Kanuni dizisine, Cüneyt Arkın, Malkoçoğlu Bali Bey olarak girmeli!..

Haberin Devamı

Muhteşem Yüzyıl dizisine “Toplumun milli ve manevi değerlerine aykırı yayın” gerekçesiyle “uyarı” cezası verildi...

Bir daha “milli ve manevi değerlere aykırı” oldu diye uyarı alırsa 1 ile 12 kez durdurulacak dizi...

Gel de şimdi senarist Meral Okay‘ın yerinde ol da dizinin bundan sonraki senaryosunu “yaratıcılığını ve yazarlığını kullanarak” yaz yazabiliyorsan...

***

RTÜK’ün ilk başkanlarından biri babamın üniversiteden oda arkadaşıydı...

Sonraki başkanlarından birisi ise benim okul arkadaşım, şu anda haftanın en az iki gününü bebarer geçirdiğim Fatih Karaca...

Arada nice başkan ve yönetici yakın dostum, tanıdığımdı...
Hiç farketmezdi arkadaşlık, tanışıklık...

Toplumda önce bir infial!!! oluşturulur, sonra kamuoyunun rencide olduğu fikriyle RTÜK baskı altına alınır, arkasından da “iblislere” cezalar yağdırılırdı...
O günlerde “milyonlarca doların bir elden bir ele geçtiği belden aşağı ticari rekabetler” vardı...
Televizyon kanallarından bazıları adamları üzerinden, RTÜK’ü habire şikayet yağmuruna tutardı...
Şikayetler geldikten sonra gerisi kolaydı...
“Toplumda oluşan hassasiyetler ve incinme! duygusu” kapatmalar ve uyarılar için yeterliydi...

***

Hiçbir zaman demokratik olmadı televizyon yayıncılığı Türkiye’de...

Kimin önyargılarına, tabularına aykırı birşey yapılıyorsa basardı kalayı “yasaklansın” diye...
Hangi hükümet geldiyse bundan yararlandı...
Devlet zaten alabildiğine faydalanıyordu...
Hangi güçlü medya organı varsa rakiplerine karşı bu silahı sınırsızca kullandı...

Televizyonu olan gazetelerde ne kadar özgürlükçü! görünen yazar çizer takımı varsa sansür için bağırdı...
Herkes kendi çıkarına, kendi önyargısına, kendi tabusuna, kendi kafasına göre “sansür” çağırdı bu ülkede...

***

Şimdi yapılanın o günden hiç farkı yok...
Ne demek oluyor şimdi milli ve manevi değerlere aykırı yayın?..

Kim belirleyecek milli ve manevi değerleri?..
Bu mühendislik mi ki bilecek senarist RTÜK’teki adamın kafasının içinden geçen milli ve manevi değerleri?..
Senarist ne yapmalı milli ve manevi değerlere uygun olabilmek için?..

Bir yaratıcının “elini tutmanın, özgürlüğünü kısıtlamanın ne büyük bir günah olduğunu bilir misiniz?..”
“Aman dizi kaldırılacak” diye senaryo yazmanın ne kadar zor olacağını bilir misiniz?..

***

Meral Okay’a benden ne milli manevi değerler ne de rating için başarısı şaşmaz bir öneri...

Malkoçoğulları’ndan, Yahyapaşazade Malkoçoğlu Bali Bey‘in Belgrad’ı almasını acilen senaryoya eklesin Meral Okay...
Yahyapaşazade Malkoçoğlu Bali Bey, Malkoçoğulları’ndan olup Belgrad’ın alınmasında imzası olan komutanlardandır...
Ünlü Mohaç seferindeki üstün başarıları bilinir Malkoçoğlu Bali Bey’in...

***

Bu bölümleri Malkoçoğlu Bali Bey namına Cüneyt Arkın oynamalı, beyaz bir atın üzerinde, dıgıdık dıgıdık dıgıdık giderek...

Muhteşem Yüzyıl dizisi, hem Kanuni hem Malkoçoğlu’yla birlikte harmanlanır, ratingi düşmez, toplumun derin hassasiyetlerini de incitmez!..

Milli ve manevi değerlere uygun bir muhteviyata kavuşur...
Hatta bence, Malkoçoğlu Cüneyt Arkın arada bir ufka bakmalı ve geçmiş Türk kahramanları hatırlamalı...

Flashback’lerle bu sahnelerde Kartal Tibet ve unutulmaz kurdu Tarkan‘ı oynamalı...

Viyana seferini çekmeye gerek yok...
Çünkü Viyana’yı alamadan dönüş milli ve manevi duygularımızı rencide edebilir...

***

Ne gerek var şimdi durup dururken 500 yıl sonra kendimizi toptan rencide etmeye?..

Hürrem’i bir kere dizide hemen öldürmeye bakın...
Hürrem’den sonraki sekiz senesini uzun çekersiniz Kanuni’nin...

***

Harem mi?..
O ne ola ki?..
Harem Topkapı Sarayı’nda değildi ki!!, İstanbul Üniversitesi’nin olduğu yerdeydi o zamanlar...
Olmayan bir yeri orada varmış gibi çekmek tarihi tahrif etmek demek...

Tüh tüh tüh...
Allah vermesin, tarihe tahrifat, milli manevi değerlere karşı olmaktan da beter...

Vebali altında ezilir insan Alimallah!!!
Şimdi marş marş...

Beyaz bir at, boz bir kurt...
Bir Halit, bir Cüneyt bir de Kartal Tibet...
Çeksin şimdi Meral...

Milli ve manevi değerlere uygun bir “devr-i saadet...”

*****

ALKOL MESELESİNE DİNİ REFERANS...

Önceki gece televizyonların haber kanallarındaki tartışmaları izlerken, gözüm çarptı ona...
Bekir (Hazar) Ateş Hattı programına konuk olarak
çağırdığı bir Hoca’dan bahsetmişti...
“Babanızın da yakın arkadaşı” demişti Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı Hoca için...

Kuran tefsirini iyi bilen çağdaş bir ilahiyatçıydı Bayraktar Hoca...

Çok güzel bir program geçirdiğimizi hatırlıyorum...

***

Önceki gece onu NTV’de son içki yönetmeliği hakkında konuşmasını izlerken, içimden “çok zorluyorsun Hoca” demek geldi...

“Alkol meselesine muhafazakar açıdan bakan”lar, dinde zorlama olmadığını söylüyorlar...

“Alınan kararlar içilmesin diye önlemdir... Yoksa yasak getirilmiyor... İsteyen içebilir... Burada zorlama yok...” diyorlar...

Bayraktar Hoca da mealen bunları söyledi...

***

Mesele dinde alkol konusunda zorlama olup olmaması değil ki...

Dinde zorlama olmaması güzel bir şey...
Ancak mesele, toplumsal yaşamın “dini referans alarak” belirlenmemesi...

Herkes dini referanslarla yaşamak zorunda değil...
İnsanlar dini referansların yol göstericiliğinde bir hayat tarzına göre, şekillenmek zorunda da değil...
Gençleri ve çocukları alkole özendirmeyeceğiz...
Bu sağlıkla ve sağlıklı toplumla ilgili bir kural...
Dini referans değil...

***

Trafikte alkollü araç kullanmayacağız...
Alkollü yapılan kazalar sonucu insanlarımız hayatlarını kaybetmesinler...

Bu da dini bir referans değil, sağlıklı ve düzgün toplumsal yaşamın kuralı...

Sürekli sarhoşluğu ve alkolizmi de teşvik etmeyeceğiz...
Alkolizme saplanan toplumlar sağlıklı beyinler ve değerler üretemezler...

Bu da demokrasiye, çoğulcu yaşam tarzına ve laikliğe aykırı değil...

Demokrasiye ve çoğulculuğa aykırı olan dinin toplumun bütün hayatı üzerinde referans alınıyor gözükmesi...
Bayraktar Hoca’nın “Dinde zorlama yoktur” diye ısrarının bir anlamı yok...

Dinde zorlamanın olmaması Müslüman’lığın bir hoşgörü dini olduğunu gösterir...

Ancak toplumsal hayatta “hoşgörülü bir dinin” referans alınması, demokratik çoğulculuğu ve özgürlük duygusunu zedeler...

***

Dün hükümet çıkan tartışmaların önünü kesmek için “Alkol yönetmeliğindeki soruları ve cevapları” yayınladı...
Birçok kuşkulu noktaya yanıt vermeye çalıştı...
Oysa bu konuların dünyada ve Türkiye’de “yaşam tarzlarıyla ilgili çok hassas” konular olduğunu bilmesi gerekmiyor mu bu yönetmeliği hazırlayanlar?..

Nurtopu gibi bir tartışmamız oldu sonuçta...
Dünya basınının projektörleri üzerimize çevrildi...
Arupa Birliği komisyonları, son yönetmeliği bir taraflarına not etti...

Her önyargıdan ve referanstan uzakta, özgür ve demokrat olabilmek bu kadar zor mu acaba?..

DİĞER YENİ YAZILAR