Muhatabım bir kadındı...
Okumuş, yazmış, kültürlü, dil bilen, siyasetin içinde aktif rol alan bir ünlü bir kadın...
Karşılıklı beyin fırtınası yapıyor nasıl bir Cumhurbaşkanı adayının Türkiye’ye “ilaç gibi dokunabileceğini“ konuşuyorduk...
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül gibi bilinen adayların dışındaki isimleri kapsayan bir ufuk turuydu...
Bir an bana dönüp;
-”Kadınların hayallerini yakalayabilen yeni bir aday var mı ki?..“ dedi...
-”Bazı yeni lider adayları, yeni isimler kadınlarla çok iyi iletişim kurduklarını söylüyorlar...“ dedim...
-”İletişim ya da ilişki kurduklarını söyleyenlerden bahsetmiyorum...” dedi...
-”Onların arasında kadınların hayallerini yakalayabilen birisi var mı?.. Hayallerden söz ediyorum, iletişim veya tek tek ilişkiden değil... Var mı böyle birisi?.. Yok... O zaman geçmiş olsun...”
Kadınların hayallerini yakalayabilmek!..
Politikacıların bir kısmı, politikacılara gönüllü danışmanlık yapan gazetecilerin önemli bir bölümü ve elbette erkeklerin ezici bir çoğunluğu, “kadın hayallerini yakalamak meselesine; kadınla ilişki, ya da iletişim“ meselesi olarak bakar...
Yakışıklı, hoş görünümlü, bakımlı, iyi giyimli, metroseksüel olup, kadınların elini tutan, ona hoş göründüğünü sanan; dokunmatik liderlerin; “kadınları etkilediğine“ inanır...
Oysa bir politikacı için, kadınları etkilemek, onlarla ilişki kurmak ya da iyi iletişim sahibi olmak demek değildir...
Onların “hayallerini etkilemektir, hayallerinde yer alabilmektir...”
“Kadını oy vermeye motive eden hayalin“, metroseksüellik olduğunu sanmak, hoşluk ve sempatik güzel görüntüleri, imaj parlatmaları, kadın dünyasının hayallerine girmek için yeterli saymak bu konuda hiçbir şey bilmemektir...
Siyasette oyların ve sandığın trendini “kadın“ belirler...”
Evi çekip çeviren, erkeği etkileyen, çocukları yönlendiren, mahallenin gündemini belirleyen odur...
Kadının hayaline ve kalbine dokunmayan hiçbir siyasetçinin başarılı olma şansı yoktur...
Bu ülkede, sınırsız para gücünün her şeye muktedir görünen etkisiyle, siyasete yön vermeye çalışanların kafalarından geçirdikleri cumhurbaşkanı adaylarına baktıkça, hüzün kaplıyor içimi...
Siyaseti belirleyen “kadın“ motifini bu kadar kaale almayan, bu derece hiçe sayan, bu kadar onu yok farz eden bir bakış açısı” baştan yenilgiye mahkum değil de nedir?..
Ne diyordu okumuş, yazmış, politikayı yudum yudum içmiş ünlü kadın muhatabım;
-”Kadınların hayallerini yakalayabilen yeni bir aday var mı ki?.. Onlarla iyi iletişim kurabilen, ya da kadınlarla ilişkileri iyi olanlar demiyorum... Hayallerini yakalayabilen, hayallerine girebilen yeni birisi var mı?.. Onu soruyorum... Yok... Öyleyse geçmiş olsun...”
“YAŞAMSIZ BİR ORTAMDA... ORTAMSIZ BİR YAŞAMDA HARCANDINIZ MI?..”
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?..
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?..
Gecikmiş bir gizlemi
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?..
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?..
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı?
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı?
Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı?..
Doğruluğun yönünde
Doğruların önünde
Aklandınız mı?
Ortamsız bir yaşamda
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?..
Özdemir Asaf
Bana bugünün Türkiye’sinde yaşadığın hayatı anlat deseler, Özdemir Asaf’ın “Çağrışımlar“ şiirini anlatırdım herhalde...
Şiiri ve edebiyatı, hayatı ve yaşadıklarımızı “geniş, derin ve duygularla bezenmiş bir pencereden anlatabildiği için“ seviyorum aslında...
“Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?..” diyor Özdemir Asaf...
Birçoğumuzun yüreğinin derinliklerinde hissettiği sözü, bu derece veciz hangi satırlar anlatabilir?..
Ortamsız bir yaşamda mesleğimi yapamıyorum...
Mesleğimi yapabileceğim şartlar mevcut değil yaşadığım coğrafyada...
Ortamsız bir yaşamım var yani...
Çevremde, yaşam varmış gibi de görünmüyor...
Herkes güya yaşayabilmek ve ayakta kalabilmek için, karşısındaki öldürüyor...
Ne bir mutluluk kıpırtısı, ne bir heyecan fırtınası, ne bir aşk çarpıntısı, ne bir yaratıcılık kasırgası...
Hiçbirinden eser yok, çevremde ve civarımda...
Özdemir Asaf’ın dizeleriyle “yaşamsız bir ortamda bulunmaktayım“ delicesine...
Dizelerinde soruyor usta?..
“Harcandınız mı?..”
Buna “evet“ cevabı vermeyecek adamın zaten harcanacak bir şeyi yok demektir...
Kendimi geçtim...
Çocuklara ne olma umudunu ve hayalini vereceğim istikbalde?..
Dünya çapında bir sanatçı mı?..
Bir piyano virtüözü mü?..
Bir tenis şampiyonu mu?..
Bir basketbol ilahı mı?..
Dünya mimarisine adını yazdırabilecek bir meslek gustosunun rüyasını mı?..
Amerikan televizyon şovları hazırlayacak bir televizyon starının ustalığına sahip olma hayali mi?..
Objektif ve kimselere bağlı olmayan bağımsız bir gazeteci olma ihtimali mi?..
Hangisini onlara “ihtimal olarak“ sunabileceğim...
Hiçbirini...
Burada bu koşullarda çocuklarımın dünya çapında olabilecekleri tek şey, şair ve yazar olabilmeleri...
Ortam şiir ve roman, öykü yaratmaya müsait çünkü...
Özdemir Asaf’ın dizelerindeki gibi;
Ortamsız bir yaşamda
Yaşamsız bir ortamda
Harcanmaktayız çünkü...

