Haberin Devamı
Bugün Pazar...
Bugün kahvaltı günü...
Sevgiyle, sevişerek, aşkla heyecanlanarak, dostlukla paylaşarak yaşanacak kahvaltılı bir Pazar günü bugün...
Size bu Pazar için Kahvaltı Kadınları yazısını seçtim...
Belki okurken kahvaltı edersiniz kim bilir?..
Keyif dolu kahvaltılı bir Pazar dileğiyle...
Erkekler akşam yemeğe çıkartacak kadın ararlar...
Kadınlar, akşam yattıktan sonra sabah kahvaltı edecek erkekleri...
Erkek akşama ve geceye odaklıdır...
Akşam yemeğe çıkartacağı güzel kadınla samimiyeti artırmayı umar...
Oradan başka bir eğlence mekanına gitmeyi tasarlar... Hoş başlayan yemeğin romantik devamından medet umar...
Eğlence mekanının alkollü arsızlığından gecenin devamını arar...
Bulursa rahatlar...
Her halükarda, noktayı gece uykuya dalarken koyar...
Erkeğin nokta koyduğu yerde kadın hayatı yeni başlar...
Kadının arayışı esasen, erkek uykuya daldıktan sonra başlar...
Akşam yemeği, ilk gece için hoş olsa da etkili değildir...
Gidilen eğlence mekanı, zevkli olsa da belirleyeci değildir...
Belirleyci olan sabah kalkıldığında ne durumda olunacağıdır...
Akşamki beraberlik beraberlik değildir...
Esas sabah kalktıktan sonra beraberlik varsa, onun adı beraberliktir...
İlk akşam yenilen yemek yemek değildir...
Sabah edilecek kahvaltı kadın için ilk yemektir...
Her kadın, her halükarda ve mutlaka bir kahvaltı kadını olmayı arzular...
Vücudunun değil, kendi değerinin bilinmesini ister...
Sadece erkekliği değil, erkek adamı uyandırmayı düşler...
Ön sevişme diye adlandırdığı akşam yemeğini değil, sevişme sonrası kahvaltıyı arzular...
Flörtü sevse de, sevgiyi arar...
Kadınlığından gurur duysa da esasen aşkı arar...
Özgür birliktelikleri savunsa da, ait olacağı adamı arar... İlk akşam yemekte ses etmese de, kahvaltıyı umar...
Erkek duyarsızlıkları yoğun aşk durumları dışında, kadın kahvaltısını anlamaz...
Sabah nemrutluğu, akşamki özenin tersidir... Verilen sözler sabah unutulmuştur...
Gece fethedilen dünyalar, sabah kaderlerine bırakılmıştır...
Paylaşılan kalpler yalnızlığa terkedilmiştir...
Kadın için sevgi çokça yerini yeni bir öksüzlüğe bırakmıştır...
Erkek için hayat normal ritmine dönmüştür... Çoğu zaman böyledir ve böyle olacaktır...
Çoğu zaman böyle olduğu ve böyle olacağı için, kadın kahvaltılı birliktelikler ister...
Erkek geceye noktayı koymuş ve uyumuşken, kadın virgülü koymuş ve düşünmeye başlamıştır...
Kadın için gecenin nasıl geçtiği gece belli olmaz...
Sabah belli olur...
Her zaman sabah kahvaltısı yapılmasa da, kahvaltılı birliktelikler müthiş güzeldirler...
Büyük aşk olmasa da sevgi doludurlar...
Vücutlarını paylaşanların, birbirlerini paylaşması önemlidir.
Ruhu güzelleştirir, sakinleştirir, dinginleştirir... İnsana insan olduğunu hissettirir...
Hayvanlardan ayrı olduğunu özümsettirir...
Bunu bilmeyenlere hanzo denir...
Yüzüne söylenmese de arkasından söylenir...
Akşam yemekleri davetlerinin çokluğu kadınlara dişi olduklarını hissetirir...
Mutlaka gereklidir...
Sabah kahvaltıları ise, kadınlara kadın olduklarını özümsetir...
Gerekli olmanın ötesinde gereksinimdir...
Olmaması büyük eksikliktir.
Kahvaltısız kadınlar o eksikliği erkeğe mutlaka hissettirir...
Akşamın güzelliği sabahki kahvaltının içindedir... Kahvaltı birlikteliktir...
Sürekli olmasa da paylaşılan bir güzelliktir...
Kadınlar kahvaltılı olmalıdır.
Kahvaltısız bırakılmamalıdır...
Sabahlarını çokça kahvaltısız geçiren bu satırların yazarı için bile, bu durum değişmeyecektir...
Hayata ilk defa giren kadınlar mutlaka kahvaltılı olacaktır...
MARKO PAŞA’NIN HAYATINDAKİ TRAJEDİ...
Dün Üsküdar Belediyesi’nin hazırladığı Üsküdarlı Meşhurlar Ansiklopedisi’ni karıştırıyordum...
Bir anda gördüm Marko Paşa’yı...
Hani “Git derdini Marko Paşa’ya anlat” dediğimiz Marko Paşa’yı...
Kuzguncuk’ta yerleşmiş bir Osmanlı doktoru Marko Paşa...
Siros adasında doğuyor, Rum kökenli, soyadı Apostolidis...
İstanbul’da Askeri Tıbbiye’yi bitirip doktor olarak generalliğe ulaşan ilk kişi...
“Git derdini Marko Paşa’ya anlat” söyleminin gelişmesinin nedeni ise, bıkmadan usanmadan bütün hastalarının derdini dinlemesi...
Konağı Kuzguncuk’ta Baba Nakkaş sokağında bulunuyor...
Marko Paşa’nın hayatı ise maalesef bir trajediyle son buluyor...
O yıllarda öldürücü bir salgın olan kuşpalazı hastalığı Marko Paşa’nın konağında ortaya çıkıyor...
Kuşpalazı salgını sonucu eşini ve yedi çocuğunu kaybediyor Marko Paşa...
Bunun acısına dayanamayarak 1889 yılında ölüyor ve Kuzguncuk Rum Ortodoks Mezarlığı’na gömülüyor...
“Git derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimini, kuşaklar boyunca arkasında bırakarak...
KENDİNİZDE ÖĞRENME ARZUSU GELİŞTİRİN...
“US News & World Report’a göre, yaşamımızın sekiz ayını gereksiz postaları açarak, iki yılını gereksiz telefonlara cevap vererek ve beş yılını sırada bekleyerek geçiriyoruz...
Bu şaşırtıcı gerçeği gözönünde bulundurunca, en basit ve en etkili zaman yönetimi stratejisi yanımıza kitap almak ve kitapsız hiçbir yere gitmemektir...
Başkaları sırada beklediğine şikayet ederken, siz zihninizi büyük kitaplarda saklı fikirlerle besleyip zenginleştireceksiniz...
Kendinizde öğrenme arzusu geliştirin...
Düzenli olarak okuyun...
Günde 30 dakika okumak sizde mucizeler yaratacaktır...
Ancak herşeyi okumayın...
Zihninizin bahçesine ekeceğiniz şeyler konusunda seçici olun...
Seçtikleriniz sizin için besleyici olmalı...
Sizin ve hayatınızın kalitesini artıracak şeyler olmasına özen gösterin...
Size ilham sağlayacak ve sizi bir üst seviyeye taşıyacak şeyler seçin...
Robin Sharma...”
Birkaç yıl önce İtalya’nın güneyine Positano’ya gitmeye karar vermiştim...
Uçakla aktarma yapmak yerine, Roma havaalanından, araba kiralayarak güneye inmeyi düşündüm...
Araba kiralamak için Roma havaalanındaki Rent a Car ofisinin olduğu geniş salona girdim...
Yaşadığım hayal kırıklığını bugün gibi hatırlıyorum...
Yüzlerce kişi, sırada beklemekteydi...
Yerlerde oturanlar, ayakta bekleyenler, sereserpe uzananlar, kontuar önlerindeki kuyruklar bir orduyu andırıyordu...
Herkes bir numara alıyor ve araba sırasını beklemeye koyuluyordu...
En az 3-4 saat orada beklememiz garanti gözüküyordu...
O da sıra hızlı giderse...
Hayretle farkettim ki, bekleme salonunda benden başka durumu olağandışı bulup, huysuzlanan fazlaca kişi bulunmuyor..
Birçok kişi eline kitap almış, kitabını okumaya koyulmuş...
Sanki bekleme salonunda değil, bir kütüphanenin okuma salonunda bulunuyorlar...
Tablo, Paris’te, Londra’da trenlerde, metrolarda gördüğü tablodan hiç farklı değil...
İnsanlar kitap okuyor, bekleme stresinden uzaklaşıyor, kafalarını yeni fikirlerle besliyor, huzursuzluk yerine keyif besliyorlardı...
Boşa giden saatleri, dakikaları size ilham veren düşüncelerle beslediğinizde, bilinmeyeni bildiğinizde ruh haliniz değişiyor, yaşamın olumsuzluklarından arınıp mutluluğa doğru kanatlanıyorsunuz...
Kendinizde öğrenme arzusu geliştirmek, inanılmaz heyecanlı bir serüven...
Öğrenme arzusunu bir de gazete yerine kitaplardan edinmeye başlarsanız, tamamen başka bir dünyaya ve düzleme atlıyorsunuz...
Artık sohbetlerinizi kitaplarda size ilham veren fikirler üzerinden yapıyorsunuz...
İç diyaloglarınız kitaplardan gelen mucize bilgilerle besleniyor...
Hayatın bir anda hem içinizde hem dışınızda zenginleştiğini farkediyorsunuz...
Son birkaç yıldır günlerim, her geçen dakika, daha fazla miktarda, kitap, film, cd ve internetin bilgi ve duygu dolu dünyasında geçiyor...
Çok zengin ve macera dolu bir yer burası...
Bazen birkaç kitaba aynı anda daldığımı farkediyorum...
Biraz ondan biraz bundan okuyorum...
Sanki iki ayrı konuk var karşımda ve ben iştahla ikisinden de birer parça sohbet tatma çabasındayım...
Kendinizde öğrenme arzusu geliştirdiğinizde, kendinizi geliştirdiğinizi farkedeceksiniz...

