Kız çocuğumun ağlaması ve haber kadromun çocuklarına helalleşme çağrım!..

Haberin Devamı

Hayatımın en zor yazılarını Cumartesi günleri, akşamüstüne doğru yazıyorum...

Gün boyu bilgisayarda çalışırken, çocuklar geliyorlar, oynuyorlar, gidiyorlar, yeniden geliyorlar, oyun istiyorlar, yemek yiyorlar, oyuncakları ve aileleriyle keyif yapıyorlar...

Ne zaman ki yazıyı yazmaya oturuyorum, özellikle küçük kızım Mina, acayip bir şekilde huysuzlanıyor...

Çalışma bölümümün kapısını kapatamıyorlar...
İzin vermiyor...

Gelmek istiyor, kolay kolay uyumak istemiyor...

Babanın yanından hiçbir türlü uzaklaşmak istemiyor...

***

Bugün Vatan’ın Pazar ekinde, benimle yıllarca Show TV’de muhabir olarak çalışan Eylem Doğan, acımasızca bir soru sormuş bana:

“Siz genel yayın yönetmenliği yaptığınız yıllarda, bizleri gece gündüz demeden sürekli çalıştırırdınız...

O günlerde haber merkezinde annesi babası olan küçük çocuklar gün geldiler büyüdüler...

Hepsi sizi seviyor, ancak o çalışma saatlerinden dolayı anne babalarını yeterince göremedikleri için sizi biraz suçluyorlar... Şimdi kendi çocukularınız var ne diyorsunuz?..”

***

Sorunun cevabını Pazar Vatan’da bir miktar verdim...
Annelerinin babalarının, yedi yıl boyunca her gün, hiç kimsenin hiçbir zaman kıramayacağı bir haber bülteni izlenme rekoruna imza attığını, anne ve babalarıyla bu tarihe geçen başarlarıyla ne kadar gururlansalar az olduğunu söyledim...

Ekonomik yaşamlarının bugünkü refah düzeyinde, o inanılmaz alınterinin rolü olduğunu vurguladım...

***

Fakat gel gör ki, Tanrı bana, benim yaptıklarımı anlatacak bir yaşam dersini vermeye karar verdi...

Biliyorum sürekli çocuklarımla beraber olsam, yazı veya televizyon programı saatlerinde onlardan uzak olmam, bu kadar ızdırap verici olmaz...

Ancak zaten çok az görebildiğim çocuklarımın, yazı saati geldiğinde “babadan kopan ağlamaklı halleri” yüreğimi eziyor...

Dün bu yazıyı yazarken kızımın yanımdan ayrılmamasını istedim...

Kapının açık olması beni evde görmesi onun küçücük yüreğini rahatlatıyor...

***

Ancak ne kadar para kazanmış olurlarsa olsunlar...
Ne büyük tarihi izlenme rekorlarına imza atmış olurlarsa olsunlar...

Sanırım haber merkezindeki haber kadromla samimi bir helalleşmenin zamanı geldi...

Onca saat çalışmaktan hiçbir zaman pişman olmadım...
Onlarla beraber onca saat çalışmaktan da büyük mutluluk duydum...

Maddi manevi bütün kazançları analarının ak sütü gibi hakettiler hepsi...

***

Fakat çocukların;
Anne ve babalarını görmek istedikleri kadar göremediği bütün durumlar için, o çocuklardan özür diliyorum...
Hayatta başarının her şeyden önemli olduğunu filmlerde ve romanlarda gördük biz... Oralardaki kahramanların başarı için her şeyden feragat eden tutumlarını kahramanlaştırdık, idolleştirdik...

Feragatten ve fedakarlıktan mazoşist bir zevk aldık hepimiz...

Dün sabah Digitürk’te Al Pacino’nun oynadığı bir Amerikan futbol koçunun hayatını anlatan Kazanma Hırsı (Any Given Sunday) filmi oynuyordu...

1999 yılı filmi ilk izlediğimde, kahramanını nasıl idolleştirdiğimi, filmden ne inanılmaz dersler çıkartarak çıktığımı hatırlıyorum...

O yıllarda bununla yetinmemiş, Al Pacino’nun 60 Dakika isimli Amerika’nın en ünlü televizyon programının yapımcısını oynadığı, inanılmaz gazetecilik serüvenleriyle dolu hayatını anlatan filmi, bütün haber merkezini yanıma alarak izlemiştim...

***

Haber merkezi o filmi benle biraz da metazori izlerken, annesini babasını görmek isteyip de göremeyen küçük bir çocuk var mıydı bilmiyorum...

Ancak bir meslek aşkı uğruna da olsa, benim yüzümden annelerinden ve babalarından uzak kalmış olan haber merkezimin bütün çocuklarından özür diliyorum...
Elveda Al Pacino...

*****

HELALLEŞME HANGİ HALLERDE OLMAZ?..

Tayyip Erdoğan’ın seçim
kampanyası esnasında dava açtığı kişilerle ilgili helalleşmesinin ardından, hepimizde bir helalleşme duygusu uyandı...

Bu vesileyle helalleşme konusuna bir açıklık getirmem gerekiyor...

Helalleşme şov amacıyla yapılmamalı...

Durumu ya da zevahiri kurtarmak amacıyla da helalleşme olmaz...

Geleceğe dönük hesapların gölgesinde
yapılan helalleşmeler, helalleşmeden ziyade, oportünist, pragmatist ve Makyavelist bir pozisyonlamadır...

Helalleşirken, “birilerini temize çıkarma, kendinizi haklı çıkarma” amacı gütmeyeceksiniz...

Helalleşen insan, vakurluğun arkasına sığınır...

Hatasını söylerken vakur duruşundan destek alır...

İnsan olmanın, geçmiş hataların, yenilemeyen egoların muhasebesi yapılır...

Bunlarla hiçbir tartışmaya meydan bırakmayacak şekilde yüzleşilir...

Sonra da olayın muhatabıyla helalleşilir...

***

Samimi değilseniz...

Arkasında yeni hesaplar güdüyorsanız...

Pozisyon kazanmak amacındaysanız...

Birilerini temize çıkartmayı, kendinize yarar sağlamayı amaçlamaktaysanız...

Helalleşmeniz, helal değil haramdır...

Tüm arkadaşları uyarmayı bir görev biliyorum...

DİĞER YENİ YAZILAR