Haberin Devamı
Boşuna konuşmuyor Abdullah Öcalan...
Yılmaz Güney yıllar önce Abdullah Öcalan’a ‘yerime sahte bir Kürt sanatçıyı hazırlıyorlar...’ demiş...
Bu sanatçı da İbrahim Tatlıses‘miş...
Abdullah Öcalan, üzerinden 30 yıl geçtikten sonra bu konuşmayı gündeme getiriyor...
Elbette onun gibi bir kişilik, tesadüfi laflar etmeyecek...
Direkt mesaj var içinde...
İbrahim Tatlıses’in, Tayyip Erdoğan tarafından AKP’den aday yapılacak olmasına yönelik mesajlar onlar...
Zaten şöyle devam ediyor avukatlarıyla konuşmasında Abdullah Öcalan:
“Konser başına 150 bin lira, 200 bin lira, 250 bin lira alıyor... Bu kadar para türkü söylemek için alınmaz... Para kazanmak için yapılır... Türkü söylemek istiyorsan sanat, kültür komiteleriyle konuşur söylersin...”
İbrahim Tatlıses’i gayet bilinçli bir söylemle “Kürt oylarından uzaklaştırmak istiyor” Abdullah Öcalan...
İbrahim Tatlıses’e silahlı saldırı olduğunda, bu suikastin, PKK tarafından yapılıp yapılmadığı ciddi bir soru işaretiydi polis ve hatta Tayyip Erdoğan için...
Hatırlarsanız, Tayyip Erdoğan dört kez hastaneyi arayıp İbrahim Tatlıses’in sağlık durumunu öğrenmeye çalışmıştı...
Bir Başbakan’ın; Tatlıses gibi bir sanatçının sağlık durumuyla ilgilenmesi elbette doğal, ancak 4-5 kez araması ve nasıl olduğunu sorması, “geleceğe matuf bir siyasi planın” da göstergesi...
Nitekim Tayyip Erdoğan’dı açıklayan, İbrahim Tatlıses’in kendisine gönderdiği mesajı...
“Partinizden aday olayım veya olmayayım önemli değil... Ben ve etrafımdaki dostlarım sizin delikanlı tavrınızı seviyoruz...”
İbrahim Tatlıses belki de ilk aşamada AKP tarafından aday gösterilmeyecekti, ancak vurulduktan sonra etrafında oluşan inanılmaz sevgi çemberi Tatlıses’i yeniden hayata döndürdü ve eski günlerindeki popülaritesine getirdi...
Şu an itibariyle İbrahim Tatlıses “Silahlı saldırıdan beyninin ortasından kurşun geçmesine karşın kurtulabilmiş mağdur bir sanatçı...”
Üstelik yılların İbrahim’i o ve ölümle burun buruna geldiğinde, kanıksanan İbrahim yeniden beyinlere flash’landı...
Şimdi Abdullah Öcalan’ın Yılmaz Güney’e atfen, “yerime sahte bir Kürt sanatçı hazırlıyorlar... İbrahim’i...” demesi, bu polülaritenin AKP’ye kaymasını önlemeye yönelik...
Elbette politika bu...
İbrahim Tatlıses de soyunduğuna göre, “psikolojik baskıların ortasında” kalacaktır...
Durumunu daha fazla güçleştirmek istemediğim için adını vermek istemediğim bir Kürt sanatçı dostum vardı...
Arada derede ne baskılar yediğini ben çok yakından biliyorum...
Nasıl korumalarla dolaşmak zorunda kaldığını...
Sivil itaatsizlik, ileri demokrasi, “Kürt sorununda özgürlük arayışları”, eşit ve özgür birliktelik...
Ne güzel ve ne anlamlı sloganlar bunlar!!!
Ne ki burası Ortadoğu?..
Bu sözcükler ve sloganlar çoğu zaman güzel kamuflajlardır...
Şiddet, suikast, pusu, baskı, zulüm bu topraklarda her düzeyde kol gezer...
Kim vurdu acaba İbrahim Tatlıses’i?..
İSMİNİ ADNAN MENDERES’TEN ALDI... KADERİ İSMET İNÖNÜ’YE BENZEDİ... ADNAN POLAT’IN İLGİNÇ HAYATI... AZ SONRA...
Bu hafta Eylem bana yakından tanıdığım Adnan Polat’ı sordu Pazar Vatan’daki röportaj için...
Tanıdığım Adnan Polat’la ilgili röportajın sorularını yanıtlarken, iş öyle yerlere gitti ki, sonunda ben de söylemiş olduklarıma şaşırdım...
Fakat bire bir doğruydu söylediklerim...
Adını Adnan Menderes’ten alıyor Adnan Polat...
Babası Adnan Menderes’in yanında çalışıyor...
Ancak kaderi, Adnan Menderes’e değil, en büyük rakibi İsmet İnönü’ye benziyor...
Şaşırtıcı bir benzerlik bu...
Yarın Pazar Vatan’da Rehu Muhtar’la Şehir Kulübü köşesinde, gizemli benzerlikleri ve ilginç bir hayat öyküsünü okuyacaksınız...
Neme lazım...
Kendi söylediklerimin promosunu kendim yapayım dedim...
SHOW TV yıllarında da böyle yapardık biz...
Deli gibi bir ekip vardı...
Kimsenin yapamayacağı haberleri, röportajları, rüşvetleri, skandalları bulur çıkartırdı...
Bunca güzel haberin, harcanan onca emeğin “tanıtımsız heba olmasına” razı gelmezdi gönlüm...
Promo yapın tanıtım mükemmel olsun derdim...
Haberin promosonun tanıtımının, haberin kendisi kadar güzel olmasını isterdim...
Uğraşır didinirdi çocuklar...
Ortaya insanı heyecanlandıracak, gerçekten emeğin hakkını verecek promolor hazırlarlardı...
“Promoyu yayın şefliğine verin” derdim, “akşama kadar ara ara girsinler...”
Bir saat sonra çocuklar gelirlerdi, “Abi, kanalın akşamki dizilerinin tanıtımı varmış... Akşama kadar ancak iki kez girebileceklermiş...”
Yerimde duramazdım...
“Haber” demek, hele hele çarpıcı bir habere imza atmak demek, her şey demekti gözümde...
Gözümün önüne Milliyet gazetesinde 9 sütuna manşet olduğum günler gelirdi...
O çocukların da, “manşet olmayı en az benim kadar hak ettiklerini” düşünürdüm...
Ancak televizyon kanalını sadece “haber”den ibaret yapmanın olanağı yoktu...
Dizi olacaktı, yarışma olacaktı, eğlence olacaktı ki televizyon para kazansın işler dönsün...
Sonunda kendi çözümümü kendim bulmuş, kendi kendime formülü yürürlüğe sokmuştum...
Saat başı iki dakikalık “ara haber”lerimiz vardı...
Bütün “haber programları gibi” ara haberlerin sorumluluğu da bendeydi...
“Her saat başı ara haberlerin sonuna akşama yayınlanacak özel haberin promosunu girmeye başlamıştım...”
Böylece en azından 6-7 kez “akşamki heyecanlı haber”in promosunu izleyici görürdü...
Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye başlamıştık yani...
Gerçi bir süre sonra “Saat başı değil de, 2-3 saatte bir ara haberleri yayınlasak” yollu teklifler de gelmedi değil...
Neyse...
Olabildiğince kendi göbeğimizi kendimiz kestik...
Şimdi SHOW Haber’deki ekip her biri bir yerde...
Başka başka televizyonların başında...
Ben yalnızım...
Yine ne olur ne olmaz...
Ben kendi göbeğimi kendim keseyim!..
Şöyle;
“Adnan Polat’ın hayatındaki ilginç tesadüf...
Adnan adını, Adnan Menderes’ten esinlenerek aldı...
Kaderi İsmet İnönü’ye benzedi...
Tesadüfün böylesi ve hayatın kendisi...
Yarın Pazar Vatan’da...
Şehir Kulübü köşesinde...
Azzz sonra!..”

