Haberin Devamı
Bülent Arınç aynen şu ifadeleri kullanıyor dün TRT Türk’te yaptığı açıklamada:
“Başbakanımıza buradan bir dost, arkadaş, ve onun bir kardeşi olarak seslenmek isterim ki, Hükümet Sözcüsü olarak açıklamam ile kendisinin Başbakan olarak açıklaması arasında apaçık bir çelişki vardır...
Bu çelişkinin sorumlusu ben değilim...
Bu çelişkiyi en güzel şekilde izah etmesi kendisinden beklenir...”
Böyle günlerde yazı yazmak çok zor...
Küskünlükleri, kızgınlıkları, araya girenler, gaz verenler, kavga ettirenler, barıştıranlar çok olur...
Siz yazdıklarınızla, Erdoğan’la Arınç arasındaki tartışmanın belirli bir anının fotoğrafını çekersiniz...
Değişen dengelerde ise ofsaytta kalırsınız...
Huyum kurusun...
Böyle anlarda ortadan kaybolan tiplerden hiç olmadım ben...
Önce arazi olup, hayat kendi dengesini kendiliğinden bulunca, ‘yaa ben de böyle demiştim’ diye rant için fırsat kollayan oportünistlerden nefret ettim ben...
Okuyucuyu bilgilendirecek türden gazetecilik yapıyoruz burada...
Kimselerin arasında ne kavga arzuluyorum ne de gürültü...
Ancak bunu arzulamamam, “ortada bir şey yok” türü bir eften püften gerçekleri tersyüz etme ve örtme çalışmasını beraberinde getirmiyor...
Ortada çok önemli bir şeyler var...
Gayet ciddi olaylar arka arkaya cereyan ediyor...
Yakında daha büyük kırılmaların ve olayların habercisi olabilirler...
Bülent Arınç bu “hükümetin sözcüsü”...
Tayyip Erdoğan ise hükümetin Başbakanı...
Ne diyor Bülent Arınç dünkü konuşmasında?..
- “Benim Hükümet Sözcüsü olarak açıklamamla, kendisinin Başbakan olarak açıklaması arasında apaçık bir çelişki var...
Bu çelişkinin sorumlusu ben değilim...
Bu çelişkiyi en güzel şekilde izah etmesi kendisinden beklenir...”
Öyle bir konu ki;
Arınç’ın Tayyip Erdoğan’a yönelik kamuoyu önünde kılıç çekişini, ancak kendi başımdan geçen, VATAN gazetesinin şu andaki sahibini de içine alan ve şimdiye kadar hiç anlatmadığım bir olayla anlatmam mümkün...
Dokuz yıl önce 2004 yılının son günlerindeydik...
Bülent Arınç’ın bugün hükümet sözcüsü olduğu gibi ben de o günlerde Beşiktaş Yönetim Kurulu’nun sözcüsüydüm...
Tayyip Erdoğan bugün Başbakan olarak Bülent Arınç’ın sözcüsü olduğu hükümetin başında...
Beşiktaş’ta benim sözcüsü olduğum yönetimin başkanı ise o gün Yıldırım Demirören‘dir...
Aynı yönetimde birarada çalışıyoruz...
O Başkan...
Ben sözcü...
Fakat biliyorum ki Beşiktaş’taki sistem “Başkanlık sistemidir...”
Seçilen yönetimle aranızda görüş ayrılığı varsa, tartışmanız yakışık almaz, istifa etmeniz gerekir...
Namusluca, dürüstçe, kendinizden taviz vermeden...
Ve fakat kamuoyunun önünde karşılıklı kılıç çekmeden...
Yönettiğiniz kurumun sözcüsü siz olsanız da, kurumun temsilcisi Başkan’dır...
Seçim ve sistem böyledir...
Yıldırım Demirören’le o günlerde açıktan birebir görüş ayrılığına düştüğümü hatırlamıyorum...
Fakat sözcüsü olduğum yönetim kurulunun bir bütün olarak icraatlarının sözcülüğünü yapmamın doğru olmadığını düşünmeye başlamıştım...
Bir süre kendi içimde olayı enine boyuna tarttım, ölçtüm biçtim...
- “Hayır; daha fazla sözcülük görevi yapacak bir konumda ve ruh halinde hissetmiyordum kendimi...”
Beşiktaş önemliydi benim için...
Geçirdiğim seçim süreci, büyük bir mücadele sonucu kazandığımız seçimler, harcadığımız emek, Beşiktaş’a hizmet hepsi çok önemliydi...
Fakat önemli olan bir şey daha vardı...
Beşiktaş’ta sözcülük yaparken artık kendimi ifade ediyormuş gibi hissetmeyecektim...
- “Ben kendimin sözcüsü değil, o günkü Beşiktaş yönetim kurulunun sözcüsüydüm...”
Beşiktaş yönetim kurulunun başkanı Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören‘di...
Bugün Bülent Arınç’ın yaptığı gibi bir tartışmaya girmeyi doğru bulmadım...
- “Yönetimle aramızda bir çelişki var... Bunu Başkan izah etmeli...” gibi bir çıkışı kendi açımdan hiç doğru bulmadım...
Bir sözcü eğer sözcülüğünü yaptığı yönetimin tutumuyla uyum göstermiyorsa, bunu sözcülüğünü yaptığı kurumdan istifa ederek göstermeliydi...
Kendimin sözcülüğünü yapmıyordum ki ben...
Yönetimin sözcülüğünü yapıyordum...
O yönetimin sözcülüğünü uygun görmüyorsam, yönetimden istifa edecektim...
Beni kimse tek başıma seçmemişti...
Yönetimi bir bütün olarak seçmiş, onu da Başkan’ın nezdinde seçmişti...
Bu kadar basitti konu...
Öyle yaptım ve istifa ettim...
Yönetimle tartışma yaratacak hiçbir polemiğe girmeden...
Üzerinden yıllar geçti...
Yıldırım Demirören ve ailesi gün geldi Vatan ve Milliyet gazetelerini satın aldı...
Benim yönetici olarak ayrıldığım Başkan’la aramda bir kavga, gürültü, gönül koyma, hesaplaşma türü bir meselem yoktu...
İlişkimin yıllar sonra da doğru, düzgün, adil temeller üzerinde kurulmuş olmasının nedenlerinden biri belki de o gün öyle davranmamdı...
Bülent Arınç’ın şike yasası ve Gezi Parkı olaylarından sonra Başbakan’la kamuoyu önünde ters açıklamalar yapması üçüncü kez başına geliyor...
Arınç kendi açısından, durduğu pozisyon noktalarında haklı olabilir, haksız da...
Ne ki; kamuoyunun önünde Başbakan’a “aradaki çelişkiler üzerinden kılıç çekiyor...”
- “Aramızda bir çelişki var ve bu çelişkiyi izah etmek Başbakan’a düşüyor...” diyor Arınç...
İlginç bir tesadüf;
Gezi Parkı olaylarında yine yurt dışındaydı Tayyip Erdoğan...
Gezi Parkı eylemcileriyle görüşmüş, “Biz mesajı aldık, anlaştık...” demişti...
Oysa Tayyip Erdoğan öyle düşünmüyordu...
Eylemciler, üçüncü köprünün yapılmaması...
Kanal İstanbul projesinin askıya alınması...
Yeni havaalanının yapımının durdurulmasını isteyip, taleplerinde geri adım atmayınca iki politikacının durdukları yer yine ayrı noktalara düşmüştü...
Tayyip Erdoğan, “Bir anlaşma yok” diyerek hükümetin rotasını kendi çizgisinde sürdürmüştü...
O gün “gerilen ilişkiler”, bugün bir kez daha ayrışıyor...
Bülent Arınç AKP içinde herhangi bir politikacı değil...
AKP’nin dört kurucusundan biri olduğu gibi, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na çıkışındaki en kilit isim...
Abdullah Gül, Bülent Arınç’ın desteğiyle Çankaya’ya çıkabildi yıllar önce...
Ufukta bu yıl yine bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ona bağlı olarak AKP’den Başbakan çıkması süreci var...
Ne ilginç ve büyük bir tesadüf...
Dün bazı gazetelerin manşetinde görev süresi önümüzdeki Ağustos’ta bitecek olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün verdiği özel demeç var...
Hayrünnisa Gül, New York Times muhabirine şöyle söylüyor:
- “Gezi Parkı olaylarında bir an için geriye gittiğimizi düşündüm ve endişelendim...”
Elbette bundan ibaret değil Hayrünnisa Hanım’ın açıklamaları:
Kendisini “özgürlükçü” olarak tanımlıyor özellikle o demecinde first lady...
Gezi Parkı olayları esnasında “zirvelerde bir kırılma yaşanmış mıydı acaba?..”
Mesela Çankaya’da?..
Ya da şimdi bir kırılma mıdır acaba yaşananlar?..
Yoksa ben de vakt-i zamınında Fehmi Koru’nun sıkça yaptığı gibi komplo teorilerine fazlaca mı düştüm?..
Bilemiyorum ki...

