Kola’ya rengini veren 4-MEI isimli madde kanserojen olduğu gerekçesiyle Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde yasaklanıyor...
Kaliforniya eyaleti dendiğinde, ABD iyi bilinmediğinden, söz edilen büyükçe bir şehir, bir bölgeymiş muamelesi görüyor Türkiye’de...
Oysa Kaliforniya Eyaleti dediğiniz yer, içinde Los Angeles, San Fransisco, San Diego gibi çok önemli şehirleri barındıran, 35 milyonun üzerindeki nüfusuyla Amerika’nın en kalabalık devleti...
Newyork eyaletinin iki katı nüfusa sahip Kaliforniya...
Amerika’daki bütün eyaletlerde olduğu gibi kendi iç sistemiyle yönetiliyor...
Amerika’nın Newyork eyaletiyle birlikte, “kalbi ve düşünce sistemine yön veren beyni” olarak biliniyor...
Dünya sinemasının Hollywood’un ve Silikon vadisinin merkezi orası...
Dünyanın en ünlü kola markalarının “kola’ya rengini veren katkı maddesinden dolayı”, kanserojen gerekçesiyle vazgeçmek ve bütün formüllerini değiştirmek zorunda kalacakları karar değil, üzerinde durduğum esas nokta...
Amerika’da kanser yaptığı gerekçesiyle yasaklanan “formül” Avrupa’da ve Türkiye’de uygulanmaya devam edecek...
Amerikan halkı için kanserojen olarak görünen madde, Avrupa’da ve Türkiye’de yaşayanlar için kanserojen sayılmayacak...
Kaliforniya eyaleti “35 milyondan fazla nüfusunu kanserojen ilan ettiği maddeden korurken”, Türkiye’de ve Avrupa’da bu maddeden yapılan kolalar satılmaya devam edilecek...
Kenan Evren’in, Çernobil faciasından sonra “radyasyonlu çay bizi etkilemez” deyip, “çay içme merasimi yaptığı” günler gibi...
Çernobil’den dolayı Karadeniz sahilinde oturan insanların yıllar içinde nasıl kanser vakalarıyla karşılaştıklarına yakından şahit oldum...
O yıllarda askeri yönetimin liderleri; “bize bir şey olmaz” demeyi tercih ediyor ve güya “çayların çöpe atılmasını engelleyerek” ekonomiyi canlandırmaya! çalışıyorlardı...
Radyasyonlu çayların tüketilmesine destek çıkarak...
Kansere açıktan davetiye çıkartarak.
Bir hafta önce döndüm 15 gün kaldığım Kaliforniya gezisinden...
Herkesi sağlıklı yaşatmak için, okullarda, işyerlerinde, yiyeceklerde, içeceklerde önlem üstüne önlem alıyorlar orada...
Yollarda, sokaklarda topu topu 2-3 kişiyi sigara içerken gördüm iki hafta içinde...
Binlerce kişinin arasındaydım oysa...
En kalabalık yerlerde dolaştım... Disneyland’de, Hollywood stüdyolarında, lunaparklarda, açık restoranlarda, kafelerde, marinalarda, yollarda, parklarda, sokaklarda dolaştığım halde...
Hemen hiç sigara içen kimse görünmüyordu ortalıkta...
Los Angeles ve civarında sigara içen kalmamış gibiydi sanki...
Yedi sekiz katlı iş merkezlerinin önünde en fazla iki kişiyi gördüm o da Los Angeles’ın şehir merkezinde sigara içen...
Santa Monica, Manhattan Beach, Beverly Hills, Malibu hiçbir iş yerinin önünde sigara içmek için dışarı çıkmak zorunda kalan personele rastlamıyordum...
Kapalı alanda zaten içilmiyor...
Kaliforniya’da dışarıda da, topluca insanların bulunduğu yerlerde sigara içirttirilmiyor...
Kaliforniya’yı gezer ve sigaranın s’sine rastlamazken, Türkiye’deki tartışmalar aklıma gelmişti...
Her istediği yerde sigara içememeyi “faşizm olarak sunan” entellektüeller!!! gözümün önüne gelmişti...
- “Ne acıklı bir durum, bu ülkede yaşadığımız...” demiştim...
- “Kavramlar ve algılar herkesin işine geldiği gibi, eğiliyor, bükülüyor...
Faşizm hiçleştiriliyor...
Darbecilik gına getirecek şekilde, içi boşaltılarak sıradanlaştırılıyor...
Oralarda ne sigara içilmemesine faşizm diyen var...
Ne ulu orta her yapılanı darbecilik olarak adlandıran entellektüel bir safsata!...”
Şimdi kola’da katkı maddesinin kanser yaptığını söylüyor Kaliforniya eyaleti yönetimi ve kola satışlarını bu haliyle yasaklıyor...
Türkiye’ye bu uygulama daha gelmedi...
Kolay kolay gelmez...
Mega tröstler; lobileri yoluyla bu tartışmayı Türkiye’ye getirtmezler...
“Basın özgürlüğü” var ya!..
Ticari çıkarlara karşı kolay kolay kalem oynatılmaz Türkiye’de...
Hasbelkader gelirse konu başlığımız da hazırdır:
- “Faşizm kola’yı yasaklıyor Türkiye’de...”
Bunu dillendirecek aydın görünümlü rantçılar!!!, ellerini ovuşturarak beklemekteler...
Her şey “Birkaç dolar için...”
Hiç utanmadan “Bu yapılan özgürlüklere müdahaledir” diyecekler...
Göreceksiniz...
Utanmasalar; “Kahrolsun faşizm” de diyebilirler...
Siz hazırlıklı olun...
ERKEK NEDEN BİR KADINI KORUYAMAZ?..
Hafta sonunda “bir erkeğin kadını korumasının imkansızlığını” yazmış,
“Gerçek olan kadının erkeği koruyabilecek olmasıdır...” demiştim...
Neden bir kadın bir erkeği korur da bir erkek bir kadını koruyamaz?..
Önce bir erkeğin neden bu konuda yetersiz kaldığını söyleyeyim...
Kadının erkeği korumasını, müsait olursa yarına yazarım...
Erkek kadını koruyamaz çünkü;
Kadın erkekten daha detaylı düşünür...
Daha detaylı durumu gözlemler...
Daha detaylı önlem alır...
Erkek kadını koruyamaz çünkü;
Kadının sezgileri, onu koruduğunu söyleyen erkekten daha yüksektir...
Erkek kadını koruyamaz çünkü;
Koruyacağı şeyin arkasında da mutlaka bir kadın gücü vardır...
Bir erkek tek başına hiçbir şekilde bunun üstesinden gelemez...
Bir erkek kadını koruyamaz çünkü;
Erkek kadın kadar esnek değildir...
Ön yargıları, ideolojileri, erkeklik saplantıları, dogmaları kadına göre daha fazladır...
Kadın daha esnektir...
Hayata karşı esnek olabilme özelliği, kadını erkeğin ‘gurur’u karşısında daha güçlü kılar...
Bir erkek kadını koruyamaz çünkü;
Kadın pragmatiktir...
Erkek bağımlılıklarının esiri olabilir...
Kadın bağımlılığının esiri olmaz...
Fırsatları erkeğe göre, değerlendirmekte ustadır...
Bir erkeğin kadını koruyabileceği tek alan;
Fiziksel bir kavgada, kadının önüne geçme ve kadının dayak yemesini önleme olarak gözükebilir...
Bu da büyük bir yalan ve safsatadır...
Yabancı bir erkek, herkesin ortasında tanımadığı veya kendisinin olmadığı bir kadına “kolay kolay el kaldıramaz...”
Bunu erkeklik gururuna yediremez...
Kadın, dayağı genelde kendi erkeğinden yer!..
Bir erkeğin kadını; kendinden koruması ise korumak olarak addedilemez...

