haberin Devamı

Film gibi bir prodüksiyon istiyorum...

Post prodüksiyonda montaja girin...

Altı dakikadan az olmasın haber...” derdim...

***

Çocukları yaşatmak istiyorsanız;

Evrene bu katkınızı veriniz...

Onların kurtaracağınız hayatları;

Gün gelip kendi çocuklarınıza “hayırlar” olarak dönecek...

Hayat “Verirseniz alacağınız bir sistemdir...” Yatırım olarak değil kalbinizden bir niyet olarak yapın bu yardımı... Kurtarın lösemili çocukları...

Mutlu edin bu Bayram sabahı, umutsuz anne ve babalarını...

***

Önceki gece; Cüneyt Özdemir CNN’de; -“Mahşerin dört atlısıydı Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar, Reha Muhtar ve Ali Kırca...” diyor...

-“Artık yoklar...”

Oysa Mehmet Ali Birand’ın hala yaşamakta olduğunu, ben Cüneyt’in ve nicelerinin “haber yaparken izledikleri tarzda ve bakışta” görüyorum...

Gazetecilik tekniğinden ve bakışından çok şeyler kapmış Cüneyt; Birand’dan...

***

Uğur Dündar’ın hala var olduğunu kendinden çok; yetiştirdiği televizyoncularda görüyorum...

Haberin Devamı

Ali Kırca için de geçerli bu söylediklerim...

Bana gelince;

Sanırım bu konuda en fazla mutluluk yaşayanlardanım...

Çalıştıklarımın hepsi değişik televizyonların en tepesinde görev yapıyorlar...

Hele son olarak Utku (Çakırözer) Cumhuriyet’in tepesine gitti...

Kendi kendime; “Tamam bu kadar” dedim...

-“Artık biraz da kendi çocuklarını yetiştir...”

***

Cüneyt’e söylemeliyim ki;

“İltifat ettiği gibi zamanında mahşerin dört atlısı olan habercilerden biriysem...

Ateş Hattı ve SHOW Haber ekolünden yetişen gençler bugün büyük işlere imza atarlar...

Cüneyt’in başarısı; aynı zamanda Mehmet Ali’nin, Ali Kırca’nın başarısıdır...

Nihayet onların başarıları bizim başarımız...

Bizim görüntümüz, fiziksel varlığımız değil;

Mütevazı izlerimizde aranmalı varsa eğer bir başarımız...

Mahşerde bir hoş sada;

O izlerdedir...

O yüzlerde değil...

*****

“AMACINIZA; DÜŞÜNSEL OLARAK DEĞİL... DUYGUSAL OLARAK BAĞLANIN...”

-“Güçlü bir amaca;

Kafanızla değil; kalbinizle bağlanın...” diyor Robin Sharma;

-“Sonra da emniyet kemerlerinizi bağlayıp, hayatınızın nasıl yükselişe geçeceğini izlemeye başlayın...

Haberin Devamı

Zihniniz sınırlayıcı olabilir... Ama duygular kişiyi özgürleştirir...”

***

-“Amaçlarını keşfedip hayatlarını ona adayan Benjamin Franklin, Mahatma Gandhi, Martin Luther King, Rahibe Teresa, Albert Einstein, Nelson Mandela gibi insanları iyi izleyin...

Hayatlarını sembolize edecek bir amaç için her biri birer sefere çıktılar...

Amaçlarına yürekleriyle bağlandılar...

Bu bağlılıkları onları, yapmakta oldukları işlere olan duygularını yoğunlaştırdı...

Peşinde olduğumuz amaçla;

Düşünsel değil...

Duygusal bağ kurduğumuzda...

Heyecanımız artar...

Duygusal patlamalar yaşarız...”

***

Hayatın özeti ve şifresi bu sözlerde gizli...

Hayatıma baktığımda;

Duygularım; gerçekte benim nereye gitmemi istediyse, benim oraya doğru yolculuk yaptığımı görüyorum...

Kafamı ve beynimi sadece gideceğim güzergahta izleyeceğim yöntemler için kullanıyorum...

Gideceğim yerin ve yolun belirlenmesinde, hiçbir zaman beynimi çalıştırmıyorum...

Duygularıma bakıyorum...

Kalbim nereyi istiyor ona göz atıyorum...

Haberin Devamı

***

Benim yaşantımdan kendilerine “birer başarı hikayesi” çıkarmak isteyenler, benim gibi televizyonculuk, ya da benim gibi habercilik yaptıklarını düşünerek, benim yaşadığım türden bir özel hayatı idealize ederek, öykünmelere girişiyorlar...

Oysa onların fark edemedikleri basit bir gerçek var...

***

Benim yaptıklarım benim kalbimin ve duygularımın beni götürdüğü yer...

Bunları ince bir mühendislikle, özel başarı ve sihir formülleri bularak, üzerine bir hayat inşa etmiyorum ki...

Kalbim öyle istediği için öyle yapıyorum...

Kalbimle yaptığım, kalbimle bağlandığım şeyler; enerjimi patlatıyor, yaptıklarımı gerçekleştiriyor...

Onlar benim kalbimin sesleri...

Benim kalbimin sesinden kendi kalplerine tercüme yapmaya çalışıyorlar...

Hayatı doğru kuramıyor ve mütercim kalıyorlar...

Oysa mutlu olmak için;

Kendi kalplerine tercüman olmaları gerekiyor...

Bana mütercim değil...

DİĞER YENİ YAZILAR