Kültür Bakanı senin tweet arkadaşın değil Fazıl!..

Haberin Devamı

Tweet atma çılgınlığı başladığında, herkes twitter’a biran önce girmem gerektiğini söylüyordu...

Onlara “Ben twitter’da kimseyle sohbet adı altında kavga etmem... Dalaşmam, polemiğe girmem... Milletin ağzı torba değil ki büzesin... Bana ettikleri lafları duyunca moralim bozulur, o sinirle saydırırım... Bana uygun değil...” demiştim...

Uzun yıllar önce Emniyet’ten kendi korunmam için “silah ruhsatı” çıktığında da aynı tepkiyi vermiştim:

“Neme lazım arkadaş” demiştim, “Sinirlenirim... İçki içer bir şeye kızarım, herhangi bir tatsızlıkta silaha güvenip hareket eder, başıma bela alırım... Hiç gerek yok... Dursun evde...”

Ünlü gazetecilerin silahla dolaşıp, etrafa “faça” yaptığı yıllardı...

O günler öyle geçti...

***


Fazıl Say’ı tanımıyorum...

Yıllar sonra twitter’a girdim, fakat zinhar tweet’leşmediğim için, Fazıl’la veya bir başkasıyla tweet’leşerek “sallama veya muhabbetle kavrama” ilişkisine girmedim...

O dünyanın içindekiler birbirlerini doldurup birbirlerine saydırıyorlar...

Dün bir de baktım Fazıl Say “Bu ülkeden gitmemesi gerektiğini söyleyen, nazik biçimde öfkesine hakim olmasını isteyen” Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a “Kes zırvalamayı” gibi ayıp bir tepki veriyor...

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı ben yazılarımda çok ağır eleştirmiş bir kişiyim...

Fakat Kültür Bakanı, Fazıl Say’ın tweet arkadaşı değil, böylesine bir tepki vermesi hiç hoş değil...

Biliyorum ki twittter’daki tepkilere bakan twitter’cılar bir süre sonra laçka bir sinirle etrafa saydırıyorlar...

Ancak dışardan bakanlar için, Fazıl Say durup dururken Kültür Bakanı’na hiç yakışmayacak ağır tepkiler vermiş görünüyor...

***


Fazıl’ın karşısındakileri alabildiğine ötekileştiren çıkışları, onun dünya görüşü ve savunduğu ilkelerle yan yana geldiğinde o ilkelere ve dünya görüşüne zarar veriyor...

Fazıl’a verdiği kişisel zararın ötesinde...

Türkiye’de Cumhuriyet’i, laikliği, demokrasiyi ve Batı’lı değerleri savunan insanlar, “başkalarını küçümseyen, ötekileştiren, kaba saba laflar sallayan” insanlar mıdır yani?..

Hayır öyle değillerdir...

Ve bu sözlerin edilmesi ayıptır...

Mağdur hissetmeyi beceremeyen bir kişilik yapısı, “çok itici geliyor doğrusu...”

Ya bu itici tutumdan hemen vazgeçmeli ya da twitter’dan çıkıp kendi kişisel dünyasına dönmeli Fazıl kardeş...

*****


ANNELER GÜNÜ YEMEĞİ...

O gün yanıma 10-12 hanımefendi gelerek, “Önümüzdeki Cuma günü Anneler Günü yemeğimizde konuşma yapmanızı istiyoruz” demeseler, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ni ve çalışmalarını hiç bilmeyecektim...

Oysa hayatın şifrelerinin artık çok başka yerlerde olduğunu biliyorum...

Hayata katkı sağlamak, yaşamın en önemli şifrelerinden biri...

Günlük egolardan kurtulup, hayatın quantumunu bilerek, evrene katkı sunmak, canlıların katkıya ihtiyacı olanlarından o katkıyı esirgememek ve evrenin düzgün akışına karınca kararınca destek olmak, bu evrenin şifrelerinden birincisi...

***


Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Başkan Yardımcısı Figen Yılmaz benden “Erkeklerin kadınlara ve annelere bakışı” başlıklı bir konuşma yapmamı istedi...

“Yazılarınızı çok seviyoruz... O yazılarınızdakilerden bir kuple dinlemek isteriz...” diyerek...

Hiç sektirmeden “evet” dedim...

Omurilik Felçlileri’ne yapılacak yardıma iki gramlık katkım olacaksa, ben dünyanın en mutlu insanlarından biri olacağım çünkü...

İstanbul’un en güzel restoranlarından biridir Sunset...

Yemeğe bir gittim ki, bütün restoran dolmuş...

Hepsi yardım amacıyla oraya toplanmışlar...

Çok değerli ve anlamlı bir yemek ve konuşmaydı benim için...

Çok değerli olduğuna inandığım bir deneyim...

Konuşmamın başında şöyle söyledim onlara:

-”Hayatımda ne zaman hesapsız kitapsız bir yardım yaptıysam, bir katkı sağladıysam, o yaptığım yardımın, iyiliğin ve katkının inanılmaz bir karşılığını aldım... Hesaplayarak yapılan hiçbir şeyin karşılığını aldığım vaki olmadı... Bugün yaptığınız bu yardımlar, size ilerde mucize olarak dönecek bir katkıdır... Bunu hesap ederek yapmayın.... Fakat hayata yaptığınız her katkının size bir mucize olarak döneceğini bilin...”

*****


PLAY-OFF İÇİN ATIP TUTANLAR, BU GECE FB-GS MAÇINI İZLEMESİNLER!..

Haftalarca aylarca atıp tuttular...

Efendim ne demekmiş play-off?..

Ne olacakmış play-off olunca?..

Türk futbolunu öldürecekler miymiş bunlar?..

Ne garabet bir sistemmiş bu?..

Yarım puanlar nasıl tam puan olacakmış?..

Bu maçların heyecanı olur muymuş?..

Türk futbolunu öldürecekler miymiş?..

***


Oysa sezonun başını bir gözünüz önüne getirin...

Futbolun en tepesindeki isimler birer birer gözaltına alınmışlar...

Tutuklanmış Metris’e gönderilmişler...

Fenerbahçe’nin “o anda küme düşmesinden” söz ediliyor... Trabzon, Beşiktaş, Sivas, Mersin İdmanyurdu, İstanbul Büyüşehir maçları mercek altında soruşturuluyor...

Futbolcular, menajerler, federasyonun yönetim kurulu üyeleri, yorumcular, teker teker ifadeye çağrılıyorlar, büyük çoğunluğu ifadeden sonra tutuklanıyorlar...

Lig bir türlü başlayamıyor...

İki defa erteleniyor...

Birbuçuk aya yakın atıyor...

Futbolcular ne olacaklarını bilmiyorlar, takımlar ne olacağını bilmiyor, futbol programları, polis adliye muhabirleri ile siyasi yazarların katıldığı programlara dönüşüyor...

***


Adapazarı depremi gibi bir deprem...

Herkes futboldan soğumuş...

Kimse futbolu görmüyor...

Varsa yoksa kim nasıl şike yaptı, tapelerde ne yazıyor?..

Kim kimi sattı, kim kimi aldı?..

Bu ortamda, yayıncı kuruluş futbolu nasıl pazarlayacak?..

UEFA standartlarında, borç batağında uygunluk şartına bile haiz olmayan süper lig kulüpleri, hangi yayıncı kuruluştan para alacaklar?..

Nasıl bütçelerini toparlayacaklar?..

Takımı kimle kuracaklar?..

Yabancıların parasını nasıl verecekler?..

Futbol ekonomisini nasıl düzlüğe çıkartıp, can simidiyle nefes aldırıp yaşama bağlayacaklar?..

***


Sorumsuzluk, popüler olmak uğruna eyyamcılık, sırf ilgi çekmek için egzantrik çıkışlar yapmak, futbolu zerrece düşünmeyip günlük gaygaydan ibaret bir kahve sohbetini “futbol yorumculuğu” sanmak, bu ulemanın vazgeçemediği bir alışkanlık...

Şimdi onlara iki çift sözüm var:

“Sakın bugün ve yarın asrın maçıydı... Bu maça kalp dayanmazdı türünden yorumlar yapmasınlar...”

Asrın maçı dedikleri Fener-Galatasaray şampiyonluk derbisinin nedeni, bu sezon uygulanan play-off...

Eğer play-off olmasaydı Fenerbahçe ile Galatasaray’ın yüz yılın derbisi denilen bu derbiye kalmaları mümkün olmazdı...

***


Düşünün ki, futbolun en fazla yerde süründüğü, şike soruşturmalarının, tutuklamalarının altında, albenisini yitirmiş sezon, Türkiye liglerinin en heyecanlı finaline sahne oluyor...

Futbolu boş spekülasyonlarla mahvedenlere bundan daha büyük bir ders olur mu?..

Fenerbahçe veya Galatasaray kim kazanırsa kazansın bu akşamki süper derbiyi...

Kazanan Türk futbolu olmuştur...

Başından beri bu sezon play-off’un futbola kaybolan heyecanını geri getireceğini söyleyen biri olmaktan mutluyum...

Türk futbolu için bu kararı alanlara, alanlara yol gösterenlere, destekleyenlere teşekkür ederim...

Türk futbolu adına...

DİĞER YENİ YAZILAR