Karda ve evde mahsur...

Haberin Devamı

Bugün evde mahsur kaldın... Okula gitmeme rehavetinde, işyerine; “Yollar kötü mahsur kaldım... Gelemiyorum...” demenin keyfindesin...

Evde zorunlu olarak kaldın...

Zorunlu kaldığın bu ekstra tatili mutlu olarak yaşıyorsun...

Avarelik ediyorsun...

Bu bir tatil avareliği değil...

Bu hesapta olmayan bir tatilin metazorik keyfi...

***


Evlerde oyun masaları kurulacak...

51’ler oynanacak...

Okeylere dönülecek...

Yurt dışında olan sevdiğim birisinin dediği gibi, “Kışın en güzel günü bugün...”

Evden çıkamazsın...

Bahanede hazırlıklısın...

Yollar ise kar ve buz kaplı..

Dışarıda tipi var...

Tatava yapamayacak kimse...

Evde ve karda mahsursun...

***


Kimse senden iş istemeyi aklından geçirmeyecek...

Aklından geçen kendini tartacak...

İnsanlığını sorgulayacak; utanacak...

Hala farkında değil mi?..

Yollar kar ve buz kaplı...

Dışarıda tipi var...

Seninse maruzatın var!..

***


Aşıksan sevgilinle beraber olmanın planını yapacaksın...

Mırıl mırıl, öpüşe sevişe, sevgiliyi yudumlayacaksın...

Aşkı tadacaksın...

Orgazmı yaşayacaksın...

Sevişip acıktığında dünyanın en lezzetli yemeğini yiyeceksin...

Sevgiliyle beraber pişirip;

Beraber yediğin;

Beraberlikten sonraki ilk yemek;

Sana Amerikan filmlerindeki aşık çiftleri belletecek...

***


Onlara benzemenin keyfini yaşarken...

Özendiğinin gerçekleşmesi mutlu edecek seni...

Hayatının kahramanı olmak keyif verecek...

Belki Angelina Jolie...

Belki Brad Pitt...

Her halükarda kadınsan, sevdiğin erkeğin gömleğini giyeceksin...

Üstündeki gömlek, beraberliğin;

Yakınlığın, aşkın ve sevişmenin;

Biraz önce erkeği içine almış olmanın vermiş olduğu bütünlüğün sembolü olacak...

O sembolde filmlerde izlediğin kahramanlarınla özdeşleşecek...

Kendini “kadın” gibi hissedeceksin...

***


Erkeksen, sevgilinin giydiği o gömlekte, erkekliğini göreceksin...

Sevdiğin kadının gömleğini giymesindeki incelik erkekliğini okşayacak...

Ona usul usul özgüven aşılayacak...

Karizma sunacak...

Ruhunu huzura erdirecek...

Kendinle barıştıracak...

Sevilmenin hazzında, beğenilmenin gururunda erkeklik tavan yapacak...

Birlikte hazırlanan bir yemek, beraber yenilecek bir omlet aşkını unutulmaz kılacak...

İçilen bir kadeh kırmızı şarap hayat boyu damakta kalacak...

***


Bunları yaşayamıyorsan;

Eğer sadece monoton bir huzurla eşinle bir aradaysan;

Muhtemelen bugün evde yalnız kalmak isteyeceksin...

Kendine yalnız kalacağın bir alan belirleyeceksin...

“Give me a space...” türü günlük “Amerikan tipi hezeyanlar” seslendireceksin...

O hezeyanlarda kendine “Batı”lı roller biçeceksin...

Bilgisayarda oyunlar oynamak içinden geçecek...

Kendi kendine yaramazlık yapıp, evde dırdır çıkmamasına dua edeceksin...

Kavga çıkarmamaya, barış içinde bir arada yaşamaya uğraş vereceksin...

***


Arada bir varsa uzaktaki sevgiliyle mesajlaşacaksın...

Her halükarda bu yazıyı okursan, bir aradaki sevgililere imreneceksin...

Sevişme sonrası, sevgilinin giyeceği gömlek ve yenecek omlet için, dilekler adayacaksın...

Bir kış günü, evde ve karda mahsur kalmanın akıbetinin her yıl değişmekte olduğunu fark edip hayata mahsun gülümseyeceksin...

***


(Her yıl yılın ilk karında yayınladığım; Evde Mahsur yazısını bir parça değiştirerek yayınlıyorum bu yıl... Yılın ilk karında; hep yayınlayabilme umudunu içimde taşıyarak...)

*****


AVRUPA’YA VİZESİZ GİRERKEN, TÜRKİYE’DE NASIL YAŞAYACAĞIZ?..

Yalan yok... Onyedi yaşında Edirne’den “Batı”ya ilk adımımı attığım günden beri, “vizesiz bir pasaport ve Avrupa seyahati hayal ettim...”

Bana mı öyle geldi;

Yoksa beni hafiften sınayarak öyle mi ketenpereye getirtmeye çalıştılar bilmiyorum...

Yurt dışında yaşadığım uzun yıllarda ve onların öncesiyle, sonrasında...

İngiliz, Fin, Yunan, Avusturyalı ve Alman ne kadar sevgilim olduysa; sanki biraz da ihsas ediyorlardı vizeli yolculuklarıma, kendi vatandaşlıklarının hayatımda sağlayacağı kolaylıklara...

- “Birlikte yaşanacak uzun bir ömür ve muhtemel bir evlilikte, ellerinde kapı gibi dünyanın bütün sınır şifrelerini açacak pasaportları vardı...”

Sanki bunu hep bir gözüme sokarlardı...

***


Olur da evlenirsek; her kapıda vize kuyruğunda yanlarında ‘ötekileşerek küçülen’ ben; “ben olmaktan çıkar; ötekileşmeden medenice geçiverirdim gişelerden...”

Kız arkadaşım ve erkek kardeşiyle Paris’ten üç kişi gittiğimiz bir Lizbon yolculuğunun çıkış kapısındaydık...

Kız arkadaşım pasasortu bile göstermeye gerek görmeden Fransa’daki oturma müsadesiyle elini kolunu sallayarak çıkıp gitti Charles De Gaulle havaalanının kontrol gişesinden...

Sıra bana geldiğinde, pasaport polisi uzun bir süre hayal görmüş gibi suratıma baktı sonra aniden camekanları kapattı...

Arkamda bekleyen uzun kuyruğa “başka gişelere yönelmesini” talimatladı...

Beni alıp dapdaracık bir odaya soktu...

Vizemin neden “sahte” olduğunu sordu...

***


Hayatta uğradığım nice iftiradan bir tanesiydi...

Vizemin sahte olmadığını ispat etmenin aculluğu, kız arkadaşımın ve abisinin önünde beni aşağılamış; kuyrukta bekleyenlerin gözünde ise, “kimliği belirsiz meçhul kaçak” sınıfına sokmuştu...

Potansiyel suçlu, muhtemel kaçak, bir ihtimal terörist, her halükarda azılı bir suçlu konumuna düşmüştüm...

Sefil bir durumda bagajı verdiğim uçağa alınmayacaktım...

Kırılan gururum, kendini onarabilmek için Fransız polisine ağır biçimde saydırmaya başlamıştı...

Dünyanın en ukala ülkesinin, en snobize polis teşkilatının mensupları, “Ortadoğu’nun ezik coğrafyasından böylesine cüretkar bir üslubun kolay çıkamayacağını sezdiklerinden”, bir süre sonra yavaştan kıvırmaya başlamışlardı...

Yarım saat sonra “uçağı benim binmem için bekletmeleri karşılığında, onlardan şikayetçi olmamayı kabul ederek” ayrıldım o odadan...

Hiçbir zaman unutmadığım bir resimdi; Paris’in Charles de Gaulle havaalanının yaşadığım o kırılma...

***


Pasaport kapılarında, polis tarafından aşağılanmayı hiçbir zaman kabul etmesem, içime sindirmesem de, başka ülkelerin pasaportlarını taşıyan sevgililerin ima yollu evlilik dokundurmalarını hep es geçtim...

Çocuklarımın; bu muameleden muaf tutulmalarını başka bir ülkenin vatandaşı olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak sağlamak için didindim durdum...

Allah “niyetini temiz tutan” kuluna istediğini nihayet veriyor...

Egemen Bağış, birkaç gün içinde Başbakan’ın 3.5 yıl sonra Avrupa’ya vizesiz girebileceğimiz anlaşmanın maddelerini açıklayacağını duyurdu...

***


Artık vizesiz girip çıkabileceğiz 3.5 yıl sonra bütün Avrupa ülkelerine...

Çocuklarım, Amerika’da doğarak değil, Türkiye’de doğarak da, başka ülkelere vizesiz gidebilecekler, oralarda yaşayabilecekler...

35 yıldır bu komplekse maruz bırakılan bir baba için az gurur değildir bu...

Hâlâ düşünmekteyim şimdi...

Güneydoğu’da barış sağlayan...

Avrupa’ya vizesiz giriş gerçekleştiren...

Enflasyonu tek rakama düşüren...

İstanbul’u dünyanın incisi...

Türkiye’yi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline getiren bir millet ve hükümet...

İçerde hâlâ insanlarının arasında barış, huzur ve uzlaşıyı sağlamakta neden bu kadar gecikir?..

Türkiye’de gönül rahatlığıyla vizesiz, gerilimsiz, ‘başına ne geleceğini düşünmeden yaşayabilmek’ Avrupa’ya vizesiz girmekten daha mı zor gelmektedir?..

Hâlâ çözememekteyim...

Hâlâ düşünmekteyim...

DİĞER YENİ YAZILAR