Kim bu hanımefendi acaba?..

Haberin Devamı

Habertürk’ten hafta başında aradılar...

-”CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz olacak... Programa katılacak gazetecilerden biri olarak sizi düşündük... Bizi kırmazsanız seviniriz...”

Televizyon programlarından bana yapılan iki tip davet var...

Birinci tip davet, “Televizyonculuğum, yazarlığım, hayatım” üzerine...

Okan’dan Saba’ya, Cengiz Semercioğlu’ndan Esra Harmanda’ya onlarca televizyoncu dostum beni programlarına davet ediyorlar sağolsunlar...

Kendimle ilgili yazıyorum, fakat kendimle ilgili televizyon programlarında konuşmak istemiyorum...

Son yıllarda bu programlara hep bir mazaret bildirip katılamayacağımı söylüyorum...

Mesele şu;

Kendimi konuşmak istemiyorum televizyonda uzunca bir zamandır...

Sahilde yürürken, çocuklarımla kahvaltı ederken, yemek yerken uzatılan mikrofonlara “tek bir kelime etmemem” de sırf bu yüzden...

Kendimle ilgili konuşmak istemiyorum...

***


Bir de ikinci tip program davetleri var...

Bir konu hakkında “gazeteci-yazar” olarak görüşlerim soruluyor...

Tartışmalara katılmam isteniyor...

Veya Kemal Kılıçdaroğlu canlı yayınında olduğu gibi, katılıp ana muhalefet liderine soru sormam isteniyor...

Doğrusu “lafın bir anlam ifade edeceğine inandığım” yerlerde, bu programlara katılmamayı gazeteciliğe ayıp sayıyorum...

Kendi hayatımı bir televziyon programı konusu yapmama hakkına sahibim...

Ancak kamu görevi olan gazetecilik davetini reddetme hakkına sahip değilim gibi geliyor bana...

Orada yapmakta olduğum gazeteciliği reddediyormuşum gibi bir anlam çıkıyor ki, böyle bir ego patlamasının yarattığı ‘artistik patinaj’ bulunmamalı bende...

***


Yazıları zor bela erken bitirdim dün...

Gönderilen arabaya binip programdan 45 dakika önce Habertürk’e vardım...

Cumhuriyet’ten Hikmet Çetinkaya, Star’dan Nasuhi Güngör, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı görevini de sürdüren gazeteci yazar Cemal Uşşak var...

Ev sahibi olarak Habertürk Ankara temsilcisi Muharrem Sarıkaya ve programın moderatörü Didem Aslan bulunuyor...

Muharrem’le 12 Eylül’ü izleyen günlerde, “Ali Fethi Esener Paşa’nın Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki evinin önünde saatlerce beklerdik...”

Demirel veto yemesin diye Orgeneral Esener’e parti kurma görevi vermişti...

Fayda etmedi, emekli Orgeneral Esener Paşa’yı da veto etti 12 Eylül yönetimi...

Biz o günlerde 20 yaşında tıfıl gazeteciler, Paşa’nın evinin önünde kamp kurar, kimler geliyor gidiyor, ziyaretçilerden kimler partide yer alıp almayacak onun haberini yapardık...

Şimdi anlıyorum ki, biz taşın üzerinde oturur bekleşirken, birkaç metre ilerimizde de “istihbarat elemanları” bulunurdu...

Muhtemelen kendi merkezlerine gelip gidenlerin çetelesini verirlerdi...

Gamsız olduğumuz, daha doğrusu kendimizden başka kimsenin olmadığına inandığımız günlerdi...

Sadece işimizi yapar, başka şeylerin olup olmadığını umursamazdık...

Saflık ve toyluk günleri...

***


Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak, “Babanızı yakından tanımıştım... Onunla anılarımız var” deyiverdi, tam program başlarken...

Benim babam bir alemdir...

Her yerde karşıma çıkar...

Şükür Allah’a bugüne kadar, bir kez bile tek bir kötü sözcük duymadım hakkında...

80 yaşını geçti adamcağız hala benim koruyucu meleğim...

Habertürk’ün genel müdürü koyu Beşiktaşlı kardeşim Semih’le her zaman olduğu gibi Beşiktaş’ı konuşurken, Nasuhi Güngör atılıyor sohbete...

-”Abi ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali?..”

Dilimin ve aklımın döndüğü kadarını söylüyorum Fenerbahçe’yle ilgili...

Yarı tatmin olmuş bir şekilde, Kılıçdaroğlu’na dönüyor...

Hikmet (Çetinkaya) Abi’yi zayıflamış görüyorum...

O bana zayıflamadığını söylüyor...

Her halükarda sağlam görünüyor...

***


Kemal Kılıçdaroğlu’yla sohbet böyle başlıyor...

Aklımdaki soruların hepsini soruyorum...

Bir soru var ki, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini belirlemesi açısından önemli, onu da soruyorum;

Son günlerde Abdullah Gül’ün ikinci kez görev yapabileceğinin anlaşılmasından sonra, “Muhalefet Abdullah Gül’ü aday gösterir... Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül karşı karşıya gelir...” şeklindeki siyasi dedikodular ayyuka çıkıyor...

Böyle bir şeyin olabilmesi için ilk turda CHP’nin Gül’ü aday göstermesi ve böylece Gül’ün ikinci tura kalması gerekiyor...

Açık açık soruyorum Kemal Bey’e;

“Kendi adayınız seçilsin diye, risk alıp Abdullah Gül’ü aday olarak gösterir misiniz?..”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun vücut dilinden, söylediklerinin mealinden, “Dil bilen, temsil kabiliyeti yüksek bir kadın Cumhurbaşkanı adayını düşündüğünü” hissediyorum...

Bu hanım adayın CHP’li olması şart değil...

Diğer muhalefet partilerinden de oy alabilecek ikinci turda şansını zorlayabilecek bir bağımsız şahsiyet olması mümkün...

Yüzde 50’nin üzerinde seyreden Tayyip Erdoğan karşısında, hanım adayın şansı olur mu bilemem...

Ancak sanıyorum CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, entellektüel kalibresi yüksek bir hanım aday olacak...

Kim bu hanımefendi acaba?..

*****


ERGİN ATAMAN ÖNCEKİ GECEYİ UYUMADAN GEÇİRDİ...

Ergin Ataman’ı gördüm dün öğleden sonra saatlerinde...

Garip bir şekilde kader çizgisini yazar hale geldim Ataman’ın...

Ona bazı şeyler söyledim...

O bana birçok şey söyledi... Bunları yazmayacağım...

Fakat bir şey var ki onu yazmalıyım...

Her gece kafayı koyduğunda 10 saat mışıl mışıl uyuyan Ergin Ataman, önceki gece transfer kararını aldıktan sonra bütün bir gece bir iki saat dışında hiç uyuyamadı...

Üzerindeki enerji gitmek bilmedi...

Bu durum kararını değiştir mi değiştirmez...

Kendi söylemedi, fakat öğrendim ki kararın oluşmasındaki en etkili aktör Ergin Ataman’ın hayatta en yakın dostlarından biri olan Lütfi Arıboğan...

Federasyondaki görevinden sonra profesyonel olarak Galatasaray’ın başına geçen Lütfi Arıboğan’ın ilk operasyonu bu...

Şimdilik başka bir şey yazmayacağım...

*****


ÇOCUKLARLA BODRUM SOHBETLERİ...

Günlerdir evde bir hareket var...

Mina ve Poyraz “Bodrum” lafı geçti mi heyecanlanıyorlar...

Geçen sene uzun bir ayrılıktan sonra onları Bodrum’a götürmüştüm...

Çok keyifli bir tatil geçirmişlerdi...

Denizle haşır neşir olmuşlar, havuzda saatlerce oynamışlardı...

Cemal Abi’lerinin (Yarar) toplam on beş dakika bindikleri teknesini ise bütün bir kış tekrarlamışlardı...

***


Kısmet olursa oralara götüreceğim onları...

Denizde oynasınlar, kumdan kaleler yapsınlar, havuzda kaydırak kaysınlar, oyun parkında boyalı kalemlerle çizsinler, toplarla oynasınlar...

En gamsız zamanlarını, gamsız geçirsinler...

Büyüdüklerinde hiç öyle gamsız ve endişesiz olamayacaklar çünkü...

Gamsız geçen son çocuksu yaz tatilim ne zamandı diye düşünüyorum da bulup çıkartamıyorum...

Geçmişe doğru hatırladığım bütün yaz tatillerinin çoğu zaten tatil değil, olanlar da gamsız değil...

Şimdi bir oynasak çocuklarla...

Gamsız ve endişesiz...

Sonra onlara öğretsem, hayatta gamsız ve tasasız yaşayabilme sanatını...

Öyle bir şey değil mi baba olmak?..

Kendi hayatında gerçekleştiremediklerini çocuğunda gerçekleştirmeye çabalamak...

Bir mutlu yaz geçse ve anılara yazılsa bari...

DİĞER YENİ YAZILAR