Haberin Devamı
Ben Beşiktaş Futbol Şubesi sorumlusu Serdal Adalı’nın “bildiğimiz anlamda gerçek bir şike yaptığına” inanmadım...
Mahkemeyi etkilemek istemem, ancak “İbrahim Akın’la, İskender’i transfer edeceğiz” sözleri, “şikeyi ne kadar gösterir” ciddi kuşkularım var...
İbrahim Akın o maçta bir gol atmış, bir topu da direkten dönmüş...
Üstelik İbrahim gibi bir futbolcuya “beni Beşiktaş’a transfer edecekler” demek, bir hediye değil...
İbrahim Akın zaten bu transfer sezonunun “flaş” isimlerinden biiydi...
Galatasaray İbrahim Akın’ı almak istiyordu...
Bu şike soruşturması çıkmadan önce Beşiktaş “İbrahim Akın’ın transferinden başka takımlar devrede oduğu için vazgeçmek zorunda kalmıştı...”
Transfer sezonunun “flaş” isimlerinden biri olacağı kesin bir futbolcuya “seni transfer edeceğim” diye “şike hediyesi verilmez...”
O zaten transfer olacak...
O sırada olsa olsa İbrahim Akın Beşiktaş’a hediye olarak “Galatasaray’a değil, size geleceğim” diye favör yapabilir...
Neyse...
Konu bu değil...
Şike olduğuna kanaat getirmediğim halde “Beşiktaş kupayı iade etmelidir” dedim...
“Şikesiz lekesiz, tertemiz kupalar istiyoruz...
‘Şeref’inizle oynayın ‘Hakkı’nızla kazanın...” diye istekte bulundum...
Şike olduğuna kanaat getirmediğim bir konuda “Beşiktaş’ın mahkeme bitene kadar kupasını iade kararını” alkışlamak bir etik duruştu...
Açık konuşalım...
Fenerbahçe’yle ilgili iddialar biraz daha somut...
Ortada ödendiği söylenen yüzbin dolarlardan bahsediliyor...
Paralar ve rakamlarla ilgili daha “net” ifadeler yayınlanıyor...
Bu ifadeler ve belge gibi görünen şeyler elbette Fenerbahçe yönetiminin suçluluğunu ispatlamazlar...
Ancak suçsuzluğunu da garantilemiyorlar...
Başkanı ve iki yöneticisi tutuklu Fenerbahçe’nin...
Böyle bir duruma, Fenerbahçe yönetiminin soruşturma ve mahkeme sonuçlanana kadar, Şampiyonluk Kupası’nı iade etmesi etik bir duruş olurdu...
İnşallah suçsuz çıkacaklar, inşallah beraat edecekler...
Bunu gönülden istediğimi bizzat Fenerbahçeli dostlarım biliyorlar...
Ne ki, böyle bir davada adalete yardımcı olmak yerine arkana Fenerbahçe’nin kutsal ve büyük gücünü almak doğru ve etik bir davranış değildir...
Serdal Adalı Beşiktaş futbol şubesi sorumluluğundan istifa ediyor mahkeme sürerken...
“Beşiktaş’la kendisi arasında bir illiyet kurulmasın” diye...
Fenerbahçe yönetimi ise, “Fenerbahçe’nin moral ve psikolojik gücünü bu davada tutukluların arkasına yığıyor...”
Olmadı arkadaş!..
YİĞİDİM NEREYE?..
Gazetecilik bazen bir başlık atma sanatıdır...
“Hayatı en duyarlı noktadan yakalama becerisi, damarı keşfedebilme ruhu, insanca duyguları yansıtabilme yeteneğidir...”
Dün Mehmetçik’lerin şehit edilmesinden duyduğum acıyı, Vatan ve Posta gazeteleri o kadar katmerleştirdiler ki, gözlerimdeki yaşı silerken arkadaşlarımı kutlamak geldi içimden...
“Yiğidim nereye?” demiş Vatan gazetesindeki arkadaşlar manşetten...
Bir manşet bu kadar mı insanca duyguları yansıtabilir?..
Bu kadar mı gündelik bir ifadeyi cuk diye yerine oturtabilir...
Bu kadar mı yüreği sıkıştıracak kadar duyarlı noktaya oklarını batırabilir?..
“Yiğidim nereye” başlığı, insanı ağlatan bir gazetecilik başarısıdır...
Manşeti okurken ağlıyorsanız, onu yazan kalemler sanatlarını en iyi şekilde icra etmişler demektir...
Ve Posta elbette...
“Damla’ya kim hesap verecek” demiş, mini minnacık Damla’nın kucakta fotoğrafını koyarak...
Başlık budur işte...
Manşet budur...
Damarı yakalamak, milyonlarca insanın hissiyatına tercüman olmak böyle bir manşetle mümkün olur...
Gazeteleri yapanlar bir gazete iyi tiraj aldı mı ona hemen çamur atmaya hazırdırlar...
“Magazin yapıyorlar da onun için tiraj aldılar...” türünden kendi yeteneksizliklerini kamufle eden tiradlar atarlar...
Oysa meselenin özü “manşet atabilme sanatını” bilmekten geçer...
O sanatı bilmenin bir formülü yoktur...
O sanatı bilebilmek ve hakkıyla yapabilmek için, toplumun hissiyatını, duygularını, düşüncelerini gerçek bir duyarlılık ve empatiyle hissedebilmek gerekir...
Bunu hissetmek ise, gönül gözü açık olmak gerektiren bir insanlık zenginliğidir...
“Damla’ya kim hesap verecek” diye atabiliyorsanız manşeti şehit kızı Damla’nın mini minnacık fotoğafının üzerine siz insan duygularını manşetinize aktarıyorsunuz demektir...
“Yiğidim nereye?..”
Helal olsun bu başlığı atan kardeşime...

