Haberin Devamı
Çocuklarımın annesi dün, babasının kuzeni olan büyük halası Keriman Halis Ece’nin cenaze törenine katılmaya gitti...
Küçük kızım Mina’ya baktım bir an...
1932 yılının dünya güzeli seçilen, uzak akrabası, büyük büyük halası Keriman Halis Ece’den neler almış diye...
Cin gibi bakıyordu yüzüme Mina...
O sırada Akit gazetesindeki arkadaşların attığı manşeti gördüm...
Keriman Halis’in 1932 yılında oylama yapılmadan jüri tarafından dünya güzeli seçildiğini yazıyorlardı...
Belçika’daki jüri başkanı bir Türk kızının mayoyla güzellik yarışmasına girmesini, “Osmanlı’nın sonu ve Batı Hristiyan medeniyetinin zaferi olarak” görüp, Keriman Halis’i seçim yapmadan dünya güzeli seçmiş, onu söylüyordu...
Küçük kızımın uzak büyük halası Keriman Halis’in seçimle mi seçimsiz mi dünya güzeli olduğunu bilmiyorum...
Orada değildim, henüz dünyaya gelmemiştim...
Belçikalı jüri başkanı bir Türk kızının “Peçesiz ve mayoyla dünya güzellik yarışmasına katılmasını” mutlulukla mı karşıladı onu da bilmiyorum...
Muhtemelen karşılamıştır...
Benim küçük kızımın uzak büyük halası olan bir Türk kızının 1932 dünya güzeli seçilmesi, “Ne Osmanlı’nın Avrupa karşısındaki ezilişi, ne Hristiyanlığın, Müslümanlık karşısındaki zaferi ne de Türk kızının kötü yola düşmesinin bir sembolü...”
Cumhuriyet kadınının gelişen Türkiye ile, çağdaş dünyanın güzellik yarışmalarına, doktorluğa, avukatlığa, saylavlığa, hakimliğe ve dünya medeniyetlerinin geldiği bütün noktalara ulaşması, ondan bir dünya güzeli çıkarması bir gurur vesilesidir...
Batı dünyası ve medeniyeti karşısında bir ezilme merasimi değil...
Akit’teki arkadaşlar emin olabilirler ki, benim ne Batı’nın karşısında ezilen bir kızım olacak, ne onun Osmanlı’nın yıkılışını sembolize eden bir duruşu, ne de Cumhuriyet Türkiye’sini ezikleyen bir tavrı...
Biz Osmanlı’dan gelip, Cumhuriyet’le devam eden kadınlarımız ve kızlarımızla, gurur duyuyoruz...
Keriman Halis Atatürk Türkiye’sinden dünya güzeli seçilen bir Türk kızıdır...
Birinci seçildiğini öğrenince salonda kendisine Türk bayrağı verilmesini istemiş, o bayrak verilmeden sahneye çıkmamıştır...
Akit’teki arkadaşlar merak etmesinler...
Ne Osmanlı’ya, ne Türkiye Cumhuriyeti’ne, ne de Türk kadınına hiçbir halel gelmez, kızlarımız dünya güzeli seçildiğinde...
Mina’nın gözlerinin içindeki parlaklıktan görmekteyim bu gerçeği...
Nur içinde yatsın dünya güzelimiz Keriman Halis...
BABASININ KİTABINI BEĞENMEMESİNDEN KORKAN GENÇ KADIN...
“Kitabı yazdım, bir türlü mükemmel hale getirip bastırma kararı alamıyorum” demişti bana...
Epey bir zaman geçti üzerinden, kitap bir türlü baskıya verilemiyordu...
Quantumcu bir yaşam koçuydu Serpil Ciritçi...
Kitabı yazmış ancak onu baskıya sokana kadar, koskoca bir yaşam koçluğu merkezini İstanbul’da Göztepe’de açıp hizmete sokmuştu...
İstanbul Adana arası mekik dokuyordu...
Birçok öğrencisi ve eğitmeni vardı...
Geçenlerde bir gün buluştuk onunla...
Kitap hala baskıya verilmemişti ve bütün bu başarılarının ötesinde esas istediğinin kitabı yayınlamak olduğunu farkediyordum...
Babasının kitabı görmesini istiyordu, fakat aynı zamanda babasının kitabı beğenmemesinden ürküyordu...
Quantum’da bazen yaşam koçları birbirlerine koçluk yaparlar...
Ona, “Baban kaç yaşında” diye sordum...
-”70 yaşlarında” dedi...
-”Bir süre daha o kitabı çıkartmazsan ve baban Allah gecinden versin vefat eder, o kitabı göremezse, çok pişman olursun...” dedim...
Tahmin ettiğim gibi bir etki bıraktı bu sözler Serpil’in üzerinde...
Bütün meselesi babasının kitabı beğenmesiydi...
Babasının kitabı beğenmesini mesele yaptığı için, kitabı bir türlü mükemmel bulup çıkartamıyordu...
Ona biraz daha çıkartamazsa, babasının kitabı hiç göremeyebileceğini hatırlatmıştım...
Bir ay içinde mucizevi bir hızla çıktı “Gümüşlük Meleği...”
“Ve o melek ona göründü...
Hayatın şifrelerini birer birer söyledi...” yazıyor kitabın kapağında...
Babası görmüş, okumuş ve gururla çevresine kitabı anlatıyormuş şimdi...
“Bu kitabı yazmama vesile olan, dolayısıyla en büyük katkıyı sağlayan dostum Reha’ya en içten sevgilerimle” demiş bana imzalarken kitabı Serpil...
O kitabı okumak istiyorsanız Serpil Ciritçi’nin “Gümüşlük Meleği”ni alın...
Babasının neden gururlandığını göreceksiniz...
GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ
MUHTEŞEM BİR İŞ VE MUHTEŞEM BİR YAŞAM...
“Hepimiz değerli bir şeyin peşine düşmeyi bekleyen
özel yeteneklere sahibiz...
Hepimizin çeşitli formlarda kendisine has bir dehası var...
Etrafımızdakilerin yaşamına değer katarken aynı zamanda kapasitemizi çok daha geniş bir biçimde ortaya koyacağımız eşsiz ve soylu, yüce birer amaç için burada bulunuyoruz...
Amacımızı keşfetmek, şu an sahip olduğunuz işleri bırakmanız demek değildir...
Bu temel olarak yaptığınız işe yeteneklerinizden daha fazlasını katmanız ve en iyi yaptığınız şeylere odaklanmamız anlamına gelir...
Bugün yaptığınız şeyde muhteşem olmaya karar verin...
Muhteşem bir yaşam kurmaya başlayın...
Robin Sharma”
Kendi içlerinde ruhsal yolculuğa çıkanlar, hayatı anlamlandırmaya başlayanlar, işlerini güçlerini bırakıp, Quantum, NLP, ruhsal yolculuk merkezi açan insanlar değiller...
Siz de böyle değilsiniz ve öyle olmamalısınız...
Kendinizi ve yeteneklerinizi tanıyacağınız kişisel yolculuğunuz, size yapmakta olduğunuz işi yaparken, daha yaratıcı olmayı, daha iyi olduğunuz yerlere kendinizi konsantre etmeyi, insan ilişkilerinizde negatif enerjinizi yok edip, sinerji yaratmayı ve evrene mucizevi çağrılar göndermenizi sağlar...
Çoğu kişi, “Ben bu işi yaparken, nasıl bu yolculuğa çıkacağım” diye düşünür...
Ya da bu konularla ilgilenmeye başladığında, yapmakta olan işine karşı ilgisini kaybeder...
Oysa ruhsal yolculuğunuz sizi işinizden edecek bir süreç değil...
İşinizi ve hayatınızı küçümseyeceğiniz bir yolculuk da değil...
Hayatın her alanında daha efektif olacağınız, esasen ruhunuzla barışacağınız, huzuru ve dinginliği bulacağınız bir yaşam biçimi...
Dün bir kız arkadaşım, telefonda bana, yılbaşında tanıştığı bir erkek arkadaşıyla, bir ay her günü beraber geçirdikten sonra, karşısındaki kişinin aniden ortadan kaybolma eğilimine girdiğini söylüyordu...
Morali çok bozuktu ve arkadaşının bu davranışına anlam veremiyordu...
Doluya koysa dolmuyor, boşa koysa dolmuyordu...
Erkeğin bunu neden yaptığını bir türlü anlamıyordu...
Ona bunu düşünmesinin hiçbir anlamı olmadığını söyledim...
Önemli olan kendisinin bu tecrübeden ne ders çıkardığı, kendinde hangi eksikleri ya da fazlalıkları bulduğuydu...
O kişinin yaşam yolculuğu değil, kendi yaşam yolculuğumuz bizi ilgilendirmeliydi...
Enerjimizi çöp düşüncelerle harcamazsak, daha yaratıcı ve kendimizi mükemmele doğru geliştirici bir yaşam biçimine yöneltiriz...
Şimdi yaptığınız şeyi muhteşem yapmaya başlama ve muhteşem olma zamanıdır...

