Kılıçdaroğlu’nun bozkurt selamı...

Haberin Devamı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasındaki Bozkurt işareti büyük tartışmalara neden oluyor...

-“CHP lideri nasıl olur da Bozkurt selamı verir?..” soruları gündeme taşınıyor...

Oysa Türkiye 30 Mart sonrası, -yani birkaç güne kadar- bambaşka bir resmin ortasında, birbirinden kesin çizgileriyle tamamen ayrılan iki farklı siyasi cephede toplanacak...

Bu cephelerden birinde; “Kemal Kılıçdaroğlu ile Bozkurt işareti yaparak selamladığı Bozkurtlar olacak...”

Diğerinde ise Erdoğan ve çevresindekiler...

***


Yerel seçimlere ve kaset tapelerine yoğunlaşan kamuoyu, gerçek siyasi fay hattının 30 Mart’ta kırılacağını ve yeni bir Türkiye’nin iki ana siyasi akım etrafında şekilleneceğini fark etmiyor....

Ağustos ayında Cumhurbaşkanı “halk oyuyla seçilecek...”

Bunun anlamı Türkiye’nin her şeyiyle ikiye bölünecek olmasıdır...

Cumhurbaşkanı ikinci turda yüzde 51’le seçilecek...

***


Beş yılda bir yapılacak her Cumhurbaşkanı seçimi, Türkiye’yi Amerika’daki gibi iki ana eksenin üzerine oturtacak...

Bu ana eksenlerin ne olacağı Pazar günkü seçimlerin sonunda belli olacak...

Mansur Yavaş’ın Ankara’da CHP ile MHP arasında sağladığı ortak adaylık köprüsü, 30 Mart sonrası Kılıçdaroğlu ile Bahçeli arasında bütün Türkiye’de; Cumhurbaşkanı seçimi için sınanacak...

Mansur Yavaş Ankara’yı kazanırsa, bu muhalefetin “Cumhurbaşkanlığı galibiyetinin, Ankara’daki belediye başkanı egzersizi” olarak adlandırılacak...

***


Kemal Kılıçdaroğlu “bozkurt selamı” yaparak hiçbir hata yapmıyor...

31 Mart Pazartesi gününden itibaren başlayacak halkın seçeceği Cumhurbaşkanı seçimi kampanyasının startını veriyor...

Bu kampanyayı “Bozkurtlarla-CHP’liler ortak yürütecek ve tek bir aday çıkartıp, seçtirecek...” diyor...

Bozkurt işaretinin meali budur...

Kemal Kılıçdaroğlu gibi, üniversite yıllarından itibaren soldan gelmiş bir kimliğin, bozkurt selamı vermesi anlık bir refleks değil, üzerinde düşünülen derin bir planın sonucudur...

***


Kılıçdaroğlu’nun Bozkurt selamı şeklinde ortaya çıkan, yeni CHP-MHP Cumhurbaşkanlığı ittifakı, AKP’nin Bülent Arınç gibi ileri gelenleri tarafından bozulmaya çalışılıyor...

Arınç MHP’nin CHP’yle işbirliğine gitmesini engellemeye çalışıyor...

Herkes Türkiye’deki son siyasi mühendisliğin ve mücadelenin sadece AKP’nin yerel seçimlerdeki oylarını azaltmaya yönelik olduğunu sanıyor...

Oysa esas konu, Tayyip Erdoğan’a veya AKP’li bir başka adaya ikinci turda oy verecek müttefikleri yok etmek ve Erdoğan’ı yalnız bırakmaktır...

***


Tayyip Erdoğan ittifaksız kalırsa, kaybedecek...

Oyları azalırsa değil...

İlk iki aşama, ittifakları yok etmektir...

AKP içinde yalnız bırakma, ittifakların önü kesildikten sonra gerçekleştirilmeye çalışılacak...

TAYYİP ERDOĞAN CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN MEYDANLARDA VURUŞMAK İSTİYOR...

30 Mart’ta birçok şey belli olacak sonuçlarla birlikte... Fakat bir nokta açık seçik gözüküyor...

Tayyip Erdoğan bu seçim kampanyası esnasında, bir tür Cumhurbaşkanlığı seçimi antrenmanı yaptı...

Meydanlarda topladığı kalabalıklarla...

Tek kişilik bir gösteriyle...

Hitabetinin gücüyle...

Yalnız başına verdiği meydan mücadelesiyle...

Mitinglerdeki performansıyla hep bir şeyi göstermek amacındaydı....

***


Yüzde 42-45 bandına partisini tek başına oturtup, Cumhurbaşkanlığı için meydanlara çıkacak tek AKP adayının kendisi olabileceğini tabanına göstermek...

Toplanan kalabalıklar, AKP’den bir başka adayın böyle bir kalabalık toplamasının mümkün olmadığını gösterecekti...

Lider, doğal AKP adayı olarak meydanlara bu kez Cumhurbaşkanlığı için inecekti...

Bu şartlarda parti, Tayyip Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkarmak için bütün gücünü zorlayacaktı...

Erdoğan’dan boşalan koltuğa da yeni bir isim getirilerek AKP’nin vitrini düzenlenecekti...
Plan buydu...

***


Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasa da, vuruşarak kaybetmeyi göze alıyor...

Toplayacağı yüzde 40’ın üzerindeki oyun, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetse bile, kendisi üzerinde makul bir uluslararası “meşruluk” kazandıracağını düşünüyor...

Erdoğan tipinde “tek başına mücadeleyi seven ve bu mücadelenin bizzat kendisinden tetiklenen politikacılar,” sonuna kadar vuruşmayı seçerler...

Yerel seçim kampanyasını neredeyse tek başına meydan meydan, televizyon televizyon dolaşarak yürüten bir Erdoğan; cumhurbaşkanı seçim kampanyasının kendisi dışında bir AKP’li tarafından yapılamayacağını düşünecek...

GÜNEYDOĞU’DAKİ KÜRT OYLARI NEREYE GİDECEK?..

Bu seçimlerde, derin odaklarca yürütülen seçim stratejileri muğlak kaldı, berraklığa kavuşmadı...

Oysa esas mücadele; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilip seçilmeyeceğini belirleyecek olan Güneydoğu’daki Kürt oyları üzerine döndü...

Cemil Bayık ve dışardaki PKK önderleri, hep “hükümeti ve AKP’yi suçlayıcı demeçler verdiler...”

***


Hatta Apo’nun Nevruz mesajının, gürültüye getirilmesi için, Bayık ve diğerleri önceden açıklamalar yaptılar...

Hükümeti baştan suçlayıp, Apo’nun açıklamasının etkisini azaltmayı amaçladılar...

Apo’nun “Türk devletinin elinde bir rehin olduğu” kampanyası da bu amaca yönelikti ve Apo’nun sözleriyle Güneydoğu’daki Kürt oylarının ikinci turda Tayyip Erdoğan’a gitmesi engellenmeye çalışılıyordu...

***


Muhalefet bütün stratejileriyle bugüne kadar Tayyip Erdoğan’ın ulusal ittifaklarını kesme yoluna gitti...

Liberaller, merkezdeki seçmen, sosyalistler, Cemaat teker teker AKP’den uzaklaştılar...

AKP eski Milli Görüş’ün oylarının yanı sıra, muhafazakar oyların artmasıyla bir miktar daha geliştirilmiş kendi tabanıyla başbaşa kaldı...

***


Hala ne yapacağı belli olmayan tek bir güç var...

O güç AKP’nin daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın son kertede yanında gözüküyor...

Apo’nun yönlendireceği Güneydoğu’daki Kürt oylarıdır bu siyasi güç...

Muhalefet stratejistleri, KCK ve dışardaki PKK önderliği üzerinden bu oyların Tayyip Erdoğan’a gitmemesi için var gücüyle savaşıyorlar...

Abdullah Öcalan ise hala “varılan mutabakata uygun hareket ediyor...”

Bugüne kadar yayınlanan kasetlerin hiçbirini bire bir izliyor ya da dinlemiyorum...

Kasetler sonunda ne olacağı hakkındaki spekülasyonlara da fazla rağbet etmiyorum...

Ama olayın stratejisine baktığımda...

“Altın vuruş altın vuruş dedikleri” şeyin AKP hükümeti ya da Tayyip Erdoğan ile Apo’nun barış mutabakatına yönelik olacağını görebiliyorum...

Kaset maset bilmem...

Stratejileri öyle söylüyor...

DİĞER YENİ YAZILAR