Kadınlardan erkekliği öğrendim... Küçük kızımdan kadınları öğreneceğim...

Haberin Devamı

Büyük kızımdan öğrenemiyorum... Fırsatım olmuyor...
Haftanın büyük bölümü annesinde kalıyor...

An be an gözlemek, babasıyla ilişkisinden, erkeklerle müstakbel ilişkilerine çıkarsıma yapmam mümkün olmuyor...

Ancak Hürriyet’te İzzet Çapa’ya röportajında söylediğim gibi, “Kadınlardan erkek olmasını öğrenmiştim... Kadınları ise küçük kızımdan öğrenecektim...”

***


Kısa aralıklarla yanıma geliyor küçük kızım...

Bana sarılıyor...

-”Seni bugün çok sevdiğimi söylemeliyim babacığım...” diyor...

Yaklaşıyor, sarılıyor ve öpüyor...

Sırtını bana dayayarak yanımda uzanıyor...

Beni deniyor...

İsteklerine nasıl cevap vereceğimi sınıyor...

İsteklerinin babası tarafından, her zaman yapılabileceğini görmek istiyor...

Deney başarılı oldukça mutlanıyor...

Mutlandıkça yeniden deniyor...

Babasını çok sevdiğini hissediyor...

Hissettiriyor...

Söylemekten çekinmiyor...

Dokunuyor...

Burnunu burnuma değdiriyor...

Saçını okşatıyor...

İlgi başkasına kaydı mı; mutlaka ilgi çekecek bir şey buluyor...

***


İlgi yeniden kendisine dönmezse huysuzlanıyor...

Hıncını bulduğu birinden, yoksa o birisi; bizzat sahibinden yani babasından çıkartıyor...

Babası üzülürse, bu sefer onu üzdüğüne üzülüyor, bu sefer kendisine sinirleniyor ve ağlıyor...

Her halükarda haksız duruma düşmemek için, demagojiye yelteniyor...

Kesin olan tek şey var;

Baba sevgisini kaybetmemek için, her yolu deniyor, deneyerek öğreniyor...

***


Babasının aşkı olan, bir kız arkadaşım; baba-kız aşkının hayattaki yansımasını anlatırken, ilk erkek arkadaşının kendisine söylediği bir sözü aktarıyor...

Genç erkek; kız arkadaşıma şöyle diyor:

-”Hayata alacaklı gelmiş gibisin... Neden acaba?..”

Kız arkadaşım bu sözün; babasıyla her şeye kadir ilişkisinin; erkek arkadaşına yansımasının neden olduğunu söylüyor...

Sonra da devam ediyor;

-”Babam için ben her şeydim... Ama hayat böyle kalmadı... Yaşam sivriliklerimi törpüledi... Ben de zamanla erkeklere; babama davrandığım gibi davranamaz oldum...”

***


Kız arkadaşım bu sözleri kendisinin nasıl normalleştiğini anlatmak için aktarıyor...

Güya bu şekilde normalleştiğini, zaaflarından kurtulduğunu, erkeklere acı çektirmekten vaz geçtiğini anlatıyor...

Oysa o anda gözümün önünden bir gölge geçiyor...

Kızımın yaşayacağı “törpülenme süreci“ denilen şeyin; erkeklerle nice inişli çıkışlı ilişkide; nice acılarla, sayısız dramlarla, şeylerin onun isteklerine göre belirlenemeyeceği gerçeğinin yüzüne vurulmasıyla, oluşacağını fark ediyorum...

Bir hüzün beliriyor yüzümde... Bir gölge geçiyor gözlerimin önünden...

***


Çok ünlü ve çok güçlü bir babanın bir zamanlar; damadıyla ilgili söylediği o söz geliyor aklıma...

Damadını nasıl bulduğu sorusuna şöyle diyordu;

-”Nasıl olursa olsun?.. Beni ilgilendirmez... Kızımı üzmesin yeter...”

Hayret ediyordum, güçlü ve ünlü babanın bu sözlerine o zamanlar...

Türkiye’de milyonları sarsan bir karizmanın damadından bütün beklentisi;

“Kızımı üzmesin yeter“den ibaret mi olmalı diye düşünüyordum...

***


Zeka cinse göre değil kişiye göre değişiyor...

Ve fakat zeka seviyesi ne olursa olsun, kadınlar erkeklere oranla çok daha akıllı oluyorlar...

Erkek saflığının aksine, kadınlar daha komplike ve çok boyutlu bir zekanın sahibi gibiler...

Kızımı adım adım izliyorum...

Bir kadının oluşum sürecini, çocukluk yıllarından itibaren, bire bir yaşıyorum...

Her şeyi “tereyağından kıl çeker gibi almaya uğraşıyor...”

Bunu çoğu zaman başarıyor; babasını hemen hiç tartışmaya girmeden ikna ediyor...

***


Ne ki arada bir, isteklerinin anlamsızlığından, veya kendi dışındaki nedenlerden, arzuları gerçekleşmediğinde, ne yapacağını bilemez bir hal alıyor...

Saldırganlaşabiliyor...

Kardeşinin ya da başkalarının haklarına tecavüz edebiliyor...

Durumu bir şekilde kabullenmeye yanaşmıyor...

Kadınların, istekleri olmadığı zaman ne kadar tehlikeli olabilecekleri durumları, çocukluktaki ilk izdüşümlerinden, 5 yaşındaki kızımın üzerinde izliyorum...
Yine de gölge bir türlü gitmek bilmiyor gözlerimin önünden...

Kızlarımın; hayatın ve erkeklerin karşısındaki doğal törpülenme süreçlerine nasıl katlanacak acaba bu yürek diye soruyorum kendi kendime?..

Hayatta kalarak katlansa bir dert, hayatta kalmadan öteki dünyadan katlanmak zorunda kalsa daha büyük bir dert... Gölge, sis oluyor gözlerimin önünden geçerken...

Yüreğim sıkışıyor...

Yavrum!..

ORHAN VELİ’NİN AŞK HEZEYANLARI...

Çok büyük bir hata yaptım... Orhan Veli’yi çok sevdiğimi bilen bir kız arkadaşım; şairin hayatına damgasını vuran sevgilisi Nahit Hanım’a yazdığı aşk mektuplarını içeren kitabıyla, Yapı Kredi’nin yayınladığı şiir kitabını bir paket yapıp bana gönderdi...

Paket; gazeteden gelen kolilerle karıştığı için, yayınları “Yapı Kredi Yayınları bana göndermiş“ dedim yazımda Orhan Veli’nin mektuplarını alıntılarken...

Oysa Yapı Kredi sadece basmış o kitapları...

Bana gönderen, benim Orhan Veli’yi çok sevdiğimi bilen bir kız arkadaşım...

Bu hata iyi oldu aslında...

Hatayı düzeltirken; bugün Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı bir aşk mektubundan birkaç satır yazma fırsatı doğdu...

***


“Nahit,

Beklediğim mektubunu aldım...

Alıncaya kadar çok neşesizdim...

Şimdi o neşesizlik bir hayli geçti, ama büsbütün de dağılmış sayılmaz...

Mektuplarında tuhaf bir hava var, yadırgıyorum...

İstemeye istemeye yazıyormuşsun, zorla yazıyormuşsun gibime geliyor...

Buna hem seyrek yazışından, hem kısa yazışından, hem de hiçbir şey söylemeyişinden hükmediyorum...

Hani seninle konuşurduk...

Ben sana; ‘Mektuplar seyrekleşir, seyrekleşir, günün birinde hiçbir şey yazılmaz olur...’ derdim...

Beklemiyorsan, yazdıklarım seni hiç alakadar etmiyorsa, boşu boşuna senin rahatını kaçırmayayım...

kendi o halde düşündükçe ne kadar çok keyfim kaçıyor bilemezsin...

...

İyi şeyler yazarsan sevineceğim...

Anlatabiliyor muyum canım sevgilim?..

Orhan Veli...”

DİĞER YENİ YAZILAR