Haberin Devamı
Kriz, krizi kovalıyor Türkiye’de...
Dün sabah, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un yeni yöneticileri gözaltına alınıyorlar...
Akşam Genelkurmay Başkanı ile 3 kuvvet komutanı emekliliğini istiyor...
Orduya Genelkurmay Başkanı atamanın tek formülü Jandarma Genel Komutanı’nın, acilen Kara Kuvvetleri Komutanı yapılması...
Emekliliğini istemeyen tek komutan o kalıyor...
En az bir gün Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapacak Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel...
Jandarma; kuvvet komutanlığı diye sayılmadığından bir günlük Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ardından Genelkurmay Başkanı olacak...
Diğer komutanlardan ikisi zaten emekli olacaklardı...
Onun için durum fazla bir farkılılık göstermiyor...
Ancak Hava Kuvvetleri Komutanı’nın (sıradaki komutanın tutuklu olması nedeniyle bir yıl görev süresinin uzatılması söz konusuydu) emekliliğini istemesi burada sorun yaratıyor...
Orgeneralliğini bekleyen bir korgeneral önce “or” sonra da Hava Kuvvetleri Komutanı olacak...
Kriz teknik olarak böyle aşılacak...
Ancak mesele zirvenin sadece teknik olarak aşılması ve ordunun komutansız kalmaması değil...
Daha iki yıl görev süresi olan Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in emekliliğini istemesi, emeklilik sıraları gelse de 3 kuvvet komutanının komutanı takip etmesi, başlı başına bir tavır...
Mesele, Balyoz ve benzeri davalarda tutkuklu bulunan generallerin, emekliye sevk edilip sevk edilmemeleri sorunu...
Işık Koşaner’in üzerinde belli ki bir “taban baskısı” mevcut...
Yoksa şu anda, yüzde 50 oyla iktidara gelmiş AKP’nin siyasi meşruiyetini sorgulama gibi bir tutum içinde değil ordunun üst kademeleri...
Böyle bir “hesaplaşma” yok...
Ancak ne var?..
Komutanlar belli ki, Balyoz ve şimdi de İnternet andıcı denilen yeni davalarda, sorgulanıp tutuklanan subayların emekliğe sevk edilerek, üst kademede görev almalarını engelleyen süreci istemiyor...
Süreç, doğal akışında sürsün istiyor...
Başbakan Tayyip Erdoğan ise bu konularda çok ince eliyor sık dokuyor...
Ordunun tepesinde ilerde kendisine ve iktidara yönelecek bir müstakbel oluşuma, zemin hazırlayacak her gelişmenin önünü tıkamaya çalışıyor...
Kısaca ve net söylemek gerekirse, Tayyip Erdoğan “istediği komutanlarla, rahat bir düzen içinde” çalışmak istiyor...
Komutanların beyinlerinin arkasında kendisine ve iktidara yönelik ikinci bir düşüncenin olmamasına çok önem veriyor...
Değişik davalarda tutuklanmış generallerin önünün kesilerek emekliğe sevk edilmek istenmesinin ardında bu yatıyor...
Buna karşın, Işık Koşaner’i istifaya götüren çevresindeki sesler, “Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kendi doğasında yükselmekte olan generallerin mutlaka bir punduna getirilip Balyoz ya da benzeri davalarla tutuklanarak önlerinin kesildiğini” söylüyorlar...
Koşaner bu seslerin etkisi altında kalarak emekliliğini istiyor...
Bu gelişmeye “Evet” demiş olan komutan olarak kalmak istemiyor Koşaner...
Birebir ve korakor bir pres var o YAŞ zirvesi öncesi bu cenahta...
Türkiye’de krizlerin boyutları çok yüksek ve çok gergin krizler bunlar...
Bir ülkenin tatil sayılan yaz aylarını bu derece büyük altüst oluşlarla, depremlerle, alaboralarla geçirmesi, demokratik olgunluk açısından hiç makbul bir şey değil...
İnsanlarda tedirginlik, endişe ve “ne oluyoruz” duygusu gittikçe artıyor...
Avrupa Birliği standartlarında bir hukuk sistemi ve uygulamalar bir an önce getirilmeden, bu krizler geçmez Türkiye’de...
Türkiye için Avrupa Birliği ekonomik bir zorunluluk değil, siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel bir icabettir...
Bu ülke siyasi rövanşizmden Avrupa Birliği’nin hukuki standartlarını bütünüyle uygulayarak çıkabilir...
ERMAN TOROĞLU VE DÜNKÜ GÖZALTILAR...
O kadar yoğun bir gündem var ki Türkiye’de...
Sabah üzerinde düşündüğünüz konu, akşama güncelliğini yitiriyor...
Erman Toroğlu olayını ve Son Kale’de yaşananları birebir anlattım...
Ancak Erman Toroğlu’nu “kimlerin ve niye yok etmek istediğini” bunun için neler yapıldığını ve gerçeklerin bütün ayrıntılarıyla neler olduğunu henüz yazmadım...
Burada da bütün gerçekleri hiçbir önyargı olmadan sizlere aktaracağım...
Benim Erman Toroğlu’yla yaşadığım şeyler, onunla ilgili tüm gerçekleri doğru ve tarafsız bir şekilde yazmamı engelleyemez, engellememeli...
Ben bir gazeteciyim...
Tarihe tanıklık ediyorum...
Sübjektif olaylar, tarihi ne kadar etkilediyse o kadar önemli...
Gerisi objektiviteden taviz vermeden bütün gerçekliğiyle aktarılmaya çalışılacak...
Ancak biraz zaman...
Gündem çok yoğun...
İnsanlarda tedirginlik, endişe ve “ne oluyoruz” duygusu gittikçe artıyor...
Avrupa Birliği standartlarında bir hukuk sistemi ve uygulamalar bir an önce getirilmeden, bu krizler geçmez Türkiye’de...
Türkiye için Avrupa Birliği ekonomik bir zorunluluk değil, siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel bir icabettir...
Bu ülke siyasi rövanşizmden Avrupa Birliği’nin hukuki standartlarını bütünüyle uygulayarak çıkabilir...
KUTLUAY MI BEN Mİ DAHA İYİ “BABA”YIZ?..
Uzun zamandır İbrahim Kutluay, Demet Şener Kutluay ve çocuklarıyla aynı yerde
kalıyoruz...
Arada bir laflıyoruz...
Dün sabah laflamayı aştık, uzun boylu konuşmaya başladık...
Kaldığımız yerde geçenlerde
Mehmet Ağar “İbrahim mi Reha mı daha iyi baba yarışması yapacağım” diyordu... Hangimizin daha iyi baba olduğu henüz bilinmiyor ancak ikimiz de çocuklarımız için çok endişe
duyuyoruz...
Çünkü bu ülkede her gün gelişen olaylardan insanın çoluğuna çocuğuna rahat ve güvenli bir gelecek sağlayabilmesi kolay kolay mümkün değil...
Ona “Eğer çocukların senin genetiğinden gelen avantajla sporcu olacaklarsa, hiç durma mutlaka sporcu yap onları” dedim...
“Ben çocuklarımın babaları gibi gazeteci olmalarını istemiyorum bu ülkede çünkü...”
Neden öyle dediğimi yarın
anlatırım size...
Bir Pazar yazısı olarak...

