Kimi koruyorsun Erhan kardeş?..

Haberin Devamı

Erhan Çelik kardeş, yıllar önce olmuş her şeyiyle açık bir olayı “yanlış ve saptırılmış ifadelerle” çok kötü yerlere taşımaya başladı...

“Polisi gören Aczimendiler süt dökmüş kediye döndüler...” diye bir haber metni yazılmıştı...

Haberleri yayından önce göremediğimden, canlı yayında önümdeki monitörden izlemiştim haberi...

Haberinin üstünde hem imzası hem perforesi yani seslendirmesi vardı Erhan Çelik kardeşin...

Haber yayınlandıktan sonra “haberde böyle bir ifade kullanıldığı için” canlı yayında SHOW Haber adına özür dilemiştim...

***


Erhan kardeşin bugün geldiği yerde kendisine başarılar dilerken, “haber merkezini yönetirken böyle olaylara çok dikkat etmesi gerektiğini” belirtmiştim...

Dün benim kendisinden “özür dilediğimi” söylemiş bir demecinde...

Böyle söylemesi -eğer doğruysa- ikinci defa yaptığı bir ayıp...

Birincisinde haberde imzası vardı...

İkincisinde ise “benim kendisinden dilemediğim bir özrü” varmış gibi göstererek yapıyor...

Ben senden özür dilemedim Erhan kardeş...

Ben senin üzerinde imzan bulunan haberin; SHOW TV’de yayınlanmasından dolayı canlı yayında milyonlarca insandan özür diledim...

Senden değil!..

***


- “Polisi görünce süt dökmüş kediye döndüler” ifadesi ayıp, insanları aşağılayıcı ve hakir gören bir ifade...

O haberin üstünde senin imzan var...

Hem imzan var hem sesin...

- “Ben yapmadım” diyorsun...

Peki sen yapmadın!..

O zaman kim yaptı Erhan kardeş haberi?..

Bu haberi yapan kişinin ismi cismi yok mu?..

Ankara bürosu o sıralarda topu topu 7-8 gazetecinin bulunduğu bir büro...

Bir temsilci bir haber müdürü iki tane yöneticiniz var...

Dört beş tane muhabirsiniz orada...

Hangi muhabir arkadaşın haberinin üstüne kendi imzanı koyuyorsun?..

Başka bir arkadaşının yaptığı haberin üstüne kendi imzanı koymak doğru bir davranış mı?..

Ayıp değil mi?..

***


Bu kadar “aşağılayıcı” ifadeler kullanan, psikolojik harp teknikleri içeren bir haberde imzan varken, niye bu haberin “kim olduğunu bir türlü açıklamadığın gerçek sahiplerinden” hesap sormuyorsun?..

Onun yerine “sanki benim özür dilememi gerektiren bir durum varmış gibi, saçma sapan ifadelere başvuruyorsun?..”

Hayata ve gerçeklere karşı kurnazlık yapılmaz Erhan kardeş...

Koskoca bir haber merkezini yönetiyorsun...

Umarım çok başarılı olacaksın...

O talihsiz olayın “hayatın bundan sonraki merhalelerinde senin için bir hayırlı bir kılavuz olmasına dikkat et...”

En önemlisi ise şu Erhan kardeş;

- “O haberi kim yaptı?..”

O habere senin imzan nasıl atıldı?..

Kim attı?..

Sen attıysan niye attın?..

Başkası attıysa, niye senin imzanı “o rezil ifadelerin olduğu böylesi bir haberin” üstüne atıp seni yaktı?..

Kim o başkası?..

Onun izini takip et Erhan kardeş...

Kendi olayın hakkında gazetecilik yapmak istiyorsan eğer!..

PARA İLE SİYASİ İKTİDAR KAVGASINDA, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ...

Medya bağımsız, basın özgür olmalıdır...

Gazeteciler inandıklarını, düşündüklerini özgürce yazabilmeli...

Siyasi iktidar baskısı, medya üzerinde etkin olmamalı...

Bağımsız, vicdan sahibi, özgür gazeteciler, olayları çarpıtmadan, tersyüz etmeden vermeli...

Olayları çarpıtmadan verdikten sonra, isteyen istediği biçimde yorum yapmalı...

Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, aydınlar, düşündükleri ve yazdıkları hiçbir şeyden dolayı ceza almamalı...

Hapsi boylamamalı, otosansür haline gelecek uygulamalar yürürlüğe konmamalı...

Basın sansür edilmemeli...

Sanat özgürce yaratılmalı...

***


Bu saydıklarım Avrupa’da 19. yüzyılda geçerli olan “özgürlük anlayışı”dır...

Bugün gelinen nokta, basının siyasi iktidarlar karşısındaki bağımsızlığının ötesine geçiyor...

Gazetecinin özgürlüğü, sadece iktidar karşısında değil, esasen bir o kadar da “parayı kontrol eden güçler” karşısındaki bağımsızlığıdır...

Dünyadaki en büyük güç “siyasi iktidarlar değil paradır...”

Parayı eden kontrol eden güç medyayı da kontrol eder...

Siyasi iktidar kadar, hatta daha fazla...

***


Muhalif yazarların kim olduğunu bilirsiniz...

Korunaksızlıklarının farkındasınızdır...

Özgür kalma uğraşlarının, kalemini kırarken, satmamaya yönelik didinmelerinin tanığısınızdır...

Basın özgürlüğü denince “hep iktidarlara karşı muhalefet etmenin ezası ve cefası gelir...”

Oysa basının özgürlüğü siyasi erke karşı “bağımsız ve özgür kalabilme” çabasından ibaret değildir...

Gazetecinin özgürlüğü bir o kadar da “medyayı kontrol eden güç odaklarına karşı” özgürlük mücadelesidir...

“Para”nın hayatı kontrol ettiği yerde “medyanın özgürlüğünden söz edilemez...”

Paranın ve para sahiplerinin özgürlüğünden söz edilir sadece...

***


Gazeteci; parasal gücün istemlerinin dışında hareket ettiğinde, işinden, gücünden, maaşından mahrum kalacağını biliyorsa; Paranın

kontrol ettiği “güç”lerin istedikleri oyunu oynamadığında, belalardan bela beğenmek zorunda kalacağının farkındaysa esaret altındadır...

Siyasi iktidarlar karşısında, muhalif olmanın ağır bedelini ödeyen gazeteci, “okuyucu desteği”yle nisbi bir huzur duyar...

Hiç olmazsa bir kesim okuyucu, kendi sesi olan “yazar”a sahip çıkar, onu kutsar...

“Medyayı kontrol eden paranın ve gücün merkezlerine muhalif olan gazetecinin ise muhalefeti bile değişik yollarla sindirilir...”

Medyayı kontrol eden parasal güç sahipleri, muhalif medyayı da kontrol ederler...

Medya kartelleri oluştururlar...

“Para”nın gücü bütün medyaları; iktidar yanlısı medyayı, muhalefet yanlısı medyayı, muhafazakar medyayı, liberal medyayı, “istihdam olanağı ve mesleki gelecek kaygısıyla” kontrol eder...

***


Siyasi iktidarlar, parasal güce de tamamen hakim olurlarsa, hem siyasi erki hem parayı kontrol edebildikleri için durum katmerleşir...

Siyasi iktidarlar parayı, para ise siyasi iktidarları kontrol etmeye çalışır...

Medya bu oyunun içinde pinpon topu gibi gider gelir...

Siyasi iktidara karşı çıkarken, farkında olmadan “para”nın oyununu oynar...

“Para”ya karşı çıkarken, siyasi iktidarın oyununu...

Oysa gazetecinin özgürlüğü paraya ve siyasi iktidara eşit oranda uzak kalabilmesidir...

***


Bu iyi niyetli bir ütopyadır...

Gazeteci “ekmek parası peşinde koşar” mesleğini yaparken...

Mesleğini yapabilmesi için medya kartellerinden birinin parçası olma seçeneğine zorlanır...

Değişik görüşleri savunmasına ses çıkartılmaz...

Tam tersine; liberal olması, muhafazakarlığı benimsemesi, solcu sesler çıkarması teşvik edilir, cesaret verilir...

Bunlar çok daha büyük bir oyunda “madalyonun gerçekte aynı olan, aynı amaca ve çıkara hizmet eden değişik yüzleri ve çehreleridir...”

“Para”, hayatı ve medyayı kontrol edebilmek için, “kendi çıkarlarını merkez alarak, farklı ses ve renkteki her görüşü tek bir madalyonda toplar...”

“Para”sal merkezlerden güç alan gazeteciler, “siyasi iktidarlara vurmalarını, basın özgürlüğü” zannederler...

Oysa bu “para”nın özgürlüğüdür...

Siyasi iktidarı arkasına alıp, “para”ya saldıranlar ise, “paranın oligarşisini” yıkmakta oldukları sanısına kapılırlar...

Oysa ‘para’, yeni oligarkların çehrelerinde çoktan örgütlenmeye başlamıştır bile...

“Para”ya karşı özgürlük sağlanmadan, basın özgürlüğü sağlanamaz...

Böyle olduğunu bilmeyenler; hoş bir illüzyonda, iyi niyetli ütopyalarla, hafif meşrep bir şizofreniyle yaşayıp giderler...

Bu kısa ömürlerinde...

DİĞER YENİ YAZILAR