KÖPEĞİNİ SEVGİLİSİNE TERCİH EDEN KADIN...

Haberin Devamı

Bugün Pazar...

Size Mina’ya Mektuplar kitabımdan, ilginç kadın portreleri, ilişkiler üzerine düşünce eskizlerinden oluşan bir potburi sunmak istiyorum...

Umarım notlar Pazar gününüze değişik bir pencere açar:

***


Önceki gece, çok üst düzey görevlerde bulunmuş, çok iyi okullar bitirmiş bir kişinin evine davet ettiler beni...

Yirmi üç yıllık karısından boşanmış, yirmi dokuz yaşındaki sevgilisiyle küçük minnacık bir evde yaşıyordu...

Evine gittiğim ve yirmi üç yıl karısından başka bir kadının eli eline değmemiş tanıdık, bir anda genç bir kadına tutulmuştu...

Aşk mıydı “Bilmiyorum” diyordu, “Patolojik bir duygu istesem de kopamıyorum...”

Kopmak istemesinin nedeni “genç kadının onu aldatmasıydı...”

Hem de bir defaya mahsus bir ilişkiyle değil, beş altı kez...

O bunları anlatırken, kız yanında oturuyor sakin sakin dinliyor, arada bir müdahale ediyordu...

***


İki seferinde adam kızı yakalamış evden atmaya kalkmıştı...

Fakat kız; “hiçbir yere gitmiyorum... Ben seni seviyorum...” demiş gözyaşlarıyla adamı ikna etmişti...

Karşımdaki adam kızın aldatarak kendisinden intikam aldığını düşünüyordu...

Kıza sordum;

-”Niye intikam almak istiyorsun?..”

-”Hayatımda başıma gelen kötü şeylerden onu sorumlu tutuyorum” dedi bana; “Aslında öyle olmadığını biliyorum ama, kendimi sorumlu tutmadığım için onu sorumlu tutuyorum...”

Kız adama aşık mıydı?..

Yoksa ona karşı tutkulu muydu?..

“Seviyorum” diyordu, fazla bir şey söylemiyordu...

Eve beraber gittiğim ortak tanıdık “Evindeki köpeğin mi yoksa sevgilin mi daha önemli?” diye sordu genç kıza...

“Köpeğim” dedi kız...

Adam ise hafif bir tebessümle dinliyordu kızı...

“Yarın yine beni bıraksa gitse bir şey söylemem...

Fakat geri dönse yine kabul ederim...” diyordu genç adam...

***


Kız ise aynı kanıda değildi...

“Bu adamın bana olan tutkusu gerçekte benim kişiliğime ya da güzelliğime değil...” diyordu...

“O iki gün sonra yanına başka bir kadını koysanız ona da aynı tutkuyla bağlanacak... Ben biliyorum...” diyordu...

Çok iyi okullarda okumuş, çok üst düzey görevlerde bulunmuş adam, “Bu yaptığım normal değil... Ben zayıfım... Böyle yapmamam lazım... Ama ne yapayım ki önüne geçemiyorum...” diye söyleniyordu...

O anda adama bir soru sormak ihtiyacını hissettim:

-”Sen de ondan intikam almak için, onu aldatıyor musun?..”

“Hayır” dedi adam; “Ben intikam almayı doğru bulmuyorum... İlişkim bitmeden bunu yapmam...”

Kavga etmiyorlardı...

Fakat ortada çözemedikleri bir sorun vardı...

Ne erkeğin ne de kadının...

“Bir kadın ne ister” diye soruyordu adam;

“Güvencede olmak istemez mi?.. Ekonomik rahatlık istemez mi?.. Esas istedikleri bu değil midir... Ben de bunları sağlamıyor muyum?..”

Ona; “Bu kadarı yeterli gibi gelir... Fakat bunlar hiçbir zaman yeterli değildir bir kadın için...” demedim, diyemedim...

Çok önemli okullarda okumuş, çok önemli görevlerde bulunmuş adam, aslında sorarken hüküm belirtiyordu, bunu tartışmak, başka bir bakış ve görüş dinlemek istemiyordu...

Gerçeği duymak değil, kendince olması gerekeni söylemek istiyordu...

O sırada iki ayrı koltukta oturan gövdelerden uzanan ellerin parmaklarının birbirine yapışmış olduğunu gördüm...

Parmaklar birbirlerini okşuyorlardı...

Ses etmedim, sessizce izledim...

BİR ERKEK VE İKİ KADIN...

Dünya şampiyonuydu...

Kazıttığı kafası, kulağındaki küpesi, sağ omzundan sürekli düzelttiği beyaz tişörtüyle milyonlarca genç kızın sevgilisiydi...

Yakışıklı olmanın ötesinde müthiş sevimli yüzüyle erkek, kadın herkesin hayran olduğu o genç çocuk, bir gün bütün dünyanın hayran olduğu genç kadına aşık oldu...

Romeo-Juliet aşkıydı onlarınki...

Aşık olduğu genç kız, Brooke Shields’di...

Herkes gıptayla bakıyordu bu masalsı aşka...

Oysa aşkın başlamasıyla, o da hayatındaki merdivenlerden baş aşağı doğru düşmeye başladı...

1997’de evlendiler...

Büyük aşkın sonu...

Milyonlarca kızın, milyonlarca erkeğin imrenerek izlediği bu büyük masalımsı aşkın içinde neler yaşıyorlardı bilinmez, ama onun elleri ve ayakları tutmaz olmuştu...

Dünyanın hayranlıkla izlediği ellerine hakim olamıyordu genç adam...

Ayakları tutmuyor artık koşamıyordu...

Oysa o elleri ve ayaklarıyla kortlarda fırtınalar estiren milyonların sevgilisi olan bir dünya tenis şampiyonuydu...

Onun adı Andre Agassi’ydi...

***


Dünyanın sevgilisi Brooke Shields’le yaşadığı ilişki ve evlilik, ellerini kullanmakta çok mahir olan genç adamın tenis raketi ile arasına bir duvar ördü..

Artık, mucizeler yaratan o raket, o topa hükmedemiyordu...

Andre Agassi, birincilikten 141’inciliğe düştü..

Sevgili Erdal Şafak’ın dün Aktüel Pazar’da yazdığı müthiş yazıda belirttiği gibi, artık gösteri maçlarına bile davet edilmiyordu..

Sevgili Erdal Şafak, “Kortların yıllanmış şarabı” diye adlandırdığı Agassi’nin, baş aşağı düşüşüyle ilgili, kesin yorum yapmıyor..

“Agassi, Brooke Shields’le evliliğinden dolayı mı şampiyonluktan 141’inciliğe düştü, bunu cevaplamıyor” diyor...

Oysa, onu çok uzun zamandır yakından izleyen ben biliyorum..

Dünya Tenis Şampiyonu’nun, dünya sinemasının en güzel ve en ünlü yıldızlarından biriyle yaşadığı aşk, onun tenis hayatını bitirdi..

Agassi de bir erkekti..

Ve bir erkek, her dakika enerjisini, kendisi için alan egosantrik bir kadınla olduğunda, kendi yaratıcılığı için gerekli enerjiyi kaybederdi..

Ünlülerin aşkı, çok ünlülerle, çok ünlülerin beraberliği, ilk başlarda “büyük aşklara” sahne olur, ama sonra birbirlerinden çaldıkları enerjiler, esas onları onlar yapan, o müthiş enerjiden eser bırakmazdı..

Eminim ki, Agassi ile Brooke Shields’inki de böyle olmuştu..

Eli raket tutamaz hale gelen, Agassi, sonra Brooke Shields’den ayrıldı...

Kendisi gibi yine çok ünlü olan dünya şampiyonu bir tenisçiye, Steffi Graf’a aşık oldu..

***


Graf da şöhretliydi ve o da bayanlar dünya tenis şampiyonuydu, ama Graf’ın Brooke Shields’den bir önemli farkı vardı..

Graf tenisi bırakıyordu..

Artık anne olmak ve aşık olduğu Agassi’ye her şeyiyle destek olmak istiyordu..


Ve filmin sonu

Dünyanın her turnuvasına Agassi’nin peşinden gitti Graf..

Tribünden onun kalbine mesajlar yolladı..

Genç adam ise aldığı her sayıdan sonra, tribüne, sevgilisine, karısına,

iki çocuğunun annesine ve eski dünya tenis şampiyonu kadınına baktı..

Baktıkça, sayı aldı..

Aldıkça, yine oraya baktı..

Bugün 35 yaşında..

Ve o yaşında dünyanın ilk 8 tenisçisinin arasında, seri başında..

Milyonların sevgilisi bir erkeğin, milyonların sevgilisi iki değişik kadınla yaşadığı filmin, müthiş dersler içeren muhteşem finalini yapmakta..


(Reha Muhtar’ın Mina’ya Mektuplar adlı kitabından...)


SURİYE’YLE “SAVAŞACAK MIYIZ?..”


İstanbul birkaç gündür boşalmaya başlamıştı...

Yollar tenhalaşmış, kafe ve restoranlar boşalmış, yazın getirdiği o rehavet her tarafta hissedilir olmuştu...

Yaz demek okulların tatil olması demek...

Okullar tatil olunca, aileler tatil havasına giriyorlar...

Çeşmeli ve Bodrumlu günler başlıyorlar...

Yaz tatiline çıkan da çıkmayan da yaz tatilinde ne yapacağını konuşuyor...

***


Bugünlerin tam ortasında geldi, Suriye’nin uçağımızı düşürmesi haberi...

Uzun zamandır her gördüğüm bana soruyordu “Suriye’yle savaşacak mıyız” diye...

Bu sefer sorular başka bir minvale kaydı...

“Savaş çıkıyor değil mi?..”

Kelimelerin basitliği, savaşın korkunçluğunu ne kadar sıradanlaştırıyor...

Bir uçağın “kazara olduğu söylenen” düşürülüşüne cevap hemen savaşa başlamak mıdır?..

Yaz turizminin göbeğinde, milyonlarca yabancı turistin geldiği bir ülke, bir dakikada “savaşın” içine girebilir mi?..

Üstelik Suriye arka arkaya olayın “kaza” olduğunu açıkladığı halde...

***


Elbette bu ülkenin bir ulusal onuru var...

Elbette “kaza” açıklaması, anlaşılsa da, böyle ulu orta kazaların olması pek kolay kabul edilir şeyler değil...

Elbette bunun, “sınırları belli” bir cevabı verilecek, verilmeli...

Başbakan, dün akşam siyasi parti liderlerini toplantıya çağırdı...

Bütün liderlerin ölçülü tepkide karar kılmaları, ülkenin uzun zamandır tek kazancı olan “ekonomik istikrarı” altüst edecek formüllere rağbet etmemeleri gerekiyor...

Onurumuzu koruyalım, korumaya da...

Durup dururken “sen bana niye omuz attın” diye maraza çıkmanın alemi yok!..

DİĞER YENİ YAZILAR