Korku...

Haberin Devamı

Tekirdağ Namık Kemal üniversitesinden dönüyorum önceki gün... Otoban yolda keyifli keyifli araba kullanıyor şoför...

Yolda radar var, ona yakalanmamaya gayret ediyor...

-“Kaçla gidersen radar yakalıyor otoban yolda?..” diye soruyorum...

-“90 diyor...”

-“Tereyağ gibi yol... Bu yolda 90 sınırı günah değil mi?.. Hiç olmazsa 110 olması gerekmez mi?..”

-“Doğru...” anlamında kafasını sallıyor...

O sırada trafik kontrolüne giriyoruz...


90’ın üzerinde giden arabalar, trafik ekiplerine takılıyorlar...

Yolda Baykal kaseti üzerinde twitter’da çıkan şeyleri arkadaşlar telefonda söylüyorlar...

Soru soruyorum millete, cevap almaya çalışıyorum...

Kısa kısa konuşuyorum herkesle...

Bir iki küçük çaplı serzeniş “ne oluyoruz gibisinden yakınma ...”

Bir süre sonra, kimseyi zorda bırakmamak için telefonu kapatıyorum...

***


Ortaya çıkan kasetten, bir önceki gece ve sabah haberim olmamış...

O halde üniversiteye gitmişim...

Ödül törenine katılmışım...

Yeni kasetten bihaber konuşma yapmışım...

Öğleden sonra olmuş...

Olayın üzerinden otuz saate yakın bir zaman geçmiş...

İçimden “acaba” diyorum;

-“Böyle cahil kalan sadece ben miyim?.. Mesela şoförün durumdan haberi var mı?..”

Tekirdağ’da oturuyor...

Görmüş geçirmiş bir adam şoförüm... Yıllardır kamu hizmetinde çalışıyor...

***


Göz ucuyla onu kontrol ediyorum...

Konuşmayı duydu, ne zaman soracak diye merak içindeyim...

Dakikalar geçiyor, yolda her şeyi bana gösteren ve bilgi veren şoförden ses seda yok...

Merak niyetine bile olsa, tek bir kelime etmiyor...

Sonunda dayanamıyorum...

Ben söze giriyorum...

-“Senin bu yeni kasetten haberin var mıydı?..”

-“Yoktu Reha Bey...” diyor...

-”Telefon konuşmalarınızı dinledim... Korkmuyor musunuz telefonda bunları konuşmaya... Sizi dinliyorlardır herhalde, öyle değil mi?..”

***


Şoförün onca zaman neden tek kelime laf etmeden, yola konsantre olduğunu o anda anlıyorum...

İçi gidiyor ne olduğunu öğrenmeye...

Fakat korkuyor sormaya...

Benim telefonda konuştuklarımı duyduktan sonra içinden, “Bu adamın telefonları dinleniyor... Telefon dinlemeleri çarşaf çarşaf yayınlanıyor... Adam hiç oralı değil istediği şekilde konuşuyor... Deli herhalde bu...” dediğinden eminim...

Konuşma biteli onca zaman geçtiği halde, soru sormaması ondan...

***


Ona;

-“Ne yapabilirim ki...” diyorum...

-“Bu benim mesleğim... Öğrenmezsem, konuşmazsam, yorumlamazsam nasıl yazacağım ki?..”

Bunları söylerken bir taraftan da gayr-ı ihtiyari telefonda ne söylediğimi düşünüyorum...

Türkiye’nin geldiği nokta, milyonlarca insanın halet-i ruhiyesi önceki gün Tekirdağ-İstanbul otobanında, şoförün ağzından dökülen cümlelerde gizli...

Türkiye ben kendimi bildim bileli böyle bir dönem yaşamadı...

***


Darbeler yaşadı...

İlkini kendi gözlerimle görsem de bilincim oluşmamıştı, 1 yaşındaydım...

12 Mart’ı gördüm...

12 Eylül’ü...

28 Şubat’ı...

1973 seçimlerinden beri, tam 41 yıl, onlarca genel, yerel seçim geçirdim; ilk gençlik yıllarımdan itibaren...

Ne böylesi, ne böylesine yakınını yaşamadım...

Değil böyle bir seçim, bu seçime kıyısından köşesinden benzeyen bir seçim bile görmedim...

***


Teknoloji ilerlemiş olabilir...

Dinlemeler, kayıtlar, kasetler hayatı çok başka boyutlara kaydırmış olabilir...

Dünya değişmiş, teknoloji sıçramış, her şey başka türlü görünür olmuş olabilir...

Ama bu seçimin karakteristiği, bunlardan çok daha fazlasına tekabül ediyor...

Ne ad takmam gerektiğini kestiremiyorum...

Fakat böyle bir seçimi Türkiye’nin bir daha göreceğini zannetmiyorum...

Bir daha görmemesi için de hayatın yeniden tanzim edilmesinin zaruri olduğunu görüyorum...

Her şey yeni baştan inşa edilmeli...

Şeffaf, demokratik, çoğulcu ve çağdaş...

ERKEN GENEL SEÇİM...

Artık tartışmaya mahal yok...

Türkiye bu atmosferde 3 seçimi arka arkaya kaldıramaz...

Pazar günü yapılacak yerel seçimler...

Ağustos’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri...

2015’de yapılacak genel seçimler...

***


Bu üç seçimi arka arkaya “Türkiye kaldırır” diyen var mı hala bilmiyorum; ama böyle olmayacağı kesin gibidir artık...

Pazar gününün ertesinde, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile genel seçimlerin ya birlikte ya da arka arkaya yapılacağı açıklanacaktır...

Bu ülke, bu tarz bir seçim atmosferini en az bir yıl daha 2015’e kadar kaldıramaz...

Bir yıl daha ülkenin böyle gitmesi, ortada Türkiye’nin kalmaması anlamına gelir...

***


Bu yıl her şey olacak ve bitecek...

Ağustos ve Eylül aylarında...

Umarız, ortada kırılıp dökülmeyen şey kalacaktır bu seçimlerin sonunda...

BALKON KONUŞMASI GELİYOR, AMA GEÇ Mİ KALDI?..

Pazar gecesi seçim sonuçlarının belli olmasıyla birlikte, Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinden, Başbakan’ın “tüm toplumda gerilimi azaltıcı bir balkon konuşması” yapacağının haberleri veriliyor...

Balkon konuşmalarının özelliği, kendine oy vermeyen seçmene de hatip etmesi, onların beklentilerine yönelik talepleri de içermesidir...

***


Başbakan’ın yeni Balkon Konuşmasınının içeriğinin, geniş kitleler açısından rahatlatıcı olacağı kulaklara fısıldanıyor...

Balkon konuşması için artık zaman çok mu geç Türkiye’de bilmiyorum...

O kadar çok şey kırıldı ve döküldü ki...

Hangi konuşma neyi onarabilecek, pek kestiremiyorum...

***


Yine de haber haberdir...

Bir Balkon konuşması geliyor...

O konuşmanın “müjde” içerecek kısımları hazırlanıyor, Başbakan’ın yakın çevresi tarafından...

Dedim ya bu yazı bir iyimserlik vaad eden bir yazı değil...

Bir müjdeyi içermiyor...

Tek saiki var...

Bir gelişmeden komuoyunu habarder etme amacı güdüyor...

Hala geçmişimden kalan gazetecilik genleri, beni öğrendiğim bir gelişme karşısında rahat bırakmıyor...
Bu Balkon konuşmasından toplumsal huzur açısından bir beklentim var mı?..

Hayır yok...

En azından konuşmayı görmeden yok...

Önyargısız olmasına olacağım...

Ama kesin sonuçlar görmeden, iyimserlik yaymanın aptallık olduğunun da farkındayım...

DİĞER YENİ YAZILAR