Kapıdan alınmadığı kanala genel müdür olan genç adam...

Haberin Devamı

Onu benimle çalışmak üzere Yeniköy’deki evime geldiği günde tanımıştım...

Gözlüklü, zeki, akıllı, sakin bir genç adamdı...

Hürriyet gazetesinin orta sayfasında irili ufaklı yazılar yazan yazar Yalçın Pekşen’in yardımcısıydı...

Gazeteden ayrılacaktı...

Özel televizyonlara geçmek istiyordu...

Televizyonculukla tanışmak, hayatında yeni bir mecra denemek istiyordu...

Üç yıldan fazla TRT’de Ateş Hattı’nı yapmıştım...

Birkaç gün önce STAR televizyonuna transfer olmuştum...

Yıllarca Ankara’da TRT’de program yaptıktan sonra ilk özel televizyon deneyiminde, İstanbul medyasını bilen, yetişmiş eleman arıyordum...
Kapıdan alınmadığı kanala genel müdür olan genç adam...
Program ekibinin bir kısmı Anakara’dan İstanbul’a gelmek istemiyordu...

Yeni bir şehir, yeni bir mekan onlara risk olarak geliyordu...

Haklıydılar...

Özel sektörde, özel televizyonda ne olacağımız ne yapacağımız belli değildi...

***


TRT’nin en fazla reklam alan programıydık...

Fakat “nasıl rating alınır” henüz bilmiyorduk...

Önümüzde zor ve meşakkatli bir yol vardı...

Böyle zamanlarda hep yaptığım gibi, kendimle başbaşa kalmıştım...

İstanbul’a uygun yeni ve güçlü bir ekibi kurmanın egzersizlerini yapıyordum...

Onunla görüşmemiz Yeniköy’deki evimin çok sevdiğim balkonunda bu şartlar altında gerçekleşti...

İstanbul basınını bilen, onun içinden gelen bir arkadaştı...

Gazeteciydi...

Hiç televizyonculuk yapmamıştı...

Televizyonculuğu içimizde öğrenecekti...

Onun bildiği gazetecilik ve İstanbul medyası know-how’undan ise ekip istifade edecekti... Birlikte bir sinerji yaratılacaktı...

***


En zor günlerimizdi...

Televizyonculuğu bilenler, özel televizyonculuğu bilmiyordu...

Gazeteciliği ve özel sektörü bilenler televizyon dünyasını bilmiyorlardı...

Hepimizin ilk özel televizyon deneyimiydi...

Farklı dünyalardan gelmiş, genişçe bir odada buluşmuştuk...

Star televizyonundaydık...

Ateş Hattı programını özel televizyonda yapacaktık...

***


Deli divane olmuş, her birimiz ne tarafa koşacağımızı şaşırmış bir haldeydik...

İlk defa rating almak için uğraşıyor, “neyin rating aldığını, neyin almadığını bilmez bir halde haber diye etrafa saldırıyorduk...”

İki hafta içinde iki kez program formatımızı değiştirmek zorunda kalmıştık...

Bunca yalpalalamaya karşın, dördüncü programda durumu kavramıştık...

Neyin yapılması gerektiğini anlamış gazetecilikte araştırmacılıkla, heyecanı ve çarpıcılığı birleştiren bir çizgiyi benimseme yoluna gitmiştik...

***


Çizgiyi belirleyince, beşinci programda 12 Eylül darbesinin en yumuşak karnı olan F-16 uçaklarının alımında dönen 2 milyar dolarlık rüşvet iddialarını araştıran bir dosya hazırladık...

Telefonla Kenan Evren’e kadar ulaştım, rüşvet iddialarıyla ilgili görüşlerini sordum cevapları aldım...

Rüşvet dosyası dört başı mamur hazırlanmıştı...

Akşamı bekliyordum...

12 Eylül tartışması için o yıllarda vatandaşlıktan atılan Şanar Yurdatapan’ı karşısında bir konukla canlı yayına davet etmiştim...

Çok ses getirecek bir program olacaktı...

İşin nasıl yapılacağını kavramıştık...

***


Heyecanlı tanıtımlar gümbür gümbür dönüyordu...

Biz de heyecanlıydık...

O sırada televizyonun genel müdürünün beni çağırdığını söylediler...

Bizim odadan uzun koridorlardan geçilerek genel müdürün odasına gidiliyordu...

-“Hayırdır ne oldu acaba” diyerek uzun koridorları kanaldan bir görevliyle birlikte endişe içinde kat ettim...

Genel müdür kısa ve net konuştu:

-“F-16 rüşvet dosyası akşam programda yayına girmeyecek...”

Gazetecilik ve televizyonculuk hayatımda olaylara ideolojik bakmazdım...

Gençliğim çok ağır ideolojilerde geçtiği halde, kendimi ideolojilerden soyutlamıştım...

Salt gazeteci, salt haberci olarak bakardım olaylara...

-“Etmeyin eylemeyin” dedim...

-“Bu iddialarla ilgili ilk kez Kenan Evren’i konuşturduk... Akşam yayında Kenan Evren ilk kez cevap verecek uzun uzun... Sadece bizim programa çıkıyor... Ön yargılı olsak, koskoca 12 Eylül’ün lideri çıkar mıydı bizim yayınımıza?..”

***


Mantıklı bir şey söylüyordum...

Üstelik bu yayın televizyonun hem ratingini hem prestijini yukarı fırlatacak bir yayındı...

Bir genel müdürün bunu bilmemesi imkansızdı...

Ancak genel müdür nuh diyor peygamber demiyordu...

-”Programın bu bölümü yayınlanmayacak... Başka konular bulun ve yayınlayın...”

35 yaşındaydım...

TRT gibi devlet televizyonunda bile bana böyle davranmamışlardı yıllardır...

Genel Müdürü Tayfun Akgüner bana güvenirdi...

Ne istersem yapardım...

Bir günden bir güne onu rezil etmemiştim...

Güvenini boşa çıkarmamıştım...

Devlet televizyonunda bunu yaparken, “özgür olduğunu söyleyen özel televizyonlarda yayın günü yapılan sansür” canımı çok sıkmıştı...

Bulduğum bütün formülleri elinin tersiyle itiyordu genel müdür...

***


-“Gitme...” demişti bana iki ay önce TRT Genel Müdürü Tayfun Akgüner...

Şimdi Star’ın genel müdürünün bu tavrı karşısında onun ahının tuttuğunu hissediyordum...

-“Biz bu kaseti yayınlamazsak, bu programı da yapmayız...” demiştim...

Arkamda o genç adam da dahil 12-14 kişilik bir ekip vardı...

Onları yeni bir hayata sokmuştum...

3.5 yıldır televizyon programı yaptığım TRT’den, transfer teklifi aldığım için ayrılmıştım...

Ne işim ne gücüm, ne param, ne de aldığım elemanların maaşı kalmayacaktı...

Bunu genel müdür anlayacak mıydı?..

Hayır...

-“Siz bilirsiniz...” dedi...

Odama döndüğümde, güvenlik elemanlarının odayı derhal boşaltmamız için beklediklerini söylediler...

Dört hafta önce yanımda çalışmaya başlayan, o genç adamla birlikte televizyondan çıktık...

Bir süre sonra kalan eşyalarımızı almak üzere televizyona gitmek istedik...

Almadılar bizi...

Yanımızda bir kamera vardı...

-“Niye almıyorsunuz?..” diye sorduk...

-“Talimat öyle” dediler...

Akşam o saatte noter tutmuştuk...

Sansür yapıldığı için televizyon programını yapmadığımızı belgeleyecektik...

Noter tasdikli tebligatı almadılar...

***


Akşam ekip halinde Gelik restorana gittik...

Konuşup, ertesi günün eylem planını belirleyecektik...

Bir sonraki gün gazetelerde “sansüre uğrayıp yayınlanmayan 12 Eylül darbesindeki rüşvetle ilgili programımızın haberlerini” bekliyorduk...

Gazeteci meslektaşlarımız konudan haberdar edilmişti...

Ne kadar nahif olduğumuzu sonra anlayacaktık...

Ertesi günü gazetelerde, ne program, ne sansür, ne niye yayınlanmadı, numune niyetine tek bir satır çıkmadı...

Böyle zamanlarda hep yapıldığı gibi buharlaştırılmıştık...

Yok farz edilmiştik...

***


Medya sadece istediklerine yönelik sansürü büyütürdü...

Oyunda onların istediği rolü almayan bizim gibilere yönelik sansürün “haber” değeri bile yoktu...

Yıllar sonra aynısını “yok bu sefer artık yapamazlar” dediğim halde yine yapacaklardı...

Neyse...

O gün benimle Star televizyonun kapısından giremeyen, televizyona sakıncalı olduğu için benimle birlikte alınmayan genç adam, dün o televizyonun genel müdürü oldu...

Ömer Özgüner’in Star televizyonunun genel müdürü olduğunu dün internetteki haberden öğrendim...

O gece onu kapıdan almayan patronlar, şimdi o kanalın sahibi bile değillerdi...

Kanal ne o sahiplerine, ne de bizi almama talimatı veren o genel müdüre kalmıştı...

O gün yanımda benimle olan genç adam, bugün çok başka bir patronun patronajlığında televizyon kanalına genel müdür olmuştu...

Elbette ona da kalmayacaktı ebediyen bu kanal ve makam...

Aradaki fark şuydu...

O bu gerçeğin farkındaydı...

DİĞER YENİ YAZILAR