'Karımı görmek için kimseye minnet etmem' derken...

Haberin Devamı

Doğan Yurdakul Oda TV operasyonunda tutuklandı...

Karısı kanserdi ve komadaydı...

Soner Yalçın, “Merhamet diliyorum... Doğan Yurdakul karısını son bir kez görsün, göz göze vedalaşabilsin...” dedi...

Bunu duyan Doğan Abi ise bir açıklama yaptı:

“Kimseye minnet etmem!.. Soner benim duygularımı bilmeden çağrıyı yapmış... Ben eşimle vedalaştım... Kimseden bir şey talep etmem...”

***


35 yıla yakın bir zamandır Doğan Yurdakul’u bilirim, tanırım...

Birebir bir samimiyetimiz yoktur, fakat ben onun kişilik koordinatlarını iyi bildiğimi sanırım...

Onun hakkında şimdiye kadar “Çok iyi insandır” lafı dışında bir laf duyduğumu da hiç hatırlamıyorum...

Benimle ilgili o yayınlar yapıldığında, bir kere içimden geçirdim...

“Ya” dedim, “Açıp, Doğan Abi’ye söylesem... Baba bu hak mıdır, hukuk mudur?.. Bana bu yapılan ayıp ve günah değil midir?..”

O gurur, o haklı olduğuna inandığın davada taviz vermeyen tavır, o geçmiş devrimci yılların tohumladığı ‘düşmem karşınızda duruşu’ yok mu?..

***


Bir türlü gitmedi elim telefona...

Oysa gitseydi elim biliyordum ki, Doğan Yurdakul önce “insandır...”

Hiç değişmezdi bu kural...

Fakat bir “linç” karşısında yediremeyiz hiçbirimiz kenidimize bunu biz...

Eğilmiş gibi hissederiz kendimizi üzerimizdeki baskıdan...

Mağlup edilmiş gibi bir duygunun esiri oluruz, arayıp “yapmayın böyle” dersek...

Bir türlü gitmez elimiz, telefona...

Doğan Yurdakul’u “Ben kimseden ölmekte olan eşimi görmek konusunda bir şey talep etmem... Kimseye minnet etmem...” derken o kadar iyi anlıyorum ki...

***


Yardımcı olmaya çalışacağını söyleyen Adalet Bakanı’na şunları söyleyebilirim...

Eşi ölmekte olan bir tutuklunun, eşiyle görüşmesi bir insanlık yardımı olmaktan çıkartılmalıdır...

Doğan Abi’nin düşündüğü gibi bir minnetin sonunda, ya da bir iyi niyet gösergesi, bir insani jest olmaktan çıkmalıdır bu durum...

Bir tutuklunun, yaşam mücadelesi veren eşiyle görüşmesi bir haktır...

Bu insani hakkın yasalarla sağlanması ve minneti lügatten kaldırmak yasa koyucunun görevidir...

Doğan Yurdakul’un durumunun, minnetin kalkması için bir vesile olmasını diliyorum...

***


“TAYYİP ERDOĞAN ROCK STAR YA DA HALİFE GİBİ...”

İngiliz The Guardian gazetesi “Bir medya yıldızı gibi” demiş Tayyip Erdoğan için;

“Memleketlerine gidip, onları eleştirerek Arap liderleri zor durumda bırakıyor...”

Fakat Time daha iddialı;

“Erdoğan Mısır’da rock star gibi karşılandı... Mısırlı generallere İsrail’e karşı nasıl yanıt verilmesi gerektiğini gösterdi...”

Alman Die Welt gazetesi ise bölgeye yönelik damardan bir başlıkla girmiş habere:

“Yeni Halife Erdoğan...

Osmanlılar zamanında Arap ülkelerini ateş ve kılıçla fethetmişti...

Erdoğan ise bu ülkeleri, kameralar ve İsrail karşıtı slogaünlarla fethetti...”

AKP iktidar Tayyip Erdoğan başbakan olduğunda, “Acaba” demiştim, “Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşıyabilir mi bu iktidar?.. Bir askeri darbe ihtimalini bu yolla bertaraf edebilir AKP çünkü... Sırf bu nedenle Avrupa Birliği için sonuna kadar savaşır...”

***


Savaştı mı savaşmadı mı bilmem...

O savaştı da Avrupa Birliği mi işi yokuşa sürdü orası tartışmalı...

Fakat tartışılmayacak bir gerçek var...

Arap ülkelerinin halklarının Tayyip Erdoğan posterleriyle ortalığı inlettiği bir fotoğraf göreceğimizi hiçbirimiz tahmin etmiyorduk...

“İran gibi bile olabilirdik” ancak, böyle bir görüntü olacağı aklımıza gelmezdi...

Osmanlı bizim genlerimizde...

600 yıllık imparatorluk, elbette bilinçaltımızda yaşıyor...

Fazla uzak değil bizim babalarımızın babası yani dedelerimiz Osmanlı’nın bir parçasıydılar...

Cumhuriyet bir günde ilan edildi elbet...

Ancak genlere kazınmış bilinçler, bir gecede ya da iki kuşakta tamamen yok olmuyorlar...

Derinlerde bir yerlerden, nedenini tam bilemediğimiz bir gurur yaşayanlarımız vardır elbet...

Böyle bir gururu ve içten içe böbürlenmeyi yaşamanın pek bir sakıncası yok...

Osmanlı’nın niye yıkıldığını ve tarumar olduğunu da unutmuyorsak, ortada bir mesele kalmıyor...

Genlerin orada hafıza kaybı yaşamaması gerekiyor...

O hafıza kaybı, yeni bir felaket anlamına geliyor çünkü...

***


MİT’İN GÖRÜŞMEMESİNİ Mİ İSTERDİNİZ?..

Açık konuşayım... Arada bir kullanılan üslup pek sevdiğim bir üslup değil...

Sıfatlar da çok uygun değil...

Görüşmelerin içeriğini de tam bilmiyorum ki, bir tavır, bir duruş, bir kapsamlı analiz çıkartayım...

Fakat benim kendime ve çevreme sorum başka...

Şöyle soruyorum ben kendime...

“Devletin gizli bir biriminin, MİT veya ona bağlı bir unsurunun, terör örgütüyle arasında bir tür iletişim bağı olmasını mı isterdin?..

Hiçbir iletişim bağı olmamasını mı tercih ederdin?..”

***


25 yıldır sürüyor PKK terörü...

25 yıldır savaşıyoruz bu terörle...

Şehitler veriyoruz, infial duyuyoruz, bombalar patlıyor, suçsuz, günahsız insanlarımız katlediliyor...

Arada bir ateşkes oldu deniyor, silahlar susuyor...

Sonra birileri ateşkesi tek taraflı ihlal ediyor, yeniden kalleş pusular kuruluyor, yeniden suçsuz insanlarımız ölüyor...

***


Tüm bu süreçten sonra, birileri gelse ve bana vicdanımın derinliklerinde ne hissettiğimi sorsa...

Dese ki, “Hiçbir şart altında bir iletişim kurulmamasını mı isterdin?.. Yoksa devletin güvenilir birimlerinin, teması koparmadan zaman zaman görüşüp en azından iletişimi koparmamasını mı?..”

Verdiğiniz şehitleri, yaşadığınız o katliamları hatırladığınızda, “ne dolaylı ne dolaysız hiçbir iletişim olmasın” dersiniz...

Kurmak zorunda olduğunuz istikbali ve hayatın gerçeklerini düşündüğünüzde ise, “Görüşmelerin bir türlü varolması, iletişimin tümden kopmaması yine de doğru” dersiniz..

Politikayı bırakın...

Siyasi replikler, polemikler de sizi birkaç saniye için etkilemesin...

Vicdanınıza bakın vicdanınıza!..

Ne diyor o vicdan?..

Ne diyorsa o...

DİĞER YENİ YAZILAR